Header Reklam

Prof. Dr. Özden Ağra: “Geleceği, iyi yetiştirdiğimiz çocuklarımız güzelleştirecek”

09 Mart 2021 Dergi: Mart-2021

Yıldız Teknik Üniversitesi/Prof. Dr. Özden Ağra: 

“Geleceği, iyi yetiştirdiğimiz çocuklarımız güzelleştirecek”

8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü, malum… Biz de bu anlamlı gün için dergimizde başarılı bir kadın profili ağırlamak istedik. Yaşam öyküsüyle, azmiyle, başarılarıyla, yetiştirdiği öğrencileri, gerçekleştirdiği projeleri ile Türkiye’nin aydın kadınlarından Prof. Dr. Özden Ağra, tüm samimiyeti ile yanıtladı sorularımızı. “Kadınların ihtiyacı olan tek şey fırsat eşitliğidir” diyor Özden Hoca, “Fırsat verildiğinde kadının başaramayacağı hiçbir şey yok”. Söylediği cümlelerin bir tekine bile katılmamak imkansız… Buyurun, kararı siz verin…  

Mesleğim, kişiliğimle örtüşüyor

Ben demokratik bir ailede büyüdüm. Babam ticaretle uğraşırdı, annem ev hanımıydı. Nişantaşı Kız Lisesi mezunuyum. Liseden sonra üniversitede okuyan kuzenlerimden hep “kimya mühendisliği” ya da “eczacılık” üzerine eğitim almam için yönlendirildim ama benim gönlümde yatan aslan, makine mühendisliği idi… Elbette bunu dile getirdiğimde ailemin kafasında bir soru işareti oldu. Ama ben, kendi hayalimin peşinden koşmaya azmettim ve tercih listeme makine mühendisliğini ekleyip kazandım. Üniversitede 100 kişilik sınıftaki 5 kız öğrenciden biriydim. Derslerimde başarılı olduğum için öğrenimim boyunca gönüllü olarak öğrencilere ders veriyordum. Aslında geriye dönüp baktığımda, bütün parçaların birbiri ile birleşerek beni bugün bulunduğum noktaya ulaştırdığını görüyorum. Çünkü makine mühendisliğini de çok seviyordum, bilgilerimi paylaşmayı da… Bugün icra ettiğim mesleğimin kişiliğimle tam oturduğunu söyleyebilirim... 

Bana ‘Yapamazsın’ diyen herkese söyleyebileceğim tek cümle şu: “Yaptım ve iyi ki yapmışım!”

Çok keyifli bir üniversite sürecim oldu; arkadaşlarımın neredeyse hepsi ile hâlâ görüşüyorum. Üniversite biter bitmez hem master hem de işletme iktisadı eğitimlerine başladım. Lakin o dönemde babamı kaybettim, ardından özel hayatımda birtakım olumsuzluklar yaşadım ve buna rağmen yüksek lisansımı tamamladım.  Akademisyenlik sürecim her ne kadar sekteye uğramış olsa da yılmaya niyetim yoktu. Hayatımı değiştirmeye, kendime ışıklı bir yol çizmeye karar verdim. Hayatımın dönüm noktasında bana yardımcı olan üç harika isim oldu: Rahmetli Prof. Dr. Doğan Özgür, Prof. Dr. İsmail Teke ve Prof. Dr. Seyhan Uygur Onbaşıoğlu. Özellikle sevgili Seyhan Uygur Onbaşıoğlu’nun bir kadın olarak destekleri çok kıymetli benim için. Ben 35 yaşıma bir ay kala doktora eğitimime başladım -Biliyorsunuz; 35 yaşına girdikten sonra akademik kariyer yapamıyorsunuz-. Doktoramı, Arçelik’te rahmetli Prof. Dr. Ahmet Rasim Büyüktür Hocamızın aracılığı ile aldığımız bir projeyle yaptım. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim; doktora sırasında kendimden on yaş küçük insanlarla birlikte asistan olarak çalışıyordum. Ama hiçbir zaman bunu bir sorun olarak görmedim, komplekse kapılmadım ve onların verdikleri işlerden de gocunmadım. Ben hep işimi en iyi şekilde yapmaya çalıştım. Çünkü azimliydim ve egomun peşinden koşarsam çıktığım yola taş koyacağımın bilincindeydim. Gelgelelim, benim çalışmalarım, bazı hareketlenmelere sebep oldu. Birlikte mezun olduğum arkadaşlarımı on yıl geriden takip etmeme rağmen yakalamayı başarmıştım ve inanır mısınız bunu sindiremeyenler bile oldu… Doktoramı bitirdikten sonra bana yardımcı doçentlik verilmeyeceğini öğrendiğimde şunu yaptım: Yayınlarımı hazırlayıp direkt doçentlik aldım. Böylece hayatın benden çaldığı on yılımı da geri aldım. 3 yıl önce 8 Mart’ta profesör unvanımı aldım. Bu, benim için harika bir “Kadınlar Günü” anısı, armağanı oldu. Yolum hiçbir zaman kolay değildi. Çok fazla engeli aşmak zorunda kaldım. Üstelik “yapamayacağımı” söyleyenler de bir hayli fazla oldu. Bugün onlara söyleyebileceğim tek cümle şu: “Yaptım ve iyi ki yapmışım!”

Rekabetin en güzeli, etik olanı ve gelişime hizmet edenidir

Bir konunun altını kırmızı kalemle çizmek gerek: Kadınların, kadınlar ile rekabet ederken bile birbirlerine destek olmaları gerektiğine inanıyorum ben. Çünkü zaten çok zor koşullarda var olmaya çalışıyoruz. Önümüze sürekli olarak çıkan ve ön yargılarla örülmüş duvarları yıkmak için savaşıyoruz. Bu çetin yolda bir de kadınlar birbirlerine çelme takmaya çalışırsa mücadelemiz kat be kat zorlaşıyor. Kadınların birbirlerini güçlendirmesi gerektiği bilincini öğrencilerime de daima aşılamaya çalışıyorum. Rekabetin en güzeli etik olanı ve gelişime hizmet edenidir. Diğer türlüsünün kimseye bir faydası olmaz... 

Atatürk’ün açtığı yolda yürürken, o yola bilimle, araştırma-geliştirme çalışmalarıyla, başarılarla dolu taşlar koymanın derdindeyim

Ben “memur akademisyenliği” hiç benimsemedim. Akademisyenlerin çalışması ve bulundukları yeri hak etmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü çocuklar, eğitim sistemimizdeki sorunlar sebebiyle, oldukça eksik başlıyorlar üniversiteye. Bizlerin bu durumda iki kere çalışması, onları hem mesleki hem de etik değerler anlamında yetiştirmesi, eğitmesi gerek. İsimlerimizin önünde taşıdığımız sıfatlar bize bu sorumluluğu yüklüyor. Geçmişte yaşadığım talihsizliklerden daima ders aldım. Aldığım dersleri öğrencilerime de birer tecrübe olarak aktardım. Onlara çok çalışmalarını, hayata, ekonomiye, bilime ve kendilerine fayda yaratacak işler yapmaktan asla vazgeçmemelerini öğütlerimdim. Bunu başarabilmeleri için önlerinde hangi kapılar varsa, açmalarına yardımcı oldum, iş bulmalarına, çalışmalarına, araştırma faaliyetlerine hep destek oldum, olmaya da devam edeceğim. Ben Atatürk’ün açtığı yolda yürürken o yola bilimle, araştırma-geliştirme çalışmalarıyla, başarılarla dolu taşlar koymanın derdindeyim. İşe başlayan öğrencilerime diyorum ki “biz bugün sana yardımcı olduk, sen yoluna devam edeceksin ama yarın bir başka yeni mezun olan arkadaşını sana göndereceğiz, sen de onun elinden tutacaksın”. Birbirimize destek olmaktan asla vaz geçmemeliyiz. Çocuklara hep bir tutkunuz olsun diyorum; hedefler koyun ve çok çalışarak hedeflerinize ulaşın. Benim hedefim bugün bulunduğum yere gelebilmekti, geldim. Bugün de gerçekleştirdiğim hayali hak edebilmek için durmaksızın çalışıyorum. 

Yapılması gereken ilk iş; ön yargıların yıkılması…

Teknik üniversitelerde kız öğrenci sayıları genellikle çok az oluyor. Bugün bile mesela makine fakültesine 300-350 öğrenci giriyor, bunun 20-25’i kız öğrenci… Şahsen, mezun olan kız öğrencilerimi de bırakmıyorum. Yaklaşık 150 kişilik bir online grubumuz var. Orada kız öğrencilerimiz birbirleri ile tanışıyor ve birbirlerine destek oluyorlar. Yıldız Makine Fakültesi’nin Makine Teknoloji Kulübü, bilindiği üzere faaliyetleri ile oldukça aktiftir. Yıllardır kulübün başkanı hep erkek öğrenci oluyordu. Biz bu kez bir kız öğrencimizi kulüp başkanı yapmayı başardık. Gördük ki, kadının değdiği her yerde muhakkak bir farklılık oluyor. Bir kere üslup hemen değişiyor; yardımlaşma artıyor. Yapılması gereken ilk iş, ön yargıların yıkılması… Bizler bunun için kız ve erkek öğrencilerimizin birlikte ve eşit koşullarda çalışmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Mesela kaynak işini sadece erkek öğrenciler yapmıyor; kızlar da yapıyor. Kimse “sen kadınsın dur erkek yapsın” demiyor. Üniversite-sanayi işbirliği sorunu bilindiği gibi büyük bir sorun ve çok iyi iletişim kurmayı gerektiriyor. Burada hocalarımıza çok iş düşüyor. Sanayide bazı firmalar kız öğrencilere karşı çekimser yaklaşım sergileyebiliyorlar. Bizler öğrencilerimizi iyi tanımalı ve doğru firmalarla iletişim kurmalarını sağlamalıyız. Benim bir kız öğrencim şu anda Rönesans ile Rusya’da şantiyede çalışıyor ve çok başarılı. Dünyanın Almanya gibi, Japonya gibi gelişmiş, markalaşmış ülkelerine baktığımızda sanayide kadın-erkek ayrımının olmadığını görüyoruz. Kadınları ve erkekleri eşit iki iş gücü olarak görüyor ve bu iki bacağı da doğru şekilde kullandıkları için çok daha sağlam adımlarla yürüyor ve büyüyorlar. Bu noktada eğitimciler olarak bizlerin çocuklarımızın yolundaki engelleri kaldırmamız, sanayicilerin de o yola bir ışık tutmaları gerekiyor. Bunu yaptığımızda görüyoruz ki çocuklarımız bizleri büyük bir hızla geçiyorlar. Geçsinler de…  Çünkü ancak böyle gelişebilir ülkemiz, dünya, bilim… 

Kadınların ihtiyaç duyduğu tek şey fırsat eşitliğidir

Kadınlar sabırlı, üretken, mücadeleci, istikrarlı, disiplinli, çok yönlüdür. Doğası böyledir kadının… İş yerinde mesaisi biter; evde mesaisi başlar. Çocuğuna iyi bir anne, kocasına iyi bir eş olmaya çalışır. Erkeklere kıyasla kadınlar çok daha fazla koşturuyor ve bütün bu koşuşturmacayı başarıyla sürdürebiliyor, yönetebiliyor. O halde kabul edilmesi gereken, “kadının başaramayacağı” düşüncesinin tamamen bir ön yargı olduğudur. Kadınların ihtiyaç duyduğu tek şey fırsat eşitliğidir. Fırsat eşitliği sağlandığında kadının başaramayacağı hiçbir şey yoktur. İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Margaret Thatcher, Angela Merkel gibi örneklere bakıldığında kadınların yöneticilikte de çok başarılı olduklarını görüyoruz.

Kadının adı VAR!

Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler bu yılı “kadın liderliği” yılı olarak ilan etti. BM tarafından yapılan çalışmalar, araştırmalar da gösteriyor ki kadınlar, özellikle pandemi sürecinde, bugüne kadar bin bir güçlükle elde ettikleri bazı hakları kaybetmiş durumda. Mesela Covid-19 sebebiyle kreşlerin kapanması, özellikle çocuklu kadınların iş hayatından çekilmek zorunda bıraktı. Çünkü kadın ve erkek maaşlarındaki eşitsizlik, yani erkeklerin kadınlardan genellikle daha yüksek maaş alıyor olması, mecburen taraflardan kadın olanının işi bırakmasını gerekli kıldı. Yine tüm pandemi sürecinde çok büyük zorluklara göğüs geren kadınlar, pek çok ülkede erkeklere kıyasla %11 civarında daha az maaşla çalışıyorlar. Türkiye’de zaten daima yüksek seyreden aile içi şiddet oranı, pandemiyle birlikte hem ülkemizde hem de dünyada korkunç seviyelere ulaşmış durumda. Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda 153 ülke arasında 130. sıradayız. Bu çok acı… Türkiye’de 2 milyon 600 bin kişi okuma yazma bilmiyor ve bunun 2 milyon 200’ü kadın… Üstelik o kadınların kendileri okumamayı tercih etmiyorlar, cehalete zorlanıyorlar. Okutulmuyorlar. Ülkemizde çalışan 7 milyon kadın var ve bu 7 milyon kadının da sadece %2’si kendi işinin sahibi. Gerisi maaşlı çalışan. Bunların içinde çok büyük bir oran tarım işçisi… Bütün bunlar çok büyük kayıplar ve bunları kabul etmemeliyiz. Kadının Adı Yok diye bir kitabı vardı ya hani Duygu Asena’nın, bence artık hep birlikte şunu haykırmamız gerek dünyaya: Kadının adı VAR! 

Bir eylem, iyilikten doğup iyiliği hedefleyip iyilikle neticelendiğinde herkesi mutlu ediyor

Bireysel olarak da bakış açımızı değiştirerek kadınlarımızı desteklememiz mümkün. Ben mesela hiçbir arkadaşıma mağazadan hediye almıyorum. Her birinin kadınlar tarafından üretilmiş olması koşulu ile Antakya’dan salça, Aydın’dan incir, Çorum’dan leblebi alıyorum. Bu hediyeler herkesin çok hoşuna gidiyor çünkü onlara gelen hediyenin başka bir yerde daha faydaya dönüştüğünü biliyorlar. Okulun bir etkinliğinde hocalarımıza Düzceli kadınlarımızın ördükleri pazar filelerini armağan ettik mesela, çok beğenildi. Şuna yürekten inanıyorum: Bir eylem, iyilikten doğup iyiliği hedefleyip iyilikle neticelendiğinde herkesi mutlu ediyor.
Bölgesel çalışacak dernekler, kooperatifler, köy enstitülerine benzer yapıların kurulması elzem... 
Mesela “çalışan erkek” kavramı yok ama “çalışan kadın” diye bir kavram var… Çalışan erkek hiçbir firma için özel değilken kadın çalışan sayısının fazlalığı şirketler için reklam malzemesi… 2010 yılında uzaya dört kadın astronot gitti; haber, Türk medyasında “uzayda kadınlar matinesi” manşetiyle verildi… Bakın bu bir bakış açısı ve medya bile bu çirkin yargıyı destekliyor. “Kadınsa yapamaz!” algısı, yıkılmak zorunda.  Bir şeyler değişmeli… Başka yollar denenmeli… Her sene ülkemizin belli bölgelerine yardım yapılıyor; şu kadar çocuğa ayakkabı alındı bu kadar çocuğa mont alındı vesaire… Aslına bakarsanız çocuklar çok hızlı büyüyorlar ve birkaç ay sonra gönderilen giysiler çocuklara olmuyor ve yine o çocuklar muhtaç halde kalıyorlar. Oysa çocuklarımızın annelerini üretebilir, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilir, çalışabilir, para kazanabilir hale getirebilirsek, çok daha büyük bir iş başarmış olacağız. Oradaki atıl iş gücünü aktif hale getirebilirsek herkesin, hatta ülkemizin kazandığı bir model yaratmış olacağız. Ülkemizde bazı bölgelerde kadın kooperatifleri kuruluyor ama sayıları oldukça az. Bunların da desteklenmesi, geliştirilmesi gerekiyor. Yine bölgesel çalışacak dernekler, kooperatifler, köy enstitülerine benzer yapıların kurulması da elzem... Yetiştirdiğimiz nesiller bu konuyu çözebilmek için sahip olduğumuz en önemli ışık. Ben gençlerimize çok güveniyorum. Geleceği, iyi yetiştirdiğimiz çocuklarımız güzelleştirecek…