Header Reklam
Header Reklam

HSK Yönetim Kurulu Başkanı Vural Eroğlu: 'Gelişme, değiştirebilme yeteneğine paralel bir süreçtir'

05 Ocak 2012 Dergi: Ocak-2012

Sadece üreten ülkeler ayakta kalacak

 

Türkiye krizlere alışkın bir ülke sayılır. Ama artık diğer ülkelerin de krizlerle tanıştığı, krizlerle yoğrulduğu bir döneme girildi. Bu dönemde küresel bazdaki ekonomik ve siyasi konjonktür, çok iyi analiz edilmeli. Son ekonomik krizle beraber "güney-güney ticareti" olarak da nitelenen, gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarındaki ticareti artmaya başladı. Bu durum Türkiye gibi ülkelere doğrudan yatırım yapılması ihtimalini güçlendirdi. Türkiye 2023'te dünyanın ilk 10 büyük ekonomisi içinde yer almayı hedefliyor. Bu hedefe nasıl erişebileceğiz? Bu hedefe doğru giden yolun "olmazsa olmaz"ı üretimdir. Gelişme, beraberinde tüketimi de artırıyor ama asla akıldan çıkarılmaması gereken şey, üretmeden tüketmenin felakete sürükleyeceği gerçeğidir. Bir ülke ekonomisinin sadece satışla, ticaretle ayakta kalması mümkün değildir. Üretim kavramını çok boyutlu olarak görmek gerekiyor. Sadece endüstriyel faaliyetleri değil, bilginin, teknolojinin de üretilmesini de gözetmek, çağın gereklerini karşılayabilmemizi sağlayacaktır. Artık bilgi yoğun ekonomilere geçiş sürecinde, ekonominin çarklarının artık bilgi ile döndüğü yeni çağda var olabilmenin, var kalabilmenin yolu, bilginin tüketicisi değil, üreticisi de olmaktan geçiyor. Üniversitelerde yaptığım konuşmalarda gençlere, özellikle üretim tarafında, ar-ge çalışmaları tarafında görev almayı hedeflemelerinin önemine dikkat çekmek istiyorum. Gençlerimizden bir kısmı başarılı bir küresel markanın Türkiye organizasyonunda, satışta görev almayı kariyerleri açısından cazip görüyorlar. Bu açıdan bakışın kendi içinde haklılık payı olabilir, firmaya güvenleri kolayca gelişebilir ama ya özgüvenleri? Üretimin içinde, teknoloji geliştirme sürecinin içinde, "yapabilirliğin", "muktedir oluşun" kazandıracağı özgüven ve altyapı zenginliğini görebilmeleri için sunumlar yaptık. Bir insan değişir, her şey değişir...

Üretici olmanın getirdiği özel bir gurur var. Zira üretimin yarattığı katma değer öylesine geniş kitleler tarafından paylaşılıyor ki, bu katma değerin üretildiği tarafta olmak gerçekten mühendislik nosyonunun tatmin noktasını oluşturuyor. Türkiye, dünyaya patent veren yeni teknolojiler üreten bir ülke olmayı hedeflemelidir. Türkiye sanayi devrimini ıskalamış sayılır ama bilişim devrimini yakalamakla eksiklerini kapatabilir. Bilişim teknolojileri ile yapılan işe çok daha fazla katma değer ekleyebilmek mümkün.

 

Sanayinin gelişmesi, yan sanayisinin gelişmesine bağlı


Bir sanayi kolunun sürdürülebilir gelişimi yakalaması, küresel ölçekte güçlenmesi yan sanayisinin mevcudiyeti ve eşgüdümlü hareket kabiliyetine bağlıdır. Belli yan sanayi ürünlerine, komponentlere üretimini odaklayan ve bu doğrultuda güçlenen firmalarımız olmayınca ana sanayinin gelişiminin önüne ciddi bir sınır çekiliyor. Mevcut yan sanayi kuruluşları verimsiz ve küçük ölçekli üretim alt yapısına sahipken, ekonomik ölçeklerin altında gerçekleşen üretim ile birim maliyetlerin artmasına, dolayısıyla rekabetçi bir fiyat ve kalite standardına sahip olamayışımıza yol açıyor. Oysa bu sorunu aşan otomotiv endüstrimize baktığımızda, otomotivciler kadar ihracat hacmi olan yan sanayi kuruluşlarını görürsünüz. Otomotiv yan sanayicileri, otomotiv üreticilerimizin ihtiyacı olan ürün ve komponentlerin en az % 80'ini iyi seviyede karşılayabilir durumdalar. Üretimleri sadece iç pazara değil, yüksek hacimde dış pazara da hitap ediyor ve AB ülkeleri başta olmak üzere yurtdışındaki fabrikalara da ihracat yapıyorlar. Bizim endüstrimizin de böyle bir yan sanayi altyapısına sahip olması gerekiyor. Aksi takdirde ithal ikamesi ile karşılanan komponent ihtiyacı, bitmiş ürünle gerçekleştirdiğimiz ihracata paralel ithalat artışına da yol açıyor. Bir de bakıyoruz; 120 milyar dolar ihracat yaparken 180 milyar dolar da ithalat yapmışız. Ayrıca "çevreci ürünler" üretebilmemiz de, komponentleri 2500 km uzaktan getirerek karbon salımını artırmamamıza da bağlı. Konunun bir diğer yönünde de yan sanayi ürünlerinin standart ve kodlara uygunluğunun sağlanmış olması, güvenilir markalara dönüşmüş olması gereği bulunuyor. Zira bizler gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında nihai ürün olarak ürettiklerimizi satabilmemiz için kullandığımız komponentlerde de sertifikasyonlara, kalitesi onay gören markalara yönelmek zorunda kalıyoruz. Klima santrali üretiminde özellikle fan konusunda güçlü bir üretim altyapısı geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum.

 

Türkiye'yi güçlü bir endüstri ülkesi haline getirmek milli şiarımız olmalı

 

Türkiye'nin üretim gücünü hafife almamak gerekiyor. Türk girişimcisinin, mühendisinin gücünü doğru değerlendirmemiz, yönlendirmemiz, endüstrimizin gelişmesi için büyük önem taşıyor. Bir ürünün satılabilir olması için gereken koşulların yerine getirilmesi; finans desteklerinin sağlanması, belgelendirmenin yapılması, markalaştırılması, sürdürülebilirliğinin ve standardizasyonunun sağlanması üretici vizyonunda var olmalı. Ayrıca bu düşünce, ülke ekonomisine yön verme noktasındaki güç odaklarından üreticiye uzanan bir ortak paydayı oluşturmalıdır. Aksi takdirde Türkiye'nin ilk yerli marka uçağı Nu.D. ve ilk yerli otomobili Devrim'in başarısını hak ettiği yerlere taşıyamayışımızın hüznünü pek çok örneğe taşır ve tekrarlarız. 1940'lı yılların başında "Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Madem ki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfünden beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim" diyen Nuri Demirağ gibi aydın müteşebbislerimiz olduğunu, Türkiye sanayi altyapısına nüfuz etmesi gerekenin bu düşünce olduğunu unutmamalıyız. Ben bu ülkeye inanıyorum.

 

Endüstri ve ticari alanlardaki derneklerin pazar yapıcı, düzenleyici rolleri vardır

 

Sektörel dernek oluşumları, o sektöre hizmet eden firmaların, lobilerinin oluşturduğu ve pazarın sağlıklı büyümesine, üretim ve satış hacimlerinin artmasına çalışıldığı ortamlardır. Sektörün sağlıklı gelişimi, haksız rekabetin engellenmesine, kullanım yeri ve ihtiyaca uygun cihaz ve sistemlerin "doğru işin" yapılması amacına yönelik olarak manipüle edilmeden pazara sunulmasına da bağlıdır. Dernekler de bu süreçte önemli rol oynamalıdır. Bunun için de en başta örgütlenme modelleri, değişen pazar koşullarını değerlendirebilmesi açısından dönem dönem gözden geçirilmelidir. Ortak paydada birleşerek faydanın üretilebilmesi, türdeş olanların aynı çatı altında toplanmış olmasını gerektirir. Makro ölçekte bakıldığında, farklı iş türlerine veya organizasyonel yapıya sahip kuruluşların oluşturduğu derneklerin müşterek bir fayda üretmesi, bir federasyon çatısı altında toplanmaları ile sağlanabilir. Ama her bir segmentin kendi içinde sağlıklı gelişimi için bir araya gelmelerinin de sağlanmış olması önemlidir. Bu bağlamda yan sanayi ile nihai ürün üreticilerinin aynı çatı altında değil, işbirliği yapabilen farklı derneklerin çatıları altında olmaları daha sağlıklı sonuçlar verebilir. Örneğin merkezi iklimlendirme sistemleri ile VRF cihazların gerçekçi bir zemine oturmayan rekabeti, meslek organizasyonları tarafından ele alınabilecek bir konudur. Zira firmalar salt rekabet anlayışları doğrultusunda bir pazarlama stratejisi izleyebilir, müşterilerini bu doğrultuda yönlendirebilir. Ama meslek organizasyonu firmalar açısından değil, sektörün sağlıklı gelişimi perspektifinden bakarak yatırımcının doğru bilgilendirilmesi için çalışmalarda bulunur. Pazarda merkezi sistemler ve VRF arasındaki rekabetçi ilişki, birbirinin pazardaki yerini küçültmeye yöneldi. Dernek, "mühendisçe" yaklaşım içinde "yerine göre" doğru uygulamalara dikkat çekmeli. Tek dernek çatısı altında iken insanlar çizgilerin arasına sıkışıyor, düşüncelerini rahat ifade edemeyebiliyor. Bu çok insani bir engel oluşturuyor. Düşünsenize VRF örneğinde olduğu gibi çelişki yaratan hallerde; gündeme gelmesini istediğiniz düşünceleriniz varken, aynı dernekte müşterek çalışmaların, sosyal etkinliklerin içinde olduğunuz arkadaşlarınızı karşınıza almak, dahası polemik yaratmak gibi bir duruma düşmemek için vazgeçebilirsiniz. Ben derneğimde hür irademle düşüncemi rahatlıkla ifade edebilmek isterim. Doğrularımız farklı olabilir ama sektörün sağlıklı gelişimi istikametinde müşterek kabulleri belirleyebilmemiz, bunun için de düşüncelerimizi dile getirebilmemiz lazım.

 

İklimlendirme sistemlerinde doğu-batı savaşı yaşanıyor

 

İklimlendirme sistemleri konusunda Türkiye'de doğu-batı savaşı yaşanıyor. Bir yanda Uzakdoğu kültürüne göre üretilmiş klima cihazları, öte yanda Amerika'da 1900'lü yıllarda başlamış, Avrupa'da gelişmiş olan merkezi sistem klima ürünleri bulunuyor. Doğu tarafında fonksiyonları birleştirilmiş, hatta bazı fonksiyonları yok edilmiş, kütlesel üretim sürecinde üretilen, kolay nakledilebilir, kolay monte edilebilir, hatta çoğu kez bir tasarımcının var olduğu projelendirilme sürecine girmeyen kompakt cihazlar varken Batı tarafında ihtiyacı analiz eden ve olabildiğince yüksek seviyede karşılayan, odağında tasarımcının bulunduğu sistemler bulunuyor. Gittikçe daha kolay satılan ve uygulanan bireysel kullanım yaygınlaşıyor. Bu aynı zamanda klima alanında merkezi sistemleri azaltarak pazarı ithal baskısı altına doğru çekiyor. VRF klimaların da, çok fazla inşai operasyonun yapılamayacağı, çok küçük çaplarda duvar delikleri ile çalışılması gereken, hava kanalına uygun olmayan hallerde avantajlı olduğu kullanım alanları var elbette. Ancak alanların ve koşulların belirlenmesi, doğru konumlandırılması, merkezi sistemlerle salt agresif bir pazarlama stratejisinin uzantısı olarak rekabet içinde olmaktan çıkarılması, böylelikle sağlıklı uygulamaların yapılmasına yardımcı olunması gerekir. İklimlendirme sistemlerinin seçimi, tasarımcının sorumluluğundadır ve bu konuda tasarımcılarımızın duruşu çok önemlidir.

 

İnsan sağlığı için hayati koşul sağlayan cihazlara da ÖTV uygulanıyor

 

Klima cihazını sokaktaki adam sadece duvara asılan splitler diye biliyor. Ama ne yazık ki bazen devlet kademelerinde bile böyle bilindiğine şahit oluyoruz. Türkiye'de bütçenin sorunu olan kamu tasarruflarındaki azalma, vergilerin artırılmasını gerektirebilir. Ama bunu yaparken başka açılardan da kamu yararı gözetilmelidir. Örneğin açık kalp ameliyatının yapıldığı ameliyathanede çalışan bir klimanın ÖTV vergisi veya Van'da depremzedelerin tedavi edildiği bir hastanenin klimasındaki ÖTV vergisi gözden geçirilmelidir.

 

Klimanın geleceğini enerji verimliliği yönlendirecek

 

Soğutarak ısınmaya doğru gidiyoruz. Isı pompası teknolojilerinin kullanımı giderek artacak. İklimlendirme, ısıtma ihtiyaçlarımız, güneşten alacağı ısıyla veya jeotermal enerji ile desteklenmiş kompakt, hibrit sistemlerle çözümlenecek ve enerji tüketimleri minimize edilecek, hatta sıfır enerjili binalara doğru yönelim ivme kazanacak. Dünyanın enerjisinin tükenip enerji açmazı ile karşı karşıya kalacağımıza inanmıyorum. Milyonlarca yıldır var olan sürdürülebilir enerji kaynakları mevcutsa insanoğlu bunu alır ve kullanır. Mesele bu doğrultuda verimli teknolojilerin geliştirilebilmesindedir. Henüz açılmamış olan teknolojik etapların açılması, sektörümüz de dahil olmak üzere dünyayı çok farklı noktalara taşıyacak. Nano teknolojilerin gelişmesiyle iklimlendirme sektörünün de şekil değiştireceğine inanıyorum. Enerjiyi bir yerden, bir halden alıp bir başka hale çevirerek sevk ediyoruz. Elektriği alıp soğutma enerjisine çevirip bina içine transfer ediyoruz. Nano boyutta malzemenin davranışı farklılık gösteriyor. Bu teknolojilerle enerji transferi çok farklı boyutlara gelecek. Nano teknolojiler, eşanjörle ilgili şaşırtıcı yenilikler getirecek. Mevcut teknolojiler çerçevesinde bakacak olursak yapılması gerekliliğine inandıklarım; enerji kullanımının giderek merkezileşmesi, bölgesel ısıtma ve soğutmanın öne çıkması, insan sağlığının çok büyük hassasiyetle gözetilmesi ve iç hava kalitesi kavramının üzerinde durulması, enerjinin verimli ve tasarruflu kullanımı ve bu doğrultuda otomasyonun giderek önem kazanmasıdır.

 

HSK'nın değişime uyum sağlama modeli: HSK FLEX

 

Teknolojiyi kendisi üretmeyen kurumlar, ülkeler, teknoloji üreten ülkelerden transfer ederler, bir anlamda kopyalarlar. Kopyalama sürecinin başarısı, aslına mümkün mertebe sadık kalınmasını gerektirir. Bu çerçevede spesifik durumlar karşısında esnek çözümler sunabilmeniz güçtür. Çözüm sunabilme yeteneğiniz, kendi bünyenizde bilgi, teknoloji ve insan kaynaklarınızla çözüm geliştirebilme kapasitenize bağlıdır. Batı ile rekabet edebilmemiz, koşullarımızı, mücadele sınırlarını ve alanını iyi analiz edebilmemize bağlıdır. Standart üretimde batıyla rekabet edebilmemiz hiç de kolay değil. Bizim çıkış noktamız esnek üretim metodolojilerini geliştirmek olabilir. Avrupalı merkezi sistem üreticileri maliyet avantajı da sağlayabilmek için ürünlerini standart hale getirmeye çalışıyor. Tasarımcıların önüne birkaç alternatife indirgenmiş ürün kataloglarını koyuyorlar ve istenen kapasiteye en yakın ürün sınıfını seçmelerini istiyorlar. Esnek üretim yapısı içinde tasarımcının hesaplarına göre hava üretim kapasitesi 10.532 m3 olan bir klima santrali, istenen diğer özel ihtiyaçlar da gözetilerek imal ediliyor. Yani tasarımcının belirlediği özellikler, birebir hayata geçiyor. Esnek üretim sisteminin hızlandırılması çok zordur. Çok fazla sayıda talep olasılığını göz önünde bulundurarak üretim planlaması, stok yönetimi yapabilmeniz gerekiyor. Bizim odaklandığımız nokta bu oldu, kendi üretim teknolojilerimizi geliştirdik ve bugün için vardığımız noktada neredeyse seri üretim hızında talebe uygun, "tailor made" üretim yapıyoruz. Böylece tasarımcının özgürlük alanı güvence altına alınabiliyor. Bir klima santrali anatomisine baktığınızda önemli faktörlerin; iskelet, komponentler, yazılım ve mühendislik olduğunu görüyoruz. Patentli üretim teknolojimiz FrameDrill® ile iskelet yapısında sürat ve esnekliği bir araya getirirken, internet üzerinden erişim sağladığımız AirWare® klima santrale seçim yazılımımızla şantiyede, ofiste, internet erişiminin sağlandığı herhangi bir yerde güvenilir, sağlıklı seçim yapabilme esnekliği sunuyoruz. Komponentlerin tedariği ve stoklanmasında da esnekliği maksimize edebileceğimiz tedarik yönetimi ve stok yönetimi programları uyguluyoruz. İşin satış öncesi ve sonrası mühendislik hizmetleri çerçevesinde de müşteri talepleri doğrultusunda otomasyon uygulamaları bölümümüz, bakım, servis programlarımız müşteri odaklılık anlayışının diğer bileşenlerini oluşturuyor. HSK FLEX iş modeli, yönetim anlayışımızı, karar alma, uygulamaya sokma süreçlerimizi de içeriyor. Bu iş modelimizin daha somut göstergesi, çok yakın bir gelecekte hayata geçecek; alışılmışın dışında bir klima santrali fabrikası kuracağız. Bu, iki ay içinde hizmete girecek olan İzmir Yazıbaşı tesislerimizin dışında bir tesis olacak. Gündemimizde bir yanda heyecan duyduğumuz yatırımlar, öte yanda mesleki platformlarımızda sektörümüze katma değer sağlayacağına inandığımız çalışmalar var. Sürdürülebilir başarının bireysel değil kolektif çabaların sonucu olduğunu düşünüyorum.


Etiketler