Header Reklam
Header Reklam

ESSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Vatansever: 'Türkiye için 500 milyar dolar ihracat hedefi az; ülkemiz çok daha yüksek bir potansiyele sahip'

05 Ocak 2012 Dergi: Ocak-2012

İzmir ISK sektörü kümelenmesi için stratejik yol haritası hazır

 

ESSİAD'ın kuruluşu 1990 yılına dayanıyor ve aslında sektörde kurulan ilk dernek. ESSİAD bugün 21 yaşında ve 110 üyesi bulunuyor. Üyelerimizin 87 tanesi faal, yani üyelik kriterlerimize göre aidat ödeyen üye. Geri kalan üyelerimiz ise akademisyen ve sektöre uzun yıllar hizmet etmiş fahri üyeler. Geçmiş dönemlerde ESSİAD içinde farklı görevlerde bulunmuştum. Son dönemde özellikle İzmir'de Endüstriyel Havalandırma İklimlendirme kümelenme çalışmalarının gündeme gelmesi ile; dernekte geçmiş dönemlerde başkanlık eden büyüklerim yeni yönetimi oluşturma sorumluluğunu bize tevdi etti. Çok yoğun bir çalışma programımız olmasına rağmen bize duyulan güveni cevapsız bırakmamak adına görevi kabul ettik ve 15 Ocak 2011'de yapılan genel kurul sonrası yeni yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızla ile çalışmalarımıza başladık. Birbirimizi tamamlayan çok iyi bir takım olduğumuzu düşünüyoruz, aynı anda farklı projelerde sorumluluk alıp yürütebiliyoruz. Üyelerimizden gelen destek ve katlımlar tabii ki bizim enerjimizi hep yüksek tutmamızda en büyük etken. 

 

Yaklaşık iki yıl önce İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) bir araştırma yaptı ve Ege Bölgesi'nde kümelenmeye en yatkın sektörleri belirlemek istedi. Bu çalışmayı uzman kuruluşlarla, saha çalışmalarıyla tamamladı. ESSİAD üyesi firmalarından oluşan Ege Bölgesi Endüstriyel Havalandırma, Soğutma, Isıtma sektörü 100 üzerinden 97 puan ile birinci sırada yer aldı. Yani en fazla kümelenme potansiyeli taşıyan sektör seçildi. İZKA, bunun üzerine kümelenmeyle ilgili çalışmalarını ESSİAD üyeleri üzerinde yoğunlaştırmaya başladı. ESSİAD olarak İZKA koordinatörlüğünde sektörde faaliyet gösteren üyelerimizin geniş katılımı ile üç adet çalıştay yaptık. Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi'nin (ABİGEM) İzmir ayağı çalıştayların yürütülmesinde aktif rol aldı. İZKA, kümelenme yol haritasının belirlenmesi ile ilgili çalışmaları yürütmek üzere ABİGEM ile bir anlaşma yaptı. Düzenlenen çalıştaylarda; sektörün bugünkü durumu, ihtiyaçları, potansiyeli değerlendirildi, stratejik plan, tehditler, fırsatlar, güçlü-zayıf yönler, hedefler, bu kümelenmenin misyonu, vizyonu, yapılacak çalışmaların görüşüldüğü ciddi bir çalışma yapıldı. Endüstriyel havalandırma ve iklimlendirme yol haritası çalışması, İZKA tarafından bir kitapçık haline getirildi ve bizim "mavi kitap"olarak isimlendirdiğimiz çalışma ortaya çıktı. Yaptığımız ve yapacağımız tüm çalışmalar o 'mavi kitap'ta tanımlı, yol haritamız artık belli.

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın İGEME vasıtasıyla verdiği bir proje desteği vardı; o destekten yararlanmak için 'Üyelerin İhracat Potansiyelinin Artırılması Projesi'ni Dış Ticaret Müsteşarlığı'na sunduk. Bu proje, Türkiye'de kümelenme modelinin bir neticesi olarak sunulan ilk proje olma özelliğini taşıyor. Projenin hazırlık aşamasında profesyonel bir danışmanlık firması ile çalıştık. Ardından, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ege İhracatçılar Birliği bu projeye katılımcı olarak destek verdiler. Dış Ticaret Müsteşarlığı projenin karar aşamasında bizleri davet etti; yönetim kurulu adına üç arkadaşımızla Ankara'ya gittik, orada projemizi heyet huzurunda savunduk, projemiz desteğe layık görüldü ve çalışmalara başladık.

 

Projenin toplam bedeli 1.450.000 dolar. Elbette tamamını Dış Ticaret Müsteşarlığı vermiyor, yaklaşık 350.000 dolar'lık kısmını üyelerimiz karşılayacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı, proje kapsamında 54 üyeyi uygun gördü. Proje kapsamında özellikle ihracatın artırılmasına dönük olarak üyelerimizin eksikliklerinin neler olduğunu sahada ölçmemiz gerekiyor. Bu konuyla ilgili saha çalışmalarımızı da tamamladık, rapor hazırlama aşamasına geldik. Şimdi hem eğitim hem de teknik altyapıdaki ihtiyaçlar belirleniyor. Bu aşamayı da tamamladıktan sonra raporu kısa süre içinde Dış Ticaret Müsteşarlığı'na sunacağız.

Bu proje çerçevesinde, daha sonraki hedefimiz, üyelerimizle beraber yurtdışı satım heyetleri oluşturarak farklı ülkelere ticari ziyaretler gerçekleştirmek ve yurtdışından alım heyetlerini ülkemize davet etmek. Onların, üyelerimizin yatırımlarını, üretim teknolojilerini, işletmelerini ürün kalitelerini görmesini, yakından incelemesini, karşılıklı işbirliği geliştirerek ihracatımızı artırmayı istiyoruz. Aynı zamanda üyelerimiz için eğitim faaliyetlerimiz olacak. Proje kapsamında ayrıca ESSİAD bünyesinde faaliyet gösteren proje danışmanı bir arkadaşımızı da istihdam etmiş bulunuyoruz.

 

Akredite Test Laboratuvarı için çalışmalarımız tüm hızıyla sürüyor

 

ESSİAD olarak çok önemsediğimiz diğer bir projemiz ise ülkemizde yıllardan beri hep konuştuğumuz ama bir türlü hayata geçiremediğimiz akredite test laboratuvarı projesi. Türkiye ISK sektörü için bu konu uzun yıllardır önemini koruyor; her platformda konuşuluyor ama bir türlü hayata geçirilemiyordu. Bu konuyla ilgili en son 2000'li yılların başlarında Teba firması çok ciddi bir atılım yapmıştı. İzmir Yazıbaşı'ndaki tesislerinde bir laboratuvar binası kurmuş, hatta makinelerin birçoğunu almış, testlere bile başlamıştı. Orada split klimadan ısıtma cihazlarına, klima santrallerinden fanlara kadar birçok ürün test edilecekti. Ama 2002 senesinde Teba ekonomik kriz sebebiyle bir dar boğaza düştü ve ne yazık faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı. Teba firmasının faaliyetinin son bulması aslında sektörümüz için de ciddi bir gerilemedir, çünkü Teba bir okuldu aynı zamanda, tıpkı Isısan firması gibi, hepimiz mesleki açıdan çok şeyler öğrendik bu firmalarımızdan. Her iki firmamızın da şu anda faaliyetini sürdürmüyor olması gerçekten çok büyük kayıptır.

 

Bu olumsuz süreç sonucunda Teba laboratuvarındaki çalışmalar da sahipsiz kaldı. Ben Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi de olduğum için orada bu konuyu yönetim kurulunda dile getirmiştim. Bu laboratuvar yeniden canlandırılabilir mi sorusuna cevap için iki sene önce Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak bu konuyla ilgili bir çalışma gurubu kurduk. Laboratuvarda incelemeler yaptık ve laboratuvardaki cihazların bakımsızlık sebebiyle çok yıpranmış olduğunu gördük. Bunun üzerine o dönemde bir fizibilite çalışması da yapmıştık, ancak projeyi hayata geçirmek için yaptığımız girişimler sonuçsuz kalmıştı. Çalıştaylar sonucu hazırladığımız yol haritası kitapçığında akredite laboratuvar konusu tekrar ana gündem olarak merkeze oturunca, işi tekrar aktif olarak inceleme altına aldık ve bir eylem maddesi olarak plana koyduk. Konuyla ilgili bir ön fizibilite projesi hazırladık ve bunu İzmir Kalkınma Ajansı'na sunduk. İzmir Kalkınma Ajansı da endüstriyel iklimlendirme havalandırma soğutma akredite test laboratuvarı ile ilgili doğrudan destek kapsamında ESSİAD'a proje desteği verdi. Laboratuvarla ilgili saha çalışmalarımız bitti, oluşturduğumuz raporu İZKA'ya 19.12.2011 tarihinde sunduk. İlk kez bu kapsamda bir proje çalışması bu detayda yapıldı ve rapor kitapçık haline dönüştü.

Biz bu laboratuvarı ISK sektöründe yer alan geniş yelpazedeki ürünlerin testlerinde fazlar halinde gerçekleştirmeyi düşünüyoruz, üstelik yalnızca bitmiş ürün için düşünmüyoruz; ara ürün ve ür-ge anlamında da testler yapılması gerektiğine inanıyoruz. Böylece sektörümüz için çok daha faydalı bir çalışma olacak. Bunun için raporda hangi alanlarda testlerin yapılması gerektiği, önce nereden başlanacağı ve sırayla hangi bölümlerin yer alması gerektiği konularına açıklık getireceğiz. Ondan sonra bu laboratuvarın gelecek öngörüsü de yapılarak toplam ne kadar fiziki büyüklük gerektirdiği, hangi makineleri içereceği ile ilgili teknik detaylar da yer alacak. Üçüncü bölümde de bu yapının sürdürülebilirliğinin nasıl olması gerektiği ile ilgili değerlendirmeler yer alacak, detayları tüm sektörümüzle yakın zamanda paylaşacağız.

Elbette başlangıç aşamasında tüm ürünlerin testlerini yapabilecek bir yapılanma kurmak mümkün değil. Biz bu işi bir süreç ve yürünecek yol olarak değerlendiriyoruz. Yaklaşık 5 yılı kapsayacak, sürekli büyüyüp gelişecek bir süreç. Bu sürece 2012 yılının sonuna doğru maddi ve fiziki ihtiyaçları belirleyip başlamayı planlıyoruz. Bu ve benzeri çalışmaların illa İstanbul ya da Ankara'da olması gerekmiyor; ülkemizde gerçekleştirilmesi önemli diye düşünüyoruz. Halihazırda sektörümüzde ürünlerini test ettirmek isteyen firmalar, yurtdışındaki laboratuvarlara ürün göndermek zorunda kalıyor ve çok ciddi maliyetler ödeniyor. ESSİAD olarak bu işi üstlenmiş olmaktan çok mutluyuz; çünkü sektörümüz için çok ciddi fayda yaratacak bir çalışma olacak. Bu laboratuvarın, enstitü/akademi adı altında uygulamalı bir eğitim bölümünün olmasını da planlıyoruz. Sektörümüzde üretilen tüm ürünlerin çalışır durumda olduğu, her türlü performans ve göstergelerin izlenebildiği bir teknik eğitim merkezi olacak bu birim. Bu uygulama, hem şirketlerin teknik personellerinin daha donanımlı olması ve bilgilerinin güncel tutulması, hem de okullardan yeni mezun olan çocuklarımızın sektöre daha donanımlı olarak katılması anlamında çok önemli.

Sertifikasyon da elbette bu aşamada konuşulması gereken önemli bir konu. Biz eğitime katılan teknik elemanları ESSİAD olarak sertifikalandıralım demiyoruz; sertifika verecek kuruluş gelsin oradaki eğitimleri akredite etsin, sınavları yapsın ve sertifikaları versin diyoruz.

Böyle bir yapılanmanın İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nin içinde olmasını çok isteriz elbette ama burada yer çok az. Bu nedenle Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi ya da Torbalı Organize Sanayi Bölgesi iyi alternatifler. Kaynak bulunması için devletin ciddi teşviklerinin olacağını düşünüyoruz.

 

Önemli olan bir projeyi kimin yaptığı değil, sektör için yaratılan faydadır

 

ESSİAD olarak tüm sektör derneklerinin eşgüdümlü bir çalışma programı olsun istiyoruz. Bir konu ile alakalı her derneğin ayrı ayrı komisyonları olacağına, belli bir komisyonun belli bir dernekte kurulması ve diğer derneklerin o komisyona üye vererek tek elden, ortak çalışmalarının yürütülmesinin çok daha faydalı olacağını düşünüyoruz.

Laboratuvarın ülkemizin gözbebeği kentlerinden biri olan İzmir'de kurulması için tüm sektörel derneklerin destek vermesini arzu ediyoruz. Her şeyden önce sektörümüzde tüm dernek yönetimlerinin çok iyi niyetli olduğuna inanıyoruz. Bu konuda hiç tereddüdümüz yok ama; biraz olsun "yapılacaksa ben yapayım" mantığından uzaklaşmak gerek. Yapan her kimse onu desteklemek, işin ortaya çıkmasını ve herkese faydalı olmasını sağlamaya çalışmak çok daha doğru. Aksi halde çok şey yapmaya çalışırken ortaya hiçbir şey çıkmıyor. Özellikle Eskişehir'de TTMD'nin yaptığı çalıştayda da bu konuyu dile getirdik. Laboratuvarı biz yapacağız diyoruz, dış ticaret ile ilgili de Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzüncü kuruluş yılı olan 2023'te 500 milyar ihracat hedefinin içinde ISK sektörünün kendisine hedef olarak koyduğu 25 milyar dolarlık hedefin 5 milyar dolar'lık kısmını Ege'den gerçekleştireceğiz diyoruz. Bu konularda diğer dernekler de destek olsunlar, bu hedefleri elbirliği ile gerçekleştirelim istiyoruz.

Bu anlamda dernekler arası iletişimin eksik olduğuna inanıyoruz. Mesela iklimlendirme sektörü dernekler platformu başkanları olarak belirli periyodlarla toplanalım ama bu toplantıların hazırlığını ve sekreteryasını kim yapacak? Toplanalım da niçin toplanacağız? Bu toplantılarda her derneğin aldığı görevi ortaya koyması, gelişmeleri ve sonuçları paylaşması, somut projeleri ortaya koyması gerek; dilek ve temennileri değil.

Ayrıca derneklerin başarıları üye sayısı ile değil, gerçekleştirdiği faaliyetler, yarattığı faydalar ile ölçülmeli; derneklere verilen/verilecek mali destekler de gerçekleştirdikleri projelerdeki performanslara göre belirlenmeli. Büyük resmi görmek, sektörün bütününe odaklanmak gerektiğini düşünüyoruz. Bir bütün olarak hareket edebildiğimizde herkes için faydalı faaliyetlerin altına imza atabiliriz. Somut örnek çok yakında gerçekleşti; İklimlendirme İhracatçılar Birliği kuruldu, sektör açısından bir milat gerçekleşti.

Mesela biz sorduk Eskişehir'de; "Neden bizim ülkemizde hâlâ 2 kW'nın üzerinde kompresör üretilmiyor? Kompresörü üretmediğimiz noktada soğutma sektörünü nasıl geliştireceğiz?". Sorumuza cevap şöyle geliyor: "Efendim, kompresörü ithal etmek, örneğin Çin'den almak daha ucuza geliyor, hem de Çin malları eskisi gibi değil artık daha kaliteli üretilebiliyor" İyi de neden? Çünkü üretim yaparak süreci öğrendi ve geliştirdi Çin... Şimdi ise bu alanda biz onlara mahkûm olduk, dışa bağımlıyız... Bunu değiştirmemiz gerekmiyor mu? Bizim ülkemizde nasıl gelişecek bu teknoloji? Üretimlerimizin neredeyse tüm komponentlerinde dışa bağımlı olacaksak nasıl gelişeceğiz? Biz asıl buna bir çare bulalım diyoruz. Bu, bir devlet politikası olmalı. Devlet, her sektör için kritik ve stratejik  noktaları belirlemeli ve üretim desteklenmeli. Mesela kompresör, soğutma sektörü için en stratejik ürün, sistemin kalbi. Bu durumda devlet şunu söylemeli "Bu sektörün gelişmesiyle ilgili kümelenme modeliyle sektörün büyük kuruluşlarını bir araya getirelim, bu tekolojilerin gerekirse yapım yöntemi bilgisini dışarıdan alalım, ben de devlet olarak destek, hatta ortak olacağım." Bu, aynı zamanda, istihdamı da artıracak bir model. Yüksek teknoloji sonucu üretilecek bu ürünlerin tasarım ve imalatlarında Türk işçisi, teknisyeni ve mühendisi çalışacak. Bundan büyük bir gurur tablosu ne olabilir ki? Bunu yaparken yurtdışından gelen kalitesiz ürün ve komponentlerin ülkemize girişinde belli sınırlamalar getirilmeli, yerli üretimin kullanılması teşvik edilmeli. Belli standartların altında ürünleri asla ülkemize sokmamalıyız. Aksi halde yerli üretimi nasıl koruyacak, nasıl geliştireceğiz? Bunları konuşmamız, anlatmamız, çözüm üretmemiz gerek. Dernekler ile düzenlenen toplantılarda bu konular ile ilgili çözüm önerilerinin masaya yatırılması ve en önemlisi sonuç elde edilmesi, projeler oluşturulması ve ete kemiğe büründürülmesi gerek.

 

Birbirimizi doğru anladığımızda çok daha faydalı, başarılı projeleri hayata geçirebileceğimizden kuşkumuz yok

 

Son ISKAV mütevelli heyeti toplantısında şunu söyledik: "ISKAV, özellikle eğitim konusunda çok başarılı. ESSİAD'ın sürekli eğitim merkezi ESEM için de bir program yapalım. Ama İzmir'den ya da Ege Bölgesi'nden eğitim almak isteyen herkesi toplayıp İstanbul'a götürmek yerine, eğitimci hocalarımızı İzmir'de ağırlayalım. Biz buradaki fiziki koşulları sağlarız, toplantı ortamlarını sağlarız, üyelerimizin teknik elemanları gelirler bu kurslara katılırlar. Aksi durumda buradan 100 kişinin İstanbul'a gitmesi, orada konaklaması, geri dönmesi ve arada oluşacak işgücü kaybı, çok ciddi maliyetler doğurur." Bu önerimiz çok pozitif karşılandı. Yakın zamanda bu çalışmaları yapabileceğimizi umuyoruz. Bir başka önerimiz de şu; biz, ISKAV'ı bir çatı olarak görüyoruz. O halde ISKAV derneklere, projelerimizi paylaşabileceğimiz alanlar yaratsın, mesela ISKAV'ın web sitesinde her dernek, kendi çalışmalarını yansıtsın. İş bölümü yapalım, her dernek işin üzerine düşen bölümünü tamamlasın ve projeler hayata geçsin.

Yurtdışı müteahhitlik firmalarımız çok başarılı, Çin'den sonra ikinci sıradayız şu anda dünyada ama uluslararası proje firmalarımızın olması gerekiyor ve orada Türk firmalarının ürettikleri markaların yazılması gerekiyor. Ülkemizin tasarım firmalarını geliştirmezsek, desteklemezsek, proje firmalarının yurtdışında yaptıkları projelere ürün vermemiz pek mümkün olmaz. Müteahhitelerimiz Dubai'de, Azerbaycan'da, Libya'da, Suriye'de, Mısır'da, Kuzey Irak'ta iş yapıyor. Ama hepsi yabancı proje ofisleri tarafından oluşturulmuş projeler ve hepsi kendi markalarını kullanıyorlar, Türk markaları yok. Proje firmalarımızı geliştiremezsek hiçbir markamızı o projelere sokamayız ve dolayısıyla bizim üretim kapasitemiz artamaz, kalitemiz yükselemez, daha rekabetçi olamayız. Böyle olunca işletmelerimiz büyüyemez ve dolayısıyla istihdam sağlayamayız, ihracatımızı da artırmamız mümkün olmaz. Bunları konuşmamız, çözüm üretmemiz, ilgili makamlara öneri ve projelerimizi sunmamız gerek. Bizce 2023'te 500 milyar dolar Türkiye için az bir hedef; minimum 750-800 milyar dolar potansiyeli var bu ülkenin. Ama tabii ki doğru çalışmaları, doğru uygulamaları, doğru zamanda, doğru yerde, doğru öngörüler ile yapabilmemiz ve doğru çalışmamız halinde...

Bütün bunları söylerken şunun da altını özellikle çizmek istiyoruz ki; ISK sektörü olarak bir araya gelmeyi ve konuşabilmeyi başarabilen, saygı ve sevgi çerçevesinde hareket edebilen bir sektörüz. Bir tek küçük sorunumuz var; birbirimizi çok net anlayamıyoruz. Belki de birbirimizi yeterince dinleyemiyoruz. Kaliteli iletişimi başardığımız gün, çok daha faydalı, başarılı projeleri hayata geçirebileceğimizden kuşkumuz yok.

Etiketler