Header Reklam

Kimler Geldi, Kimler Geçti: Erol Gökdemir

16 Haziran 2022 Dergi: Haziran-2022
Kimler Geldi, Kimler Geçti: Erol Gökdemir

Erol Gökdemir  (1 Mart 1940 - 5 Haziran 2021)


Erol Gökdemir, 1940 yılında Samsun’da dünyaya geldi. 1959 yılında başladığı İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’ni tamamladıktan sonra staj için Almanya’ya giden Gökdemir, iklimlendirme sektörünün önde gelen firmalarında, önemli pozisyonlarda görev aldı. 1987’de Bayram Kömürcü ile birlikte ERBAY Soğutma ve Isıtma Cihazları San. ve Tic. Ltd. Şti.’ni kurdu. Türkiye İklimlendirme Sektörünün, bir “sektör” olmaya başlamasında ciddi emek ve katkıları olan duayenlerimizden Erol Gökdemir, Termodinamik dergimizin Ekim 2020 sayısına verdiği son röportajında 57 yıllık makine mühendisliği geçmişini anlatmış, Türkiye iklimlendirme sektörünün yolculuğunu okurlarımızla paylaşmıştı. Birlikte hatırlayalım:

At arabası imalatı ile başlayan mühendislik düşü

1940 yılı 29 Şubat’ı 1 Mart’a bağlayan gece doğmuşum. Ancak o tarihlerde nüfus cüzdanı, doğumdan çok çok daha sonra verilirmiş ve ayın 1’i olarak doğum tarihi atılırmış. Benimkini de nüfus cüzdanıma 01 Ağustos 1940 olarak yazmışlar. Babam at arabası imal eden ve gerekli tamiratlarını yapan bir imalat atölyesinin sahibi idi. O döneme ve çevremize göre varlıklı bir aile sayılırdık. Atölyemiz ve evimiz Samsun Kılıçdede mahallesinde idi. 1940’lı yıllarda Samsun’da kamyon, kamyonet henüz yoktu. Bunun yerine at arabaları bütün taşıma işlerini yaparlardı. Bu yüzden babamın kazandığı para iyi sayılırdı. Tâ ki, kamyonlar ve kamyonetler yaygınlaşmaya başlayıncaya kadar… 7 yaşımdan itibaren ben de yaz tatillerinde bizim atölyede çalışırdım. Bu durum lise sona kadar devam etti. At arabalarının yapımı ve tamiri hem marangozluk hem de sıcak ve soğuk demircilik bilgisi gerektirir. Atölyemizde körük, örs, çekiç, zımba, sac kesen kalın makas ve diğer demirci takımları vardı. Özellikle yazın sıcak havada demiri kızdırmak ve çekiçle kızgın demiri dövmek çok zordu. Babamın giydiği gömlek, kısa zamanda terden sırılsıklam olurdu. Yazın sıcakta babamla karşılıklı demir döverken ter burnumuzdan damlardı. Ben, bu atölyede hem sıcak demirciliği hem kısmen marangozluğu hem de takım kullanmayı ve gerekli demirden yapılan parçaların imalini yaşamış oldum. Ortaokuldan lise sona kadar Almanca okudum ve bu arada Almanca öğrenmeye çok özen gösterdim. Meslek hayatımda bunun çok faydasını gördüm. Liseden sonra 1959 yılında İTÜ’nün Maçka’daki okulunun imtihanına girdim ve Makine Mühendisliği’ni kazandım. O zamanlar okulun adı; İTÜ Maçka Teknik Okulu idi. O günlerde üniversitelerde anarşi ve talebe hareketleri henüz yoktu. Bu yüzden tahsilimiz boyunca iyi bir mühendislik altyapısı aldık. 1962 yılında staj için yurtdışına, özellikle de Almanya’ya gitmek istiyordum. Bunun için açılan Almanca imtihanını kazandım ve yazın 4 aylığına Almanya’da staj için Karl-Lenz firmasına gittim. Bu firmada mümkün mertebe Almanca lisanımı ilerlettim. Bu sayede mühendislik hayatımda büyük bir avantaja sahip oldum. Zira mühendislik bilgileri en fazla Alman teknik literatüründe mevcuttu. Almanya’dan döndükten sonra önce 2 yıl askerlik yaptım. Daha sonra SUNGURLAR kazan fabrikasında işe başladım. Burada esaslı bir mühendislik altyapısı mevcut idi. Termik hesaplar, mukavemet, konstrüksiyon bilgisi güçlü iyi donanımlı mühendisler vardı. O zamanda Sungurlar, Alman Steinmüller firması ile çalışıyordu ve bütün teknik literatürü Almanca üzerinden yürütülüyordu. Bu durum benim için çok faydalı olmuştu. Gerek konstrüksiyon gerekse mukavemet hesapları ve malzemelerin tanımı hususunda iyi bir altyapı almıştım. Sungurlar’daki iki yıllık çalışmamın ardından, %50 Alarko ortaklığı ile kurulan Aldağ firmasının yeni fabrikasında işe başladım. Küçük ekovatlar, küçük kapasiteli kompresörlerin kullanıldığı soğutma işleri yapıyorduk. Cihaz üretimi, montajı, Türkiye için çok yeni bir şeydi, büyük önem veriliyordu. Türkiye’de soğutma klima sektörü henüz gelişmemişti. Techumseh’in 4.5 beygir gücünde, kayış kasnak tahrikli motorlu kompresörünü çalıştırdığımızda hayranlıkla izliyorduk. Selim Rahim Suntur, çok tecrübeli, deniz kuvvetlerinden ayrılmış eski subaydı. Uygulamayı ondan öğrendik. İşe başladıktan kısa bir süre sonra firmanın teknik müdürü ve ikinci mühendis işten ayrıldı, konstrüksiyon bölümü bana kalmıştı. Teorik altyapım ve konstrüksiyon bilgim çok yüksekti. İlk kez soğutma teorisi ve hesaplarını gündeme getirdim, uygulamaya başladım. Alarko’nun Alsac firmasında çok güçlü bir teori altyapısına sahip Salih Bey vardı, onunla hep irtibat halindeydim. Artık büyük soğutma grupları yapmaya başlamıştık. Tabii ki teknik açıdan ayna imalatı gibi bazı güçlüklerimiz vardı. Yivli boru, henüz bilinmiyordu. Borulu kazan tipi eşanjörün borularının monte edildiği ön kapakların üzerindeki deliklerden geçirilen borular iki baştan elle, makinato dediğimiz aletle tespit edilirdi. Sonrasında kaçak testi yapılırdı. Böylelikle kondenser dediğimiz yoğuşturucu, evaporatör dediğimiz (soğutucu) buharlaştırıcı imal edilirdi. Kapasitemiz günden güne artarken, ürünlerimiz de gelişti. Türkiye'nin büyük kısmına soğutma grupları imal eder ve satar hale geldik. Hepsinde de çok olumlu geri dönüşler aldık.

1977’de ekonomik kriz ithalat yollarını tıkadı. Firmalar sıkıntıya girdi. 1979’da devam edebilmek zorlaştı. 1980 yılının başında rahmetli Özal, ithalatın yollarını açtı. Bizim sektör de yeniden canlandı. Alarko’ya birtakım küçük taahhüt işleri almayı önerdim. Onlar da kabul ettiler. Taahhüt alanında eskiden beri bir pazarımız vardı ve o dönem için bunu sıfırlamak doğru bir karar olmazdı. Bu durumu Yurdakul Dağoğlu ile konuştum, Alarko ile devam etme ve şirketi yeniden hareketlendirme önerimiz değerlendirildi ve kabul edildi. Bayram Kömürcü, Ülker’de Teknik Müdür olarak, oldukça iyi bir pozisyonda çalışıyordu. Fabrika Müdürümüz olarak çalışmasını teklif ettim. Üstelik teklif ettiğimiz para; orada aldığı ücretin yarısı bile değildi. Ama birlikte iyi işler yapabileceğimize güvendi, istikbal gördü. Dağoğlu grubu bize istediğimiz oranda bir hisse vermeyi kabul etmişti. Böylece işe başladık ve şirketi ayağa kaldırdık. 1980 yılından sonra firmanın Genel Müdürü ve ortağı olarak 1988 yılına kadar Aldağ’ın başında kaldım. Alarko’nun Aldağ ile ortaklığını sonlandırması ile birlikte mevcut ortaklar ile yaşadığımız anlaşmazlıklar neticesinde Aldağ firmasından Aldağ fabrika müdürü ve ortağı Bayram Kömürcü ile ceketimizi alıp ayrıldık. 1987’de kendi firmamız Erbay’ı kurduk ve imalata başladık. Birçok endüstriyel tesis kurduk, kimsenin yapmaya cesaret edemediği soğutma işlerini yaptık. 2001 yılında yaşanılan ekonomik kriz bizim içinde dönüm noktası oldu diyebilirim. Karşımızda iki seçenek vardı; ya taahhütçü olarak devam edecektik ya da imalatçı olarak. Bizim imalatçı yönümüz daha baskın oldu. Zamanla Eyüp’teki Paşmakçılar denilen bölgede çalışma imkanları kısıtlı hale gelmeye başladı. ISISO Sanayi Sitesi kurulunca oradan yer aldık; 1998 yılında taşındık, hâlâ bu binada devam ediyoruz. Türkiye’de iyi bir itibarımız var. Kapıda karşılandık, kapıda uğurlandık. Bu güvenilirliği ve saygınlığı, işimizde titizliğimize, yüksek kalitede iş yapmamıza borçluyuz.

Türkiye’nin köklü bir teknoloji kültürü olabilseydi…

Türkiye Cumhuriyeti çok zor şartlarda kurulmuş. Sıtma gibi, o dönem için aşılabilmesi çok zor sağlık sorunlarıyla uğraşılmış. Sanayileşme, devlet eliyle başlamış. 1950’lerden sonra “liberal ekonomiye dönelim” denmiş ama teknolojik kültür olmadığı için, mühendisliğimiz konusunda özgüven sahibi de olamamışız. “Avrupa’dan mühendis getirelim, biz beceremeyiz” denmiş. 1954-1955 yıllarında çivi; ithal bir ürün idi. Eski tahtalardan çivileri söker, düzeltir, kilosunu 50 kuruştan satardık…

Başlangıçta Türkiye’de biraz teknolojik kültürümüz olsaymış, Türkiye daha fazla, daha hızlı yol alabilirmiş. Nuri Demirağ, Beşiktaş’ta uçak fabrikası kurmuş, bu fabrikayı iflas ettirmek için elden gelen yapılmış. Fabrikaya borçları için haciz gelmiş, Hollandalılar bu fabrikayı satın almış, vidasına kadar söküp Hollanda’ya götürmüşler. Bugünkü Fokker marka uçak fabrikasını kurmuşlar. Böyle bir zihniyetten gelmenin sıkıntısını çektik. Tâ ki, Erbakan’a kadar. Çok iyi bir makine mühendisi olan, İTÜ’yü birincilikle bitiren Erbakan’a o günlerde hicivle yaklaştılar ama bu ülkenin kalkınmasının sanayimize bağlı olduğunun altını defalarca çizmişti. 1960’ta imal usulü dersimize Erbakan geliyordu, onun dersinde sanki ağzından bal damlardı. Ders arası dışarı çıkmaz, “devam edelim” derdik böyle bir özelliği vardı. Hep “Türkiye sanayi olmadan bir yere varamaz” dedi. Tarımla ürettiğimiz mahsul fazla para etmiyordu. Bir ton buğday, 535 dolardı ve ortalama bir akıllı telefonu neredeyse 3 ton buğday ile alabiliyorsunuz.

Son Söz

Mühendislik dışında hiç başka bir şeyin, bir başka mesleğin, bir başka hayatın hayalini kurmadım. Hayalini kurduğum, peşinden gittiğim şey, işimi her gün, bir gün öncesinden daha iyi yapabilmek oldu. Samsun’da at arabası imalatı yapan atölyede de, hayatım boyunca da mühendislikten başka bir meslek düşlememiştim.

Aynı Röportajda meslek yaşamında birlikte yol aldığı Bayram Kömürcü de Erol Gökdemir için şunları söylemiş: “Erol Gökdemir’le tanışmamız, 1970’li yıllara dayanır. Kırk yılı aşkın dostluğumuz, yol arkadaşlığımız var. Aldağ da, birlikte çalıştık, ortaklık yaptık, sonrasında yine birlikte ERBAY’ı kurduk, bugünlere getirdik. Erol Bey “nesli tükeniyor” dediğimiz şahsiyetlerdendir. Sektörde büyük emeği vardır. Tanıştığımız günden bugüne Abi-Kardeş ilişkimiz, aynı sevgi ve saygı çerçevesinde devam ediyor. Erol Bey zor bir insandır, zira çok dürüsttür, içi-dışı birdir, herkesten de böyle olmasını bekler, küçük hesapçılığı, özellikle de başarısızlığı asla affetmez. Pek çok konuda hoşgörülü olsa da mühendislik konusundaki hatalar, bu hoşgörüden pek fazla nasibini almaz. Sektörde pek çok başarılı kişi, Erol Bey’in tedrisatından geçmiştir, pek çok mühendisimizde büyük emeği vardır.


5 Haziran 2021 tarihinde aramızdan ayrılan sektörümüzün duayen ismi Erol Gökdemir’i saygı ve rahmetle anıyoruz…



Slider Altına