Header Reklam
Header Reklam

Enerjinin Etkin Kullanımı için Yapılan Yatırım, Rekabetçiliğin Yeni Anahtarıdır.

05 Ekim 2013 Dergi: Ekim-2013

PİMSA

PİMSA, Türkiye otomotiv endüstrisinin önemli bir yapı taşı ve küresel oyuncusu. 1975 yılında Robert Kolejden arkadaş beş gencin kurduğu Pimsa, bugün Alman ortaklı, İtalyan ortaklı şirketleri de bünyesine almış bir şirketler topluluğu.  1000’in üzerinde çalışanı var. Markası, modeli, segmenti ne olursa olsun nerede ise Türkiye’de üretilen her araçta bir Pimsa ürünü bulunuyor. Türkiye otomotiv endüstrisinin tüm büyük şirketleri ile çalışan, yurtdışı otomotiv endüstrisinin de önemli tedarikçileri arasında yer alan Pimsa çok fazla kendisinden bahsetmeyi sevmiyor ve üretim tesislerinde kendisine özel geliştirdiği çok fazla farklı uygulama olduğu için de tesislerini basına açmayı genellikle tercih etmiyor. Sanayide enerjinin kullanımı konusunda bir örnek sayılacak uygulamalarını, vizyonunu okurlarımızla paylaşmak, böylelikle sektörlerden bağımsız olarak Türkiye ekonomisi için önemli bir konuya dikkat çekmek istediğimizi söyleyince görüşmeyi kabul ettiler. Zira şirket ortaklarından profesyonellerine kadar sanayiciliğin yurtseverlikle ilgili olduğuna inanıyorlar, bir de enerji ekonomisinin ülkelerin gelişmesi ve bağımsızlığı ile ilgili olduğuna… Hal böyle olunca şirketin enerjiyi etkin kullanma konusundaki yatırımlarını, stratejilerini ve vizyonunu anlatmaları talebimize “tamam” dediler. Ülkemizin enerji tasarrufu, enerjinin verimli kullanılması konusundaki çabalarında motive edici bir örnek olduğuna inandığımız Pimsa öyküsünü ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

 

 

Herkesin yaptığını yapıp fark yaratamazsınız

Türkiye, genç ve donanımlı iş gücüne sahip, dinamik ve birçok açıdan avantajlara sahip bir ülke. Özellikle son on yılda hükümetin ekonomik büyüme adına attığı doğru adımlarla çok daha güçlü. En büyük sorunumuz dış ticaretimizle ilgili cari açığımız. Bunu hepimizin, özellikle iş dünyamızın çok iyi idrak etmesi, çok doğru yorumlaması ve katkılarının neler olabileceği konusunu analiz etmesi gerekiyor. Devletin altyapı alanında, enerji politikaları alanında ciddi yatırımları, destekleri var. Ancak kritik karar işverenlerde oluyor. Devlet gereken politikayı geliştirerek altyapıyı sağlamak, bilgilendirerek yön göstermekten sorumludur. Riski alarak, yatırımı yapmak ve doğru adımları atmaktan sorumlu olan işverendir. Devletin katkısını bekleyeceğimiz bir konu; üniversite-sanayi işbirliğinin güçlenmesi için süreci hızlandırmak olabilir. Zira endüstrilerimizin yüksek katma değere sahip olması, sürdürülebilir gelişim sağlaması, küreselleşebilmesi, yani güçlenmesi ve ayakta kalabilmesi teknoloji geliştirebilmesine bağlıdır.

Büyüme sürecinde ekonomi model seçimini yanlış yapan ülkelerin felaketlere sürüklendiğini görüyoruz. Ekonominin bütün sektör bileşenleri önemlidir bugün Türkiye Ekonomisi için çok önem arz eden hizmet sektörü, turizm sektörü ve İnşaat sektörü gibi sektörler hem bir taraftan ciddi istihdam sağlar hem de özellikle Türkiye gibi iyi bir İnşaat Teknolojisine ve altyapısına sahipseniz beraberinde size önemli bir yurtdışı açılımı sağlar. Diğer taraftan Küresel bazda birçok örneklerini gördüğümüz üzere sürdürülebilir büyüme modeli açısından potansiyel endüstridedir. Bugün Avrupa’da büyük çöküş, ciddi bir kriz var buna rağmen halen Avrupa’yı ayakta tutan şey teknoloji yatırımlarıdır. Türkiye’yi ayakta tutacak şey de budur. Türkiye sanayileşme politikalarını değiştiriyor. Devletin şu andaki teşvikleri, teknoloji üretim ve transferi, odaklıdır.

Türkiye artık ucuz işçiliğe dayanan üretimin dışına, olması gereken istikamete doğru taşmaya başladı, Ar-Ge’ye ve teknolojisini geliştirmeye yöneldi, katma değeri yüksek olan üretimi hedefledi. Cazibesini ucuz iş gücüne değil verimli model, kaliteli model geliştirme odağına çekmeyi seçti.  Kalite odaklı olmayan ucuz iş gücü ile rekabetçi avantaj peşinde koşmak, ülkelerin geleceğe yatırım yapma şansını ortadan kaldırır. Fayda odaklı fark yaratılması gerekiyor. Geçmişte olduğu üzere herkesin yaptığını aynen taklit edip fark yaratamazsınız.

Cari açığımızın artmasındaki belki de en önemli etmen enerjidir. Çok ciddi oranda enerji ithalatı yapıyoruz. Türkiye enerji ithalatını sıfırlasa doğrudan G8’in içinde yer almaya aday hale gelebilme potansiyeline sahip güçte bir ülke, hep birlikte bu soruna odaklanmalıyız.

Dezavantajlarının çokluğuna rağmen başarıyı yakalayan Japonya, örnek alınması gereken doğru model olabilir

Japonya’nın başarısı, dezavantajları göz önüne alındığında diğer gelişmiş ülkelere nazaran daha parlaktır. Öyle ki yola çıkarken üç sıfır mağlup başlıyorlar diyebilirim. Bir kere coğrafi dezavantajları var, alan yok, bu nedenle sürekli dikey büyüyorlar. Bu bir handikaptır, zira bir şeyi dikey yapmanın maliyeti, yatay yapmanın maliyetinden çok daha fazladır. Ayrıca Japonya’nın doğal kaynaklar konusunda Türkiye gibi doğal kaynakları iyi olan ülkeler karşısında şanssız olduğu söylenebilir. Buna dünyanın en pahalı işgücü sıralamasında her zaman ilk beşe girdiklerini de eklemek lazım. İkinci Dünya Savaşı’ndan paramparça çıkmış olmaları, deprem-tsunami gibi doğal tehditler, son dönemdeki nükleer felaket gibi olguları saymıyorum… Bu açılardan bakıldığında bir mucizeyi başardıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Demek ki çok kuvvetli bir modelleri var. Bizim Japonya modelini benimsemek konusunda ayrıca bir kolaylığa sahip olduğumuzu düşünüyorum; kültürlerimiz çok yakın. Türkiye’de Uzakdoğu, özellikle Japon yatırımları giderek artıyor. Sanırım onlar da Türkiye’ye karşı bir yakınlık görüyor.
 

Küresel rekabetle ulusal rekabet arasında çok büyük fark var. Küresel rekabette riskler daha büyük, çok küçük kâr marjları ve çok yüksek Müşteri Profilinin yine çok yüksek Kalite, Maliyet ve Teslimat beklentilerine cevap vermek zorundasınız. Çünkü rekabet çok üst düzeyde seyrediyor. Örneğin bizim iş kolumuzda küresel çapta iş yapan çok büyük şirketler var. Sadece Ölçek Ekonomisine bağlı yatırımın geri dönüşü parametresini baz aldığınızda bile bu firmalarla rekabet etmenin ve bu strateji ile büyümeyi hedeflemenin mümkün olmadığını kolayca görebilirsiniz.

Bu ortamda ancak Ar-ge ile teknoloji geliştirerek ve yatırım yaparak bu firmalara karşı durabilirsiniz. Başka türlü şu anki küresel rekabette sürdürülebilir büyüme sağlama şansınız yok. Ancak sürdürülebilir gelişme stratejilerini içselleştirmeniz, sistematik uygulamanız gerek. Yoksa gidip kurulu bir şirketi satın aldığınızda bu vizyonu içselleştirememişseniz satın aldığınız yapıyı geliştirebilmeyi bırakın, var olan artılarını bile sürdüremezsiniz. Böyle bir sanayi yatırımı yapmışsanız, böyle bir yola çıkmışsanız çok çalışmayı göze almalısınız. Çok çalışmadan kast ettiğim; malum 9/6 mesai mevhumu ile sınırlı olmak değil, süreç odaklı, hedef odaklı olmaktır.  Deyim yerindeyse “bu yola baş koymak” ve tabii ki yurtsever olmaktır. Sadece üst yönetimin bu zihniyette olması yetmez, bütün ekibe bu motivasyonu verebilmek, dört dörtlük bir ekip ruhu sağlayabilmek çok önemli. Japonların en iyi başarabildikleri konulardan biri de bu: ekip çalışması ve çok üst düzey motivasyon. Bir Japonla bir Türk’ü karşılaştırdığınız zaman başka bir sonuç, bir grup Japon ile bir grup Türk’ü karşılaştırdığınızda başka sonuç çıkıyor. Ne yazık ki biz hala ekip çalışmasında çok iyi değiliz. Bireyler olarak çok fonksiyonluyuz, herkes her şeyi biliyor, iyi donanımlı ama bir araya gelip bir projeyi yapalım dediğimiz zaman çözülüyoruz. Aynı dili konuşmayı, beraber çalışmayı öğrenmeliyiz. Başarı ancak iyi bir ekip çalışmasının sonucu olabilir.

Bana ilginç gelen bir bilgiyi paylaşayım: Dünyada ölüm sebepleri istatistiklerinde tanımlar arasında “çok çalışmaktan ölmek” diye bir gerekçe var, bu gerekçenin kayda geçtiği tek ülke Japonya. Japonya bence “benchmark”ı en iyi yapan ülke.

Japonlar, “optimizasyonu” da çok iyi yapıyorlar.

Onlarda her yatırım, birebir ihtiyaca göredir. Gelecekteki olası ihtiyaçları gözeterek yatırım yapılır, o günkü ihtiyacın üstünde ölçeklendirilmez. İçinde bulundukları durumun, koşulun gerektirdiği kadar hesaplanır, küçük güvenlik katsayıları eklenir. Ancak kurulan sistem esnek ve genellikle modülerdir, yeni ihtiyaç olduğunda sisteme ek yatırımlar, bir önceki yatırımı sıfırlamadan eklenir. Böylelikle yatırım aşamasında ihtiyaca göre eklenir, optimum yatırım maliyeti sağlanmış olur, geliştirme aşamasında yine optimum ek yatırım maliyeti getirir. Stok yönetiminde de aynı anlayış hakimdir. Mesela Toyota “just it time” anlayışı ile sıfır stokla çalışır, stokları yoldadır. Malzeme tedarikçilerinin kamyonları, TIR’ları hep yoldadır, biri siparişi teslim edip döner, diğeri teslimatı alarak yine yola çıkar. Otomotiv endüstrisinde ham madde girdisinin oranı ortalama %50 ila %60 arasıdır. Buna bağladığınız paranın %10 eksildiğini düşünün… Japonlar zaten depolama alanı açısından da fazlaca olanağa sahip değiller, bu nedenle de her şeyi optimum kullanmak zorundalar. Biz giderek tüketim toplumuna döndük. Eskiden olduğu gibi kaynakları idareli kullanmamız gerekiyor. İşin sırrı idareli ve esnek olabilmekte diye düşünüyorum.

Japonlar, teknoloji geliştirmeye önce kopyalamakla başladı. Kopyalamak için önce kopyalanacak şeyi keşfetmek, bilmek gerekiyor. Bilirsiniz Japonlar öteden beri çok gezerler. Teknolojiyi geliştiren ülkelerde görülen her şey, bir ihtiyacı doğuruyor, farkındalığı sağlıyor. Benzer biçimde biz de yurtdışında çalışan, yurtdışında yaşayan insanlarımızdan, göçmen yurttaşlarımızdan çok şey aldık.

 

Teknoloji yatırımları risk almayı ve çok iyi araştırmayı, analiz etmeyi gerektiriyor

Teknoloji yatırımları anlamında yenilikçilik tedirgin edicidir, risk almaktır. Bunun için her şeyden önce yönetiminizin bu vizyona sahip olması gerekiyor. Pimsa’nın bu konudaki en büyük desteği de yönetimi idi. İşin başındakiler, bu konuda bizleri yüreklendirdi, destekledi, araştırmaya yöneltti. Teknoloji yatırımına cesaret etmenin devamında iyi bir araştırma yapmak gerekiyor. Zira özellikle İşletmenin ölçeğine bağlı olarak çok ciddi paralar yatırılıyor. Temelde hedef işletme maliyetlerinde avantaj sağlamak, rekabetçilik yeteneğinizi korumak, çevreci kimliğinizi ortaya koymaktır. Bizden sonraki kuşaklar bizimle ilgili değerlendirme yaparken kıstaslarının çok daha farklı olacağına inanıyorum ; “müthiş yatırımlar yapmışlar, çok para kazanmışlar” demeyecekler, çevreyi ne denli kirlettiğimizi, sorumlusu olduğumuz karbon emisyonlarını sorgulayacaklar.
Girişimcilikte fert olarak çok ilerideyiz; Türk insanı risk alabilen, araştırabilen, yılmayan bir karaktere sahip ama doğru yönlendirebilirseniz… Dükkân, atölye zihniyetinden çıkıp üretim tesisi olduğunuzda bambaşka bir kimliğiniz oluyor kendinizi algılayış şekliniz bile değişiyor, vizyonunuz başkalaşıyor.

Bu anlamda küçük, orta, büyük ölçek fark etmeksizin İşletme Sahiplerinin istihdam yaratıcı, sürdürebilir büyümeden yola çıkan, firması, sektörü, ülkesi için katma değer yaratan kimlikleri ön plana çıktıkça Türkiye’nin önü gerçekten çok açık olacağı görüşündeyim.

Pimsa olarak kurucularımız, yöneticilerimizin yanı sıra başka imkanlarımız da oldu; Alman, İtalyan ortaklarımız oldu, onlardan algıladığımız artılar var. Ayrıca kurumsal büyük ölçekli müşterilerimiz de bizi motive eden güç oldu. “Standart iş yapmak, standart yönetim ve görsel yönetim”; bunlar yalın imalatın üç temel sac ayağıdır. Siz ne kadar standart ve görsel bir iş imkanı sağlıyorsanız o oranda belli bir çizgisi, politikası, hedefleri olan kurum olabiliyorsunuz ve o kadar başarılı oluyorsunuz. Yarattığınız katma değeri artırmaya odaklandığınızda sadece üretim için gereken girdilerin çoğunu kendiniz üretmeniz gerektiğine değil, üretim gereçlerinizi, ihtiyacınız olan şeylerin olabildiğince çoğunu kendiniz geliştirmesi, üretmesi gerektiğini anlıyorsunuz. Biz, buna yöneldik. Türkiye’nin bir sorunu da özellikle bazı sektörlerde artan ihracatının yanında ithalatının da paralel olarak artmasıdır. Zira girdilerin çoğunu ithalatla karşılayan bir üretimin ihracı, ithalatı da artırdığı için cari açığı büyütüyor günün sonunda ülke ekonomisi anlamında Üretilen Katma Değer ya hiç olmuyor ya da çok sınırlı kalıyor. Bu kapsamda Pimsa, kurulduğu tarihten beridir yerlileştirmeyi desteklemiş ve bunu firma politikası getirmiştir, bu sayede firmamız kendi teknolojisini kendisi üretebilir hale gelmek sureti ile zaman içinde ihracatını önemli seviyelere çekerek cari açığımızın kapanmasında da fayda üretmektedir.

Küresel bir alıcı tasarım aşamasından başlayarak dikey entegrasyonunuzu sorgular; “sen işin neresinden neresine kadar yapıyorsun” diye. Kullandığımız makinaları, kalıpları dahil üreten şirketimiz var. Kalıplarımızı üreten makine ekipmanlarımızı üreten bir şirketimiz var, hammadde üreten şirketimiz var. Akademik kadrolarla güçlü bir işbirliği içindeyiz. Bu sayede sürdürülebilir insan kaynağını en başından sağlayabiliyoruz. Cirosunun %3’ünü ar-ge’ye yatırmayan şirketlerin gelecekte var olma şansı yok. Bizde bu %3’lük oran her bütçe yenilememizde artıyor, %5’lere doğru değişen bir seyir izliyor. Kazancınızın sürdürülebilir olması için bir kısmını teknolojiye yatırmanız gerekiyor.

Pimsa’nın enerjiyi verimli kullanma stratejik planı içinde teşvik kullanmadık

Ülkemizde bu alanda yatırım teşvikleri olmasına rağmen hem prosedürleri karmaşık olduğu, hem de çok fazla çaba gerektirdiği için, bizim emek yoğun bir endüstri olmamızdan dolayı teşvik başvurusu için fırsatımız olmadı. Olsaydı, tabii ki ciddi bir yatırım avantajı elde etmiş olacaktık diye düşünüyorum. Ancak inanıyoruz ki gelecekte bu süreç, daha dinamik bir hale gelir ve yeni yatırımlarımız için faydalanma olanağımız olur.

Yeşil Bina Sertifikası için de başvurmamıştık. Biz sertifika almak için bu yatırımı yapmadık, yaptığımız için Sertifika başvurusunda bulunalım dedik. Üretim tesisimiz ASHRAE norm ve standartlarına göre yapıldı. Araştırmalarımız çerçevesinde yapılan ön denetimlerde, uygulamalarımızın Sertifikalandırma açısından yüksek puan alabilecek uygulamalar olduğunu söyledi. Ama biz bunları doğruluğuna inandığımız yatırımları yaptıktan sonra gördük. Umuyoruz ki bu da yatırımlarımızın bir diğer artısı olacak.

“Güneş Duvarı”, “Güneş Kalkanı” veya teknik adı ile “Hava İletimli Güneş Kolektörü” diyebileceğimiz SolarWall uygulamasını kullanan ilk Türk kuruluşuyuz

Pimsa, SolarWall yatırımını yapmadan çok ciddi bir araştırma yaptı, uygulamalara baktı. Rekabetçiliğin odağında neyin olduğunu görmek gerek; hammadde her yerde hemen hemen aynı fiyata sahip, işçilikte Avrupa ülkelerine göre bir miktar daha avantajlı olsak da çok fazla cazip maliyetlere sahip olmayan bir ülkeyiz. Türkiye’de maliyet açısından baktığınızda rekabet edebilirlik anlamında en büyük maliyet kalemi enerjidir. Enerjinizi çok dikkatli kullanmalısınız. Enerjiyi daha verimli, daha az kullanabileceğiniz yatırımları planlamanız lazım. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, enerjinin geri kazanılması detaylı olarak hesaplanmalı.

Pimsa, TOSB-Taysad Organize Sanayi Bölgesi içinde kurmuş olduğu yeni fabrikasında güneş enerjisi kullanımı ile iklimlendirme projesi olan SolarWall uygulamasını gerçekleştirdi. Konvansiyonel sistemlerin verimliliği ile SolarWall’u karşılaştırdık. Konvansiyonel sistemlerin nerede ise tamamı yüksek enerji tüketiyor ve ciddi bir CO emisyonuna yol açıyor, verimlilikleri ise ortalama % 60’lar civarında. Bölgesel olarak değişkenlik göstermekle birlikte Türkiye güneş enerjisi açısından avantajlı bir ülke. Bu doğrultuda bir fizibilite çalışması yaptık: Pimsa olarak SolarWall’un Avrupa’daki en büyük uygulama noktasına gittik, yetkilileri ile görüştük. Gördük ki tek vardiyalı çalışma düzeninde %80’ler oranında verimlilik sağlıyor. Yani 100 birim enerji tüketiminiz varsa bu 20’ye düşüyor. SolarWall bugün yeryüzünde “payback” yani yatırımın geri dönüşü anlamında en hızlı araç.Yine sürdürülebilir büyüme kapasiteniz anlamında likitideniz ne kadar kuvvetliyse o kadar önünüz açık demektir. Dolayısıyla yatırımın geri dönüş süresi çok önemli. Güneş enerjisi gibi fatura edilmeyen bir enerjiyi kullanmak fikri çok cazipti.

SolarWall’u test ettik; dış hava sıcaklığı 2-3 C iken içeriye 45 hatta 50 ̊C ΔT’ler ile enerji transferi yapabildiğimizi gördük. Biz bunu bir adım daha ileri götürmek için bir çalışma yaptık: Bu sistem içinde sadece gündüz güneşin var olduğu zaman değil, 7/24 çalışabilecek bir sistem geliştirecek ar-ge çalışması yaptık. Geliştirilen sistem şu anki geldiği aşamada bize bir ön ısıtma olarak katkı sağlıyor, bir ısı kalkanı olarak davranıyor, yazın soğutma yüklerimizi azaltıyor aynı zamanda pasif soğutma avantajı sağlıyor. Tek vardiyada SolarWall ortalama %40’lar civarında enerji tasarrufu getirdi. Var olan atık enerjimizi geri kazandık.

Bunun yanı sıra Kompresörlerimizi, VSD “variable speed drive” dediğimiz inverter’li tip kompresörlerden seçtik. Bu tip kompresörler ilk piyasaya çıktığından beri kullanmaya başladık. Basınçlı hava tüketimimizde %50’ler civarında tasarruf sağladık. Bunlar çok büyük yüzdeler. Ancak yanlış anlaşılmasın, bu sözlerimiz enerji tasarrufu alanında küçük adımların önemli olmadığını anlatmıyor. Enerji tasarrufu anlamında her bir adımın anlamı var ve değerlendirilmesi gerekiyor. Japonların “kaizen” dedikleri sürekli iyileştirme prensibi temelinde küçük adımları üst üste, ardarda ekleyerek büyük gelişmeler sağlamak prensibini göz ardı etmemek gerekiyor. Bunu yapmak zorundasınız, söylemek istediğim; tek başına bu yetmiyor. Kaizen bir kültür, bir felsefe olarak benimsenmeli ama ar-ge ve teknolojiyi, teknolojideki yenilikleri takip ederek büyük adımları da atmak gerekiyor.

SolarWall’da binanın dış cephesine kurduğunuz hava sızdırmalı kolektör ile bedava hava ısıtması sağlıyorsunuz ama bu sistem ile birbirine bağlı avantajlarınız var. Mesela bu sistemde tekstil hava kanalları kullanılıyor. Bu tekstil hava kanallarının üfleme delikleri aşağıya doğru değil, yana doğrudur. SolarWall’dan gelen hava, tavanda biriken sıcak hava ile karıştırılarak bu sıcak havayı aşağı çöktüren bir sistemdir. Böyle olunca tavan/zemin arasındaki sıcaklık farkı azalıyor. Yani boşu boşuna havayı ısıtıp ısıtıp yukarı göndermiyorsunuz, ısındığı için yükselen havayı yere indirerek kullanıyorsunuz. Bilindiği gibi bir metrede 1.5 ̊C sıcaklık farkı oluşur, 9 metrede bu 13.5 ̊C demek. Tavanda 30 C sıcaklık varken, zeminde bu sıcaklık 15 ̊C olabiliyor. Yani atıl 15 ̊C’lik bir ısıyı aşağı indiriyor, kullanıyorsunuz. Ayrıca gelecekte güneşten elektrik elde edilmesini hedefliyorsanız, SolarWall yine bir avantaj sağlıyor; bir sonraki aşamada güneş hücrelerini monte edilecek altyapı hazırlanmış oluyor. Zira artık güneş pili kasalarının monte edilmesi söz konusu değil, SolarWall panellerinin üzerine güneş hücreleri kolaylıkla monte edilebiliyor.

Alternatif sistemlere göre SolarWall ısı transferi ile ilgili performansı açısından Fabrika ortamı gibi büyük hacimli mekânları daha çabuk ısıtabilme anlamında da avantaj sağlıyor.

Bir de bizim yaptığımız işte 400 bin m3/saat gibi çok yüksek bir seviyede havalandırma ihtiyacı var. Yani kışın çok yüksek miktarlarda dış hava almak gerekiyor. Aynı ihtiyacın yazın da ısınma etkisi yaratması söz konusu. Konvansiyonel sistemlerle 2500 kw/h soğutma etkisi doğuran bu havalandırmanın yükünün malityet etkisinin tamamı faturanıza yansırken SolarWall’da ise bu girdiye ödediğiniz maliyetler büyük oranda düşüyor, dış havayı Solarwall’dan geçirip alırsanız bu paranın önemli bir kısmı cebinizde kalıyor.

Kompresörler ve fan motorları; enerji tüketim canavarları

Kompresör, birim iş üretimi anlamında enerji tüketimi açısından belki de dünyanın en verimsiz cihazlarından biridir. Ürettiği iş 100 birim içinde 15-20 birimler mertebesindedir. Yani burada 100 birimde 80-85 gibi kullanılamayan atıl bir enerji var. Herkes bu noktadaki enerjinin geri kazanılarak domestik sıcak su, ön ısıtma vb. kullanması için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Pimsa’nın hem konfor hem proses olarak bir ısıtma soğutma sistemi kullanması gerekiyor. Sıcak-soğuk su kullanan bir sistem ile bu işi yapıyor. Konvansiyonel sistemleri kullanarak bunu yapmak, çok ciddi bir maliyet yükü getiriyor. Biz tüm konvansiyonel cihazlarımızı elden çıkardık. Bizim ölçeğimizde yatırımın geri dönüşü, maksimum iki sene oldu. Şimdi doğalgazla çalışan absorbsiyonlu ısıtma-soğutma sistemi kullanıyoruz.

Önceki sistemimizde konvansiyonel sistemlerde sıcağı almak için bir enerji kaynağı kullanıyor, soğuğu almak için ayrı bir enerji kullanıyorduk. Her ikisi için ayrı maliyetler söz konusu, üstelik verimleri de yüksek değil idi.
%120 hatta 160’lara varan verimliliği ise bu yeni sistemimizi başka bir yere koyuyor. Aynı anda hem sıcağa hem soğuğa ihtiyacınız varsa en azından birini bedavaya getiriyoruz. Diğerini de verimli ürettiğimiz için toplam verim, %100’ün üzerine çıkıyor. Biz bunu efektif olarak 1.5 senedir kullanıyoruz. Bakım onarım anlamında işletme maliyetleri açısından baktığınızda da çok avantajlı bir sistem. Yılda sadece bir kez basit filtre ve yanma odası temizlikleri, yapıyorsunuz.

SolarWall uygulamasında kumaş kanalın seçimi, galvaniz kanaldaki gibi basınç kayıpları olmadığı için çok yüksek fan kapasitesi gerekmiyor. 125 pascal’lık basınçla sistem çalışıyor. Böylelikle fan motorunun tükettiği enerji de % 80’lere varan oranda azalıyor.

Altını çizmek istiyorum ki; mevcut sistemler yetersizdir demiyorum, biz burada hep daha iyiyi konuşuyoruz, çevreciliği, sürekli iyileştirmeyi konuşuyoruz. Bu anlamda yenilikçi teknolojileri kullanmak gerekiyor.

Kullanmak için endişeleriniz varsa öncesinde kullananlarla bir araya gelmek lazım. Bu endişeleri iyi bildiğimiz için “Enerji Verimliliği Vakfı” gibi bir projemiz var. Biz bu Projenin tasarım aşamasında sektörden ve akademik çevreden çok değerli insanlarla bir araya geldik. Onlar da memnuniyetle karşıladı, “evet, Türkiye’nin bu yaklaşımlara ihtiyacı var” dediler. Şimdi gerek Projede direk katkı sahipleri gerekse onların çevrelerinde bu konuya gönül vermiş insanlarla yavaş yavaş bir “Network” oluşmaya başladı. Amacımız bunu Pimsa özelinde kullanmak değil. Şirketten sektörden bağımsız olarak, gerek yeni gerekse var olan yatırımlar üzerinde yapabileceğimiz maksimum katkıyı yapabilmek istiyoruz. Temel amacımız Ulusal Enerji Verimliliği politikasına bir katkı sağlamak olacak.

Var olanı verimli kullanmak bir uzay teknolojisi değil. Ama ne yazık ki göz ardı edilen bir şey. Bugün bir tesisat çekiliyor; yalıtımı yok. Tesisat yalıtımının, bina yalıtımının enerji tasarrufuna katkısı çok büyük. Yabancılar, yalıtıma daha projeden başlayarak önem veriyorlar, binanın özellikleri ileri seviye yalıtım açısından yeterli değilse ruhsat vermiyor. Bizde de devlet bu konuda kamu spotları ve teşviklerle farkındalık sağlamayı başardı. Son on yıldır bu doğrultuda doğru çok şeyler yapıldı. Potansiyel olarak binalarda enerji verimliliği beş misli iyileşebiliyor. Enerjide bu denli dışa bağımlı ülkemizde  bu tarz verimliliklerin getirisi tartışılmaz, diğer taraftan Enerji Verimliliği Politikalarının en az domestik kullanımlara getirilen çözümler kadar sanayide enerji kullanımına odaklanması gerektiğini düşünüyoruz.

Aydınlatma, bugünün enerji tüketiminin en önemli kalemlerinden biridir

Aydınlatmanın tükettiği enerjinin yanı sıra yazın soğutmada artı yük getirdiği de düşünülürse enerji tüketimi açısından önemi açıktır. Aydınlatma doğru uygulanmadığında ergonomi ve işyeri verimliliği açısından da sıkıntı yaratır. Bugün LED teknolojisini bu alanda ciddi tasarruflar sağlamaktadır. Biz Pimsa’da LED teknolojisini hemen her alanda kullandık. LED teknolojisi halen yatırımın geri dönüşü anlamında pahalı bir teknoloji olmakla beraber özellikle kullanılan ürünlerin kalitesi ve marka fiyatı teşkil eden ana unsurlar olarak ön plana çıkıyor. Biz, LED teknolojisini uygularken maliyetlerimizi minimize etmek için de çalıştık, LED için önemli olan Lamba ve Armatürleri başka tedarikçilerle iş birliği yaparak özel bir tasarım geliştirdik. Yani şu anda burada Ürünün bağımsız olarak kullandığımız ayrı ayrı malzemelerinde Kaliteden ödün vermeksizin bir nevi Pimsa marka aydınlatma armatürleri kullanıyoruz. İç ortam Aydınlatmasında ortalama enerji tasarrufumuz % 60’lar mertebesinde.

Bunun soğutma yükü açısından getirdiği yük, bu hesaplamanın dışındadır.

Çevre aydınlatmasında 6 metrelik bir yükseklikte aynı aydınlatma şiddetini elde etmek için yaklaşık 8 kat daha az enerji kullanıyoruz. Ölçek ekonomisi açısından düşünün; bir projede tanesi 300 W ampul kullanıyorsunuz, ama bin tane kullanıyorsunuz, yani 300 kW. Ülke genelinde milyonlarca kullanıldığını göz önüne aldığınızda bu, yüz binlerce kilowatt demek. Bu para, Türkiye’nin, hepimizin cebinden çıkıyor.

Bu binada proje safhasında doğal aydınlatmayı da göz önüne aldık, fenerlik tabir ettiğimiz Doğal Aydınlatma elemanlarından çatıda 450 m2, duvarlarda 750 m2 kullanıldı. Gündüz vakti hiçbir aydınlatma ihtiyacı olmaksızın doğal aydınlatma ile aydınlatma ihtiyacımız karşılanıyor. Gece de bunu en ekonomik biçimde yapıyoruz. Fabrika içinde kullanılan armatürlerimiz ise LED’den de tasarruflu. Bütün bu uygulamaları ve sistemleri üst üste koyduğunuzda çok şey ifade ediyor. Günümüzde sanayide rekabetçiliğin anahtarının da işte burada olduğunu düşünüyorum.

Bina Yönetim Sistemleri ve Otomasyonun önemi

Tabii ki tüm bu birbirinden bağımsız uygulamalar için maksimum kontrol edebilirlik yani Otomasyona dayalı Kumanda Sistemi çok önemli. Bütün aydınlatma sistemimize noktasal olarak kumanda edebiliyoruz. Aydınlatma şiddetini de ister manuel olarak tek tek armatür bazında isterse Gün Işığına göre bölgesel olarak Otomasyonla ayarlayabiliyoruz. Genel Bina Yönetim Otomasyon Sistemimiz sayesinde Aydınlatma Otomasyonu ve SolarWall da dahil olmak üzere Bütün enerji kaynaklarımıza Internet üzerinden 24/7 erişebiliyor ve kumanda edebiliyoruz.
 
Bu imkan sayesinde kullanmakta olduğumuz Yüksek Verimli Cihaz ve Sistemlerin getirmiş olduğu tasarrufların yanı sıra, İşletme optimizasyonunu da sağlamış ve bu sayede israfın nerede ise tamamen önüne geçmiş oluyoruz.

Etiketler