Header Reklam

Dr. Hüseyin Onbaşıoğlu: Ar-Ge bir kültürdür ve doğru anlaşılamazsa beklenen faydayı getirmez

16 Mart 2020 Dergi: Mart-2020

Friterm Ar-Ge Merkezi Yöneticisi Dr. Hüseyin Onbaşıoğlu

Türkiye iklimlendirme sektöründe Ar-Ge çalışmaları ve buna paralel dijital dönüşüm ile ilgili gelinen nokta ve ötesi konularında, akademisyen, bilimci, Ar-Ge yöneticisi Hüseyin Onbaşıoğlu ile konuştuk. Kırk yılı aşkın bir geçmişe sahip, Türkiye iklimlendirme sektörünün yapı taşları arasında sayılan üretici, teknoloji geliştirici Friterm Ar-Ge Merkezi Yöneticisi Onbaşıoğlu, mesleki sivil toplum kuruluşlarında Üniversite-Sanayi İşbirliği ve Ar-Ge, İnovasyon konularına ilişkin komisyonlarda görev alıyor, eğitimler veriyor. Bu söyleşi; eğrisiyle, doğrusuyla, eksiğiyle fazlasıyla Türkiye’nin Ar-Ge ve dijital dönüşüm karnesini okurlarımızla paylaşıyor…

Ar-Ge nedir? Biz ne anlıyoruz?
Türkiye ve özellikle sektörümüzde Ar-Ge çalışmalarımızdan bahsetmeden önce, Ar-Ge’nin tanımına ve algısına göz atmamız gerekir. Ar-Ge; insan, toplum ve kültür öğelerini bir araya getirerek yeni bir bilgiyi, yeni bir süreci inşa etmemize yol açan sistematik olarak yürütülmesi, kurum kültürü tarafından içselleştirilmesi gereken yaratıcı çalışmalardan oluşan bir metodolojidir. Ancak ne yazık ki ülkemizde Ar-Ge ile ilgili yapılan tanım, daha doğrusu algı; basit performans testleri, özellikle de kalite kontrol testleri üzerine kurulu bir süreç ile ilişkilendiriliyor. Mevcut bir ürün üzerinde yapılan herhangi bir iyileştirilme çalışması Ar-Ge olarak yeterli kabul ediliyor. Oysa nitelikli Ar-Ge ürünü üretmeden, hatta bazı durumlarda tasarımından da önce yapılması gereken bir çalışma. Ar-Ge’yi üç bölümde ele alabiliriz. Türkiye’de bu doğrultuda en çok yapılan “Ar-Ge faaliyeti” ürün iyileştirme, geliştirme hedefli mühendislik çalışmalarıdır ki, bu, nispeten en kolayıdır, firmalar kendileri bunu kendi bünyelerinde yapabiliyor. Bu, tabii ki bir Ar-Ge faaliyeti sayılabilir ama Ar-Ge’nin en basit ayağıdır. Ar-Ge’nin bir sonraki aşaması; teknoloji geliştirme çalışmalarıdır ki daha derin, daha sofistike, bilimsel çalışmalardan destek, referans alması gereken çalışmalardır. Bu aşamada, ürünün fonksiyonelliğinin artırılması, ürüne yeni bir fonksiyonun katılması, ürünün verimliliğinin görünür olan/olmayan değişikliklerle, tasarım çalışmalarıyla geliştirilmesi, artırılması hedeflenir. Bunun için “teknoloji geliştirilmesi” gerekir. Ar-Ge faaliyetlerinin üçüncü seviyesinde ise bilimsel çalışmalar vardır ki bunlar, teknoloji geliştirme çalışmaların temelini oluşturur. Bu tip çalışmalar ticari kuruluşlar tarafından değil, sadece üniversitelerde, enstitülerde yapılabilir. Ticari kuruluşlar, bu tür çalışmaların finansal destekçisi olabilir, uzman mühendisleriyle çalışmaların içinde yer alabilir. 
Teknoloji geliştirme çalışmaları ticari firmaların ar-ge departmanlarında yapılır ama üniversiteden destek alınması önemlidir. Çünkü üniversitelerde gerçekleştirilen bilimsel çalışmalardan destek alıp, o bilimsel çalışmayı kavrayıp, nasıl bir teknolojik gelişme tasarlanacağı konusunda üniversitelerin yol göstericiliğinden yararlanılmalıdır. Bazı büyük kuruluşların Ar-Ge merkezleri buna ihtiyaç duymayabilir, zira kadrolarında akademik güçlü kariyer sahibi kişiler bulunduruyor olabilir ama yine de üniversitelerin desteği yardımcı olabilecektir.
Ar-Ge; çok ciddi kaynak yatırımı gerekir: alt yapı ve insan kaynağı. Tabii ki diğer kaynaklara da ihtiyaç olabilir ama temeli budur. Altyapı derken, ilk akla gelen, dijital yazılım altyapısı ve deneysel çalışmaların yapılacağı laboratuvar alt yapısıdır.  Burada da bir yanılsama yaşanıyor. Ürünlerin performans testlerinin yapıldığı bir laboratuvar kuran herkes Ar-Ge laboratuvarı kurduğunu düşünüyor, böyle deklare ediyor ki bu doğru değil. Ar-Ge laboratuvarının ne olduğu, Ar-Ge tanımının kendisinde bulunuyor. Hedeflediğiniz yaratıcı yeniliği hayata geçireceğiniz araştırmaları, testleri gerçekleştireceğiniz bir bilim ve teknoloji ortamı…

Ar-Ge için destekler mevcut
Ama şunun altını çizmeliyiz; Ar-Ge’nin gelişmesi için çok ciddi devlet desteği mevcut. Bu süreçte lokomotif kurum TÜBİTAK’tır. KOSGEB tarafında da Ar-Ge ve inovasyon destekleri tabii ki var ama TÜBİTAK üniversitelerle işbirliği içinde daha uzun vadeli projelerin gerçekleştirilebileceği kurumdur. Sektör kuruluşlarımız, bu desteklerden istifade ederek iyi bir proje ortaya koyabilir, firmanın bilgi birikimini geliştirecek, inovasyon kültürünü güçlendirecek bir projeye dönüştürebilir. Ama yine ne yazık ki, bazı firmalar tarafından , bu imkanlar, yalnızca ihtiyaç duyulan test ve ölçüm gereçlerini almak için bile kullanılmak isteniyor. Böyle olmamalı. Ar-Ge desteği alan kuruluşlar, bunu gerçekten kendilerini teknolojik seviye atlatacak bir fırsat olarak görmeli ve doğru kullanmalı. Gelecekleri açısından, rekabetçi bir güç yaratabilmek açısından bu fırsatı doğru değerlendirmeli. 
Ar-Ge’ye bakış açımız, Ar-Ge kültürümüzün doğru yapılandırılması bağlamındaki sorunların giderilmesine yönelik STK’lar veya devlet kademelerinde gerçekten çok önemli seviyede bir şey yapılmıyor. Zaman zaman değiniliyor, fikir paylaşımları var ama yeterli değil. Bu konu, bir politika olarak, değişimi sağlayacak, bir faaliyete dönüşecek şekilde ele alınmalı, sanayicilerimizin vizyonlarını geliştirecek çalışmalar da önemsenmeli ve yapılmalı.
Ülkemizde yıllara göre Ar-Ge’ye ayrılan pay artıyor. Türkiye ortalamasında GSMH içinde Ar-Ge’ye ayrılan pay yaklaşık olarak  %1’dir. OECD ülkeleri ortalaması ise %3’tür. Almanya, Kore, Japonya gibi ülkelerde bu oran %3’ün üzerindedir. 2014 yılı verilerinde Brezilya ile Ar-Ge’ye aynı GSMH içinde aynı payı ayırıyorduk ama onların patent sayıları bizim üç katımız idi. Tabii ki bizde de patent sayısı artıyor. Belki patent prosedürleri yeterince bilinmiyor, bu konuda danışmanlık hizmetleri eksik olabilir. Ar-Ge’ye ayrılan pay arttıkça belki patent sayımız da artacaktır. Kaynakların doğru verimli kullanımı ile bu gerçekleşebilir, ayrıca kültürel bir değişimin gerektiği aşikardır.
Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliği’ndeki değişiklikler, Ar-Ge faaliyetlerini hızlandırdı. 15 kişilik ekiple Ar-Ge Merkezi, 10 kişilik ekiple Tasarım Merkezi kurulabiliyor. Türkiye genelinde Ar-Ge merkezleri sayısı 1200’ü aştı. Ar-Ge kültürü oluşturulamazsa sağlanan kaynakların ürettiği fayda sabitlenecek, kaynağı artırsanız bile fayda artmayacaktır. Bu kültür oluşmalı, ve temellendirilmelidir.. 

Friterm, 20 yıllık bir Ar-Ge kültürü
Friterm Ar-Ge çalışmalar neredeyse yirmi yıldır devam ediyor. Yeni yasal prosedürler doğrultusunda Ar-Ge’miz, 2017 yılında Ar-Ge merkezi tescilini aldı. Friterm’de Ar-Ge çalışmaları üç birimden oluşuyor: İlki tasarım birimimizdir. Bu birim; “termal tasarım “ve “konstrüktif tasarımdan” oluşuyor. Isı transferi ve termodinamik bilimlerini kullanarak hem yeni ürün tasarımı, hem ürün geliştirme çalışmaları bu birimin insiyatifinde. Konstrüktif tasarım tarafında şase yapısı, kaset yapısı olan kuru soğutucu, evaporatör, kondenser gibi fanlı ürünlerin, tasarımı ele alınıyor. Bu birim basit görünen ama kritik detayları ele alıyor: ses seviyesi ve basınç düşümleri gibi. Dünyada geldiğimiz noktada ses ve gürültü seviyesi çok önemli hale geldi. Belli bir ses seviyesinin üzerindeki ürünler, özellikle dış pazarlarda ilgi görmüyor. 
Termal tasarım tarafında, hava soğutmalı kanatlı borulu ısı değiştiriciler söz konusu olduğunda, hava tarafında ısı transferini iyileştirici çalışmalar üzerinde çalışıyoruz. Şu an devam eden bir TÜBİTAK projemiz var. 
Ürün tasarlarken kullandığımız yazılımlar konusunda çok önemli bir avantaja sahibiz: Kendi yazılım departmanımız tarafından geliştirilen, bu nedenle her yeni ihtiyaç karşısında geliştirmeye devam edebildiğimiz, esnek bir yazılım alt yapısına sahibiz. Bu yazılımın birkaç varyasyonu var. Müşteriye sunulan ürün seçim programı varyasyonu oldukça kapsamlı. Standart ürünlerin seçimi burada yapılıyor. Bir diğer varyasyon tasarım için kullandığımız OEM müşterilerimize de kullandırdığımız FrtCoils® dediğimiz bir başka versiyon. Avantajı, yeni adaptasyon gerektiren yeni akışkanlar , yeni teknolojiler geldiğinde kendi yazılımımız olduğu için kısa sürede geliştirebiliyoruz, çok özel tasarımları da bu yazılımla gerçekleştirebiliyoruz. 
Friterm’in laboratuvar birimi; deneysel verilere ihtiyaç duyulduğunda gereken deneylerin yapıldığı bir yer. Yazılımımız da burada doğrulanıyor. İki test laboratuvarımız var. Burada ürün testleri yapılıyor, yazılımla test sonuçları arasında mukayesesi yapılıyor, sonuçları yazılıma iyileştirme çalışması olarak yansıyor. 
Dijitalleşme tüm dünyayı etkilediği gibi bizim de gündemimizde. Bu terim üzerinde de ne yazık ki düşünce birliği sağlanmış değil. Tanım, bizdeki algısından çok uzak. Dijitalleşme ürünlerin üzerine bir ekran ekleyip, dokunmatik ekran üzerinden uzaktan izlenebilir hale getirmek değildir. Bir ürünün dijitalizasyonu, dijitalleşme, ama daha doğru bir tanımıyla dijital dönüşüm kavramının uzağındadır. Dijitalleşme, dijital dönüşümün bir alt adımıdır. Endüstri 4.0 konusu da üretimin dijitalleşmesi anlamına geliyor ki bu da dijital dönüşümün bir alt adımdır. Endüstri 4,0 veya IIOT üretimde robot kullanmak, ürüne sensör eklemek gibi algılanıyor, otomasyonla zaman zaman karıştırılıyor. Dijital dönüşümün temelinde: Talep bazlı (demand base) harekete geçmek yerine olay bazlı (event base) harekete geçmek vardır. Örneğin; arabanızın su pompası kaçırıyor. Bu durum servise mesaj olarak iletiliyor. Servis sizi arıyor, bulunduğunuz mevkiyi biliyor. Su pompası su kaçırıyor, 3 km ilerideki benzincide bizi bekleyin diyor. Yani siz bir durum bildirmiyorsunuz, durum; sizi bilgilendiriyor. Dijital dönüşümün ilk ayağı dijitalleşmedir. Dijitalleşmede ilgili ürün ve ekipmanlar iletişim kuruyor, haberleşiyor. Bunun son aşamasında iş modeli değişiyor. Ürün değişiyor, kataloglar, satış yöntemleri değişiyor, iş modeli de bu farklılıklara göre değişiyor. Örneğin bir kuru soğutucuyu satmak yerine belki 10 yıllığına kiralama yapabileceğiniz bir model geliştirebiliyorsunuz. Daha fazla veri, daha çok bilgiye dönüşüyor, bu da iş süreçlerinizi değiştiriyor. Eğer iş modelinizi değiştirmeyi başaramazsanız, hala eski patika yolda ağır ağır ilerlersiniz, diğerleri otobandan oldukça fazla yol kat ederler . Dijital dönüşümün ne olduğu ülkemizde doğru anlatılmalı. Yeni iş modelinde sadece bir ürün üretmek değil, hizmet anlamında da; değer üretmek kavramı öne çıkıyor. Değer mühendisliği (Value engineering) içselleştirilmesi gereken bir kavram. Bir de büyük firmaların küçük firmalardan çeviklik, esneklik öğrenmesi gibi bir akım var. Esnek ve çevik olarak müşteri taleplerinin karşılanması için bir nevi tersine mentorluk alınıyor. 
Friterm olarak önce ürünleri dijitalleştirme çalışmalarına başladık, üretim hatları üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Sonrasında iş modelimiz ele alınacak. Kuru soğutucular üzerine çok verimli bir dijitalleşme çalışması gerçekleştirdik. Bir kuru soğutucuda en büyük risk donma riskidir, bunu engellemek için sisteme antrifriz eklendi. Zaman içerisinde taze su takviyesi nedeniyle antifriz  oranı düşebiliyor. Cihazımız soğuk iklimde çalışılıyor ve donma riski yüksek ise bunu merkeze iletmesi veya kendi kendine çözüm üretmesi gerekiyor. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Saha testlerimizin ardından proses dijitalleşmesi yapılacak. 
Dijitalleştirme çalışmalarımız kapsamında BIM Kütüphanemizden de bahsetmeliyiz. Projecilerimiz bu ürünlerimizin BIM modellemelerimizi kullanabiliyor. Bu çalışmalar gelecekte ISKAV BIM kütüphanesine de eklenecek.