Header Reklam
Header Reklam

ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan: Biz 0’dan Değil, - 1’den Başladık

10 Mart 2022 Dergi: Mart-2022
ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan:  Biz 0’dan Değil,  - 1’den Başladık
Sektörün hafızasına sektörümüzle birlikte ışık tuttuğumuz söyleşi dizimizin bu ayki konuğu, ismini hem kendi işindeki başarıları hem de STK’larda üstlendiği aktif roller ile duayenler arasına yazdırmış bir isim: Orhan Turan.
Biz dinlerken büyük bir zevkle dinledik; sizlere de keyifli okumalar diliyoruz…


Her gün Kurtuluş’tan Tuzla’ya…

Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden 1981 Eylül’de mezun oldum. Birkaç ay iş bulamayınca Marmara Üniversitesi’nde işletme alanında MBA yapmaya karar verdim, akşam programına kayıt yaptırdım. O dönemde Fahri adında bir arkadaşım, çalıştığı iş yerinde mühendis aradıklarını söyledi. Ertesi gün, Tuzla’ya gidip Fahri’nin çalıştığı fabrikaya iş başvurusunda bulundum; işe alındım. Fakat Kurtuluş’ta oturuyordum, iş yerim Tuzla’daydı ve mesai sabah 7.30’da başlıyordu. 1981 tarihinde ulaşım imkânları sınırlıydı. Babamın arabası vardı ama onunla işe gitmeye kalksam bütün maaşım ancak benzin parasını karşılardı. Bu yüzden toplu taşıma ile işe gitmem gerekiyordu. İşe zamanında yetişebilmek için her sabah saat 5.30’da yola çıkıyordum. Gün ışımadan rahmetli babam benim için kahvaltı hazırlardı. Evden çıktığımda koca İstanbul sokaklarında kediler, köpekler, çöpçüler ve bir de ben vardık. Elmadağ’a yürüyüp otobüsle Mecidiyeköy’e gidiyor, oradan Kadıköy otobüsüne biniyordum. Zaten ilk seferler olduğundan insanların çoğu uyuyor olurdu. Ama uyumak da riskliydi, uyuyup durağı kaçırma ihtimali vardı. İndiğim yerde, mesai arkadaşlarımla bir kahvede buluşup servisi bekliyorduk. Servis bizi kahveden alıp fabrikaya götürüyordu. Eğer servisi kaçırırsam, Haydarpaşa’ya yürüyor ve oradan trene biniyordum fakat bu durumda da mesaiye geç kalıyordum. Akşam da 17.00’de mesai biterdi. Ben Altunizade’de servisten inip karşıya geçiyor, okula yetişiyordum. Hafta sonları ise teknik İngilizcemi geliştirmek için kursa gidiyordum. O kadar yoğun bir tempoda yaşıyordum ki tanıdıklar, akrabalar aileme “Niye bu çocuğun üstüne bu kadar gidiyorsunuz? Para sıkıntınız mı var?” diye sormuşlardı. Babam da “Biz karışmıyoruz, bunu kendisi tercih ediyor” diyordu. Bu aslında benim karakterim. Bulunduğum yer dar gelir, farklı olmak, fark yaratabilmek, hep kendimi geliştirmek, ilerlemek isterim.

ODE’ye ilk adımı 20 metrekarelik ofisinde attım

Nisan 1983’te asteğmen olarak Tuzla’ya gittim. Tuzla’da 4 ay kaldıktan sonra Eskişehir Hava Kuvvetleri’ni meslek kurası olarak çektiğimde hayatım değişti diyebilirim. Eskişehir Hava Kuvvetleri’nde Kontrol Mühendisi olarak görev yaptım. 1980 sonrasıydı, yapılan binaların, lojmanların sıhhi tesisatını, kazan dairesini, ısıtma soğutma tesisatını kontrol ediyordum. Baktım ki müteahhitler hak ediş işlemlerini bile doğru dürüst yapamıyor. Dedim ki “Bu işi ben de yaparım”. Askere gitmeden evvel nişanlanmıştım. Eğer nişanlı olmasaydım herhalde Eskişehir’de kalıp müteahhit olurdum. Asteğmenliğimin sonlarına doğru, iki elektrik mühendisi arkadaşımın Laleli’de bir ofis açtıklarını öğrendim. Birinin soyadı Oğuz idi, ötekinin soyadı da Demirci. “ODE” ismi bu soyadlarından geliyor. Onlara mektup yazdım; “Ne yapıyorsunuz?” diye. Dediler ki “İmar affı var, imar projeleri çiziyoruz, sen de gel, bize katıl.” Böylece ben oraya %33 ortak oldum. Sonra 1984 Eylül ayında evlendim. O dönem maddi anlamda çok da rahat değildim. Taahhüt işi yapıyorduk. 20 metrekarelik bir ofisimiz vardı, ofiste bir masa bulunuyordu. Kim erken gelirse o otururdu masada. O zaman yapabileceğimiz her türlü işi kovalıyorduk. Proje ile başlayıp taahhütle devam ederken 1986’dan sonra Ford’un yaptığı yatırımda işler almaya başladık. Benim askeriyeden bağlantılarım aracılığı ile İzmit’te bazı işler aldık. Sonra bu iş taahhütle olmuyor dedik; bir mağaza açmaya karar verdik. Beşiktaş Balık Pazarı’nın arkasında 100 metrekarelik bir dükkan kiraladık. Dükkan -1. kattaydı, oturduğumuzda insanların ayakkabılarını görüyorduk. Bu yüzden ben hep “Biz 0’dan değil -1’den başladık” diyorum.

Türkiye yalıtım sektörünün ilk mühendislik firmasıyız

1986’nın sonunda ortaklarımızdan biri ayrıldı. Biz iki ortak taahhüt, inşaat malzemeleri alım-satım işi yapmaya devam ettik… 1987’nin sonunda öteki arkadaşım da gelip “Burayı ya sen al ya da ben alayım, ikimize yetmiyor” dedi. Ben aldım ve 1 Ocak 1988 yılından itibaren yalıtım sektörüne ve enerji verimliliği konularına odaklanmaya karar verdim. Biz, Türkiye yalıtım sektörünün ilk mühendislik firmasıyız. Bu kararı, mühendislik formasyonumla fark yaratabileceğime inandığım için aldım. Çok sevdiğim bir arkadaşım olan geçen ay kaybettiğimiz Serdar’a “Ne kadar paran varsa getir” dedim. 3.000 mark getirdi, ODE’nin %25’ine ortak oldu. Serdar ile sac işine girdik. Daha sonra Serdar şantiyelerle ilgilendi, ben de masa başına oturdum. Türkiye’de bazı markaların bayiliğini aldım. 1990’a kadar böyle devam ettik. 90’larda Türkiye ISK sektörü de hareketlenmeye başladı. Oteller, tatil köyleri yapılmaya başlandı. O dönemde sektörle ilgili gelişmeleri takip edebilmek için yabancı sektörel yayınlara abone oluyorduk. Ecvet Abi (Binyıldız) dedi ki “Almanca bir dergi var, ona abone ol”. Almancam da yoktu ama abone oldum. İyi ki abi sözü dinlemişim. Bir gün bir müşterimiz elimizde olmayan bir ürün sordu. Sonra ben o ürünü yurt dışından tedarik edebileceğim bir firma buldum. Hem de nereden? Abone olduğum Almanca derginin arka kapağındaki ilandan… Hemen faks ile iletişim kurduk. Cevap geldi: “Biz Türkiye ile ilgilenmiyoruz, sizin bölge ile İtalya ilgileniyor.” Biz de İtalya’ya faks gönderdik, gelin görüşelim dediler.

Rubaflex ODE ile Türkiye pazarında

1991’in Ocak ayında Tuncay Ayhan ile beraber Almanya’da BAU fuarına gittik. Oradayken trenle İtalya’ya geçtik. Milano’da küçük bir otel ayarladık. Adamları aradık, bize yerlerini tarif ettiler. Gittik, görüştük. Dediler ki “Türkiye’de bizim mümessilimiz var, size mümessillik veremeyiz. Fason çalıştığımız bir firma var, onunla görüşün” dediler ve bizi Rubaflex’e yolladılar. Bizi yönlendiren arkadaş daha sonra bizimle çalışmaya başladı. Rubaflex mümessilliğini aldıktan sonra satışlar çok iyi gitmeye başladı ve onlarla bir ortaklığa imza attık. Bir şirket kurup 1998’de sözleşme yaptık, 2000 yılının Nisan ayında Türkiye’de ilk kauçuk köpüğü üretimine geçtik. 1990 ile 2000 yılları arasında da Türkiye’de üretilmeyen bazı ürünlerin ithalatını yaptık. Avrupa’daki uluslararası çok sayıda firma ile çalıştık. Bence 1990’lı yıllar sektörün gelişimi için çok hareketli, çok hızlı dönemlerdi. Aynı dönemlerde sivil toplum kuruluşları (STK) da oluşmaya başladı. 1992 yılında Türk Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) kuruldu. 1993’te benim de fikir önderleri arasında olduğum Isı Su Ses ve Yangın Yalıtımcıları Derneği (İZODER) kuruldu. İZODER’i ilk kurduğumuzda ofisimiz yoktu; benim ofisi kullanıyorduk. Sektörün örgütlendiği, toparlandığı, üretime geçişin başladığı ve kârlılık anlamında da tatmin edici işlerin yapıldığı yıllardı 90’lar…

İyi bir STK gönüllüsüyüm

30 yıldır STK’larda oldukça etkin çalışıyorum. İZODER dahil dört STK’nın kuruculuğunu yaptım. İZODER’in 1997-1999 yıllarında Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlendim. Daha sonra Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği’nin (Türkiye İMSAD) iki dönem Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptım. Şu anda da Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanıyım. Toplumsal düşünen bir insanım. Sadece kendimi ya da kendi firmamı değil bütün sektörün hatta ülkenin birlikte gelişmesi, büyümesi, kalkınmasını gönülden arzu ediyorum. İZODER fikri ortaya çıktığında ben 30’lu yaşlarımdaydım. Ama sektör bugün kazandığı kimliği o zamanlarda atılan adımlara borçludur. Bu zamana kadar Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) de dahil 10 STK’nın Yönetim Kurulu üyeliğini yaptım. TEMA Vakfı’nın da Mütevelli Heyeti Üyesiyim. İyi bir STK gönüllüsü olduğumu düşünüyorum. Her zaman da STK’lara destek vereceğim. Mümkün olduğunca aklımın zekatını ödemeye çalışıyorum. Ben hep devlet okullarında okudum. Bugün de devletimin bana sağladıklarının karşılığını vermeye uğraşıyorum.

STK’lar benim ufkumu, vizyonumu, iş ağımı gelişirdi ve çok kıymetli dostluklar kazandım. Bunun için tüm gençlere STK’larda aktif olarak görev almalarını tavsiye ederim.

Türkiye’nin yalıtım sektöründe %100 yerli sermayeli en büyük şirketi olduk

1995’te ithal ettiğimiz ürünleri üretmeye karar vermiştik. ODE üretici kimliğini ise 1996 yılında kazandı… 2000 yılına kadar yaşanan süreç beni bir yol ayrımına getirdi. Ya üretimde ya da dağıtımda büyümeye yönelmemiz gerekecekti. Biz üretimde büyümeyi tercih ettik. 2000 yılında üretimden satışımız %15 idi şu anda %98’e çıkmış durumda. Türkiye’nin yalıtım sektöründe %100 yerli sermayeli en büyük şirketi olduk.

2000 yılında tesisat yalıtımına bina yalıtımını da ekledik. 2001, 2003 ve 2004 yıllarında ciddi yatırımlar yaptık. 2007 yılında İş Girişim Sermayesi ile ortak olduk. 40 milyon dolarlık yatırım yaptık o dönemde. 2011’in sonunda ayrıldılar, hisseleri tekrar geri aldık. Bu dönemde İtalya ve Hollanda ile iki anlaşma da gerçekleştirdik. Birinde flexible ürünler diğerinde de kauçuk köpüğü ürettik. Daha sonra bu yatırımları ODE ile birleştirdik. Herkesin şirketini biraz büyütüp sattığı dönemde ben hisseleri aldım. ODE’nin vizyonu, Türkiye’den global bir marka yaratmak. Bunu yapmak için de satmadan almak icap ediyor… Birkaç sene evvel İtalya’da bir firmayı satın almak için girişimlerde bulunduk ama olmadı. Ama önümüzdeki süreçte ODE’nin böyle sürprizleri olabilir. Sadece Türkiye’de kalmak değil hedefimiz. Bugün 6 kıtada 75’in üzerinde ülkeye ihracat yapıyoruz. Ciromuzun %40’a yakını ihracattan geliyor. Türkiye’nin yalıtım sektöründe en büyük ihracat yapan firmasıyız. Global markalarla rekabet edebiliyoruz. Ben bu kuşak adına çalışıyorum, bedelini ödüyorum. Yapalım ki bizden sonraki kuşaklar da Türkiye’den büyük, güçlü global markalar çıkabileceğini görsün.

Türkiye’deki öngörülemezlik, iş dünyasının enerjisine ket vuruyor

1990-2000 yılları arası bizim sektörümüzün mutlu olduğu bir dönemdi. 2001 krizi ile bir kırılma yaşandı. Daha sonra çok sert bir rekabet ortamı oluştu, bazı firmalar sistem dışına çıktı. Yine de eskiden ticari kurallar, etik anlayışı, iş yapış şekilleri bugünden daha iyiydi. Bugün sektör büyüdü, ihracat potansiyeli arttı. Türkiye 90’larda ağırlıklı olarak İtalya’dan ithalat yaparken şu anda ciddi anlamda ihracat yapabiliyor. Türkiye İtalya’yı 15-20 yıl kadar geriden takip ediyor ama İtalya, AB’ye girerek pazardaki rekabet gücünü kaybetti, Türkiye şu anda onun yerine bu gücü eline geçirmeye başladı. Ama Türkiye’deki öngörülemezlik, iş dünyasının enerjisine ket vuruyor. Mevcut durum, günlük ya da kısa vadeli operasyonlara yoğunlaşırken geleceği planlamak için yeterli enerjisi kalmıyor iş dünyasının. Fakat biz ODE olarak 2021 yılında hiç fiziki toplantı yapmadan 6 ayda ODE’nin 3 yıllık strateji planını yaptık. Hep ileriyi düşünüp geleceği planlamaya çalışıyorum. Çünkü ben, şirketlerin sürdürülebilir olması için geleceğe dönük ana strateji planlarını yapmaları ve kendilerini bu planlardan alıkoyacak durumlardan uzak kalmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu, şirketler için de STK’lar için de geçerli.

Pek çok yalıtım ürününü Türkiye pazarına ilk sunan yenilikçi firma olduk

Türkiye’de özellikle klima pazarı geliştikçe yalıtım malzemelerine ihtiyaç da arttı. Tesisat yalıtımında kullanılacak ürünler de yoktu Türkiye’de. ODE olarak o ürünleri Türkiye pazarına ilk getiren firmayız. Pazarın büyümesini istiyordum. Avusturya’dan bir eğitmen getirdim. Sektöre haber verdim “Çok iyi bir eğitimci geliyor, bana elemanlarınızı gönderin, bir tam gün eğitim verelim” dedim. Zar zor 40 kişi bulabildik. Daha sonra katılımcılardan biri dedi ki “Abi, sen bizim ekmeğimizle oynuyorsun. Sen bu ürünleri getirirsen bizim işçilik bitecek!”

ODE olarak hep yeniliklerle sektörü tanıştırdık. Bir farkındalık yaratıp sonra üretime geçtik. Getirdiğimiz ürünler ilk zamanlarda pek tanınmıyordu, yanlış uyguladıkları için bazı binaları su bastı, asma tavanlar çöktü… Hatta bir uygulamada polietilen ürünleri buhar tesisatında uygulamışlar ama o malzeme yüksek sıcaklığa dayanmaz. Daha sonra gidip bakmışlar ki malzeme yok… Eriyip gitmiş… Ama daha sonra ürünlerin doğru kullanımı öğrenildiğinde çok faydaları görüldü.

Ürünleri ilk anlatmaya çalıştığımızda elimizde ürün numunesi ile tatil köylerini geziyorduk. Şu anda ise sektörümüz hatırı sayılır bir yere geldi. Ürünler tanınıyor ve sürdürülebilir talep görüyor.

ODE Türkiye yalıtım sektöründe bir okuldur

2008 yılında yılın girişimcisi seçildim, 2013 yılında en rekabetçi şirket olduk. 2017’de aile şirketlerinde kurumsal sürdürülebilirlik ile ilgili bir ödül aldık. Yani girişimciliğimiz, rekabetçiliğimiz ve kurumsallığımız tescil edilmiş oldu. Bizde çalışan arkadaşlarımız da bizden ayrıldığında başka yerlerde çok rahat iş bulabiliyor. HVAC sektöründe Alarko nasıl ki bir okul gibidir, ODE de kendi sektöründe bir okuldur.

Kriz yönetiminde uzmanlaştım

Kriz yönetimi ile ilgili de biraz adım çıkmıştır benim. Türkiye’de 91, 94, 98 Uzak Doğu krizleri, 99 depremi, 2001 krizi, 2008 Global Finans Krizi, arada muhtıralar, darbeler, kalkışmalar, gezi olayları oldu… Bloomberg’de bir programda sunucu bana dedi ki; “Ne zaman yatırım yapsanız kriz oluyor”. Düşündüm, gerçekten de öyle olmuş; 2001 yılında 6-7 milyon dolarlık bir yatırım yapıyorduk; Türkiye’de kriz çıktı. 2008 yılında 40 milyon dolarlık yatırım yaptık, küresel kriz çıktı. İş Girişim Sermayesi ile ortak olduğumuzda Çorlu’daki camyünü fabrikasının fırınını Mart’ta yakalım dedik. Fırın yanınca da kapatmadan 7-8 yıl sürekli üretim yapmanız ve tabii ki satmanız gerekiyor. 7 Ekim’de fırını yaktık, 29 Ekim’de ilk malı çıkardık. Önümüz kıştı, bizim sektörde de satışlar yazın artar. Ama minimum %50 oranında satış yapmamız lazım… Tam da o ara 2008 krizi patladı. Stresten 6 ay salonda yattım, saçlarımı da o ara ağarttım ama 11 ay sonra  %100 kapasiteye geldik. Dedim ki “Yatırımlarımızı durduralım da kriz çıkmasın memlekette…” Bu tabii işin esprisi; aslında dünyada da ülkemizde de sürekli kriz çıktığından bizim yatırımlara da ister istemez denk geliyor… Her krizden daha da güçlenerek çıktık. Bence liderin soğukkanlı olması gerek. Lider paniklerse ekip de hata yapıyor. Krizlerde kadro azaltmadık, reklam bütçelerimizi kısmak yerine artırmayı tercih ettik. Şimdi yeni bir krizin ayak sesi gibi algılanmasın ama yeni yatırımlarımız olacak…