Header Reklam

Cafer Ünlü: “Öğretirken de öğreniyor insan…”

05 Temmuz 2022 Dergi: Temmuz-2022
Cafer Ünlü: “Öğretirken de öğreniyor insan…”

Makine Mühendisliğinde 47. yılı geride bırakmış ve ülkemizde buharın doğru ve verimli kullanımı için Türkiye’nin her yerinde, binlerce kişiye eğitim vermiş çok yönlü, çok renkli bir şahsiyet Cafer Ünlü… Mesleğe yeni başladığı dönemlerde, araştırmacı ruhu iş yaşamına yön vermiş, mesleki kariyerinin odak noktası olmuş. İnternet öncesi çağlarda araştırma yapabilmenin, bilgiye ulaşabilmenin zorluğu; bilgiye verilen önemin, duyulan saygının da bir dayanağı galiba. Cafer Ünlü, vanalar odağında erişebildiği her türlü yayını toplayarak derlemiş, yeni yayınlara dönüştürmüş. Özdemir Asaf, “Düşüngü” şiirinde “Bildiğini bildirmek için, bilmemeyi öğrenmelisin” dediği gibi yaşayan, bilmiyormuşcasına hep öğrenmeye, dağarcığında topladıklarını hep paylaşmaya çalışan Ünlü, okurlarımız için anlatıyor…


1975…Mesleğe ilk adım

1953 yılında doğdum. 1975’te Ankara Gazi Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Üniversiteden mezun olduğum ilk yıl, askerliği de henüz yapmadığım için özel sektörde iş bulamadım. Devlet tarafında kısa bir süreliğine görev aldım. Halk Bankası Genel Müdürlüğü’nde Teknik Kontrolör olarak çalıştım. Özel sektörün sunduğu koşullar, kamu kesimine göre çok daha iyiydi. Oradan ayrıldıktan sonra Klinger Yakacık firmasında Satış Mühendisi olarak işe başladım. Burada pek çoğu ilginç diyebileceğim anılarım oldu. Klinger bana çok şey kattı; hem öğrendim, hem de öğrettim. Satış Mühendisi olduğum için fabrikalara ziyaretlerde bulunuyordum. Ben 8 sayfalık broşürle gidiyordum, ama gittiğimde yabancı şirketlerin klasör şeklindeki kalın kalın kataloglarını görüyordum. Bir Tüpraş’a gidiyorum ya da bir Petkim’e gidiyorum, “kataloğunuz var mı?” diyorlar, “evet” diyorum. Gel gör ki yabancı şirketlerin cilt cilt katalogları karşısında eni konu 8 sayfalık bir broşür sunuyorum. Bundan rahatsız oluyordum, bu eksiklik canımı sıkıyordu. ‘Neden biz o seviyede değiliz’ düşüncesi beni rahatsız ediyordu. Satış Müdürüme dedim ki, “ben bu 8 sayfalık broşürleri dağıtmaktan rahatsız oluyorum. Gittiğim yerlerde diğer yabancı şirketlere ait kalın kataloglar oluyor. Biz de çok sayfalı ve kapsamlı yayınlar çıkaralım”. Benim bu fikrimi onayladı ve yapmam için beni yetkilendirdi. Tüm bunlar yaşanırken ben şirkette henüz üç aylık bir personeldim. Ben hiç tereddüt etmeden o görevi üstlendim. Peki, nasıl yapacaktım? Benim asıl işim, firma ziyaretlerinde bulunmak ve satış yapmaktı. Şirkette bu işe mesai harcamanın yanlış yorumlara neden olacağını düşünerek evde çalıştım. Çok sayıda yabancı dökümandan yararlandım. O sırada yeni bir şey öğrendim ve esasında şirketteki herkes de bu bilgiyi benimle birlikte öğrendi.

ND16: 16 bar’a kadar dayanıklı vana… Ama maksimum 120 °C sıcaklığa kadar…

Eskiden vanaların üzerinde ND16 yazardı. Almanca’dan gelen bir tanım bu, anma basıncını gösterir. Daha sonra standartlar değişince PN16 oldu. İşte ben o zaman ND16’nın ne anlama geldiğini öğrendim. Kaldı ki ben fabrikadan kurslardan, eğitimlerden geçmiştim. Yabancı dokümanlardan bunun ne anlama geldiğini öğrendikten sonra etrafımdaki arkadaşlara sordum. Herkes bu detaya aşina ama bilgi konusunda eksiklik var. Pek çok kişiden “16 bara kadar dayanıklı vana” cevabını aldım. Tamam, bu doğru ama eksik bir bilgi. Şu eklenmeli: Maksimum 120 °C sıcaklığa kadar. Zira sıcaklık 200 °C ise 16 değil, 13 bar oluyor. İşin özü, biz vananın üzerinde yazan ND16’nın ne anlama geldiğini o kataloğu hazırlama sürecinde öğrendik. Bu, benim için çok çarpıcı bir eşik oldu. Çalışmalarımızın sonucunda 152 sayfalık bir kitap çıkarttık. Klinger Yakacık’ın ilk kitapçığı budur. Geniş kapsamlı bir çalışma oldu ve gittiğimiz her yerde kitabımızı gururla takdim ettik.

İnsanları eğitirken bir yandan siz de öğreniyorsunuz

Yine Klinger Yakacık’da benim için önemli olan bir diğer durum, fabrikalardaki bilgi seviyesinin zayıf olmasıydı. Biz katalog/doküman bırakıyorduk ama okunmuyordu. Bunun sonucunda ben gittiğim fabrikalarda eğitim vermeye başladım. Onlara diyordum ki, eğer 8-10 kişi olursanız size eğitim verebilirim. Hepsi de memnuniyetle kabul etti. Çünkü ayaklarına kadar gelmiş, ücretsiz bir eğitimden bahsediyoruz. Kendi bölgemde sorumlu olduğum fabrikaların hepsinde bu eğitimi verdim. Eğitimler gerçekten oldukça faydalı geçiyordu. Pek çok soru geliyordu. Bu sorular içerisinde cevabını bildiklerim olduğu gibi bilmediklerim de vardı. Bir sonraki eğitime, o sorunun cevabını tam olarak verecek şekilde gidiyordum. Şunu fark ettim: İnsanları eğitirken bir yandan siz de öğreniyorsunuz.

“Eğer sizin bu anlattıklarınız doğruysa demek ki ben 30 yıldır yanlış yapıyorum. Sorumlusu kim?”

Klinger Yakacık’ta yedi sene Satış Mühendisi olarak çalıştıktan sonra Pazarlama Satış Müdürü görevine getirildim. Bu göreve geldikten sonra, daha önce kendi bölge sınırlarım içerisinde yaptığım eğitimi şirketin geneline yaydım. Diğer bölgelerde de eğitim vermeye başladım. Hem şirketin kendi bünyesindeki eğitim salonunda hem de –katılımcı sayısının fazla olduğu durumlarda- büyük salonlarda çeşitli organizasyonlara imza attık. Bunlar arasında İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri’nde verdiğimiz eğitimi asla unutamam. 150 kişilik salon tamamen doluydu. Dışarıda kalanlar dahi oldu. Tam gün süren o eğitim sırasında, öğleden sonra saat 3 civarında bir katılımcı söz istedi. Şöyle dedi: “Sizi sabahtan beri dinliyorum. 30 yıldır proje ve taahhüt yapıyorum. Eğer sizin bu anlattıklarınız doğruysa demek ki ben 30 yıldır yanlış yapıyorum. Mantıken değerlendirdiğimde doğru şeyler söylediğiniz sonucuna varıyorum. Bu sürede pek çok projenin içinde de yer aldım. Peki, benim 30 yıldır yaptığım yanlışın sorumlusu kim?” Ben de şöyle bir cevap verdim: “Bu sorunuza tam doğru cevabı verecek kadar yetkin değilim. Ancak, ben sizi tanımıyorum ama bu kadar insan arasında çıkıp yanlış yaptığınızı söylemeniz sizin iyi niyetinizi gösterir. Doğrusunu bilseydiniz elbette o yanlışı yapmazdınız. Sorumlular hakkındaki görüşüme gelince; Çatısı altında olduğumuz üniversitenin sorumluluğu var. Demek ki araştırmaya yöneltememiş. Ondan daha büyük sorumluluk, bu cihazları üreten ve satanlardadır. Bu üretici ve satıcılar, cihazlarını çok iyi tanımalı ve tanıtmalılar. Cihazların seçimini, montajını, uygulama yapılabilecek yerleri, tesisatı iyi bilmek zorundalar. Onlar bilmiyorlardı ya da bilseler bile öğretmiyorlardı. Yıllar yılı doğru düzgün bir katalog basamadılar. Gerekli doküman, gerekli kitaplar yoksa ve okul da gerekli temel bilgiyi verememişse biz nasıl doğruyu bulabiliriz ki? Biz, bu eksikleri gördüğümüz için bu eğitimleri sürdürüyoruz”. O gün benim için de dönüm noktası oldu. Bunun üzerine çok düşündüm. Bu kadar eksik bilgiyle işlerin yapılıyor olması kafamı fazlasıyla meşgul etti.

Bilginin kendisi, vereni zaten değerli kılıyor

Eğitim konusuna daha fazla ağırlık vermenin gerekliliğine bir kez daha kani oldum. Ve bunu yönetime sundum. Onlar bana, verdiğim eğitimlerden memnun olduklarını ve fakat bazı eksiklikler gördüklerini söylediler. Bunların ne olduğunu sorduğumda, Klinger kelimesini çok az kullanıyor olduğum bilgisini verdiler. Ben de dedim ki, “az değil, hatta hiç kullanmamaya çalışıyorum. Ben bu şirketin Pazarlama Satış Müdürüyüm, varlığım Klinger için bir tanıtım unsuru zaten. Bundan daha etkili, daha akılda kalıcı bir tanıtım olamaz. Bu eğitimleri kim veriyor? Klinger. Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı? Siz benden sürekli Klinger övgüsü istiyorsanız ve diğer yandan da rakiplerimizi kötülememi istiyorsanız o tavır bana uygun değil. Benim yapım, karakterim, duruşum buna müsaade etmez” şeklinde oldu. O gün son olarak “peki” dediler ama benim tavrımın pek de hoşlarına gitmediği de aşikârdı.

Intervalf: İlk adımını seminer salonu düzenleyerek atan şirket

Benim kafamda yalnızca şu vardı: “Bu eğitimleri sürdürmeliyim, dahası bu eğitimleri daha da kaliteli bir şekilde sürdürmeliyim.” Üniversiteler bu eğitimi teorik olarak veriyorlardı. Belki diğer alanlarda böyle değildi ama vana sektöründe durum böyleydi. ‘Tecrübemi, bilgi birikimimi daha efektif bir şekilde sahaya nasıl yansıtabilirim’ sorusunu ana eksene aldım. Daha kapsamlı bir eğitim şekline dönmemiz gerekiyordu. Klinger Yakacık’tan ayrılarak Intervalf’i kurduk. 1995 Kasım’ında Intervalf’i kurduğumuz zaman ilk düzenlediğimiz mekanımız; seminer salonu oldu. Kendi odamın masası, koltuğu tam değilken 36 kişilik seminer salonu eksiksiz hazırdı. Eğitimlere katılanların “sadece dinleyip giden” konumda olmasını istemiyorduk. Özel eğitim notları hazırladık. Eğitimde anlatılan her ne varsa bunları içeren notları da alıp gitmelerini istedik. Bu anlamda biz eğitimleri de ücretli yapmaya karar verdik. Dedik ki; gerçekten ihtiyacı olan gelsin. Değerlendirmesini yapsın. İlk eğitimimize 6 kişi katıldı. Ama bu durum bizi yıldırmadı. Eğitim, kendi tanıtımını kendi yaptı. Anadolu’dan dahi pek çok kişi eğitimimize geldi. Ve bizim tüm eğitimlerimiz dolu geçmeye başladı. Daha sonra eğitimleri başka şehirlere de taşıdık. Böylece bilgi seviyesi giderek arttı. Intervalf olarak İngiliz Spirax Sarco’nun Türkiye temsilciliğini yürütüyorduk. Onlar da yaptığımız çalışmalardan son derece memnundu.

Teknik dökümanlara yaklaşımlar

Şunu gördüm: Yaptığınız işe iyice odaklanıp onu nasıl daha iyi yaparım diye kafa yoruyorsanız, yolunu da yöntemini de kendiniz buluyorsunuz. Çok çarpıcı örnekler var. Spirax Sarco 40’a yakın ülkede faaliyet gösteren bir şirketti. Vana konusunda Klinger’de öğrendiklerim, Buhar konusunda Spirax Sarco’da öğrendiklerim ve kendi araştırmalarım ile çalışmalarımdan edindiklerimi dahil ettiğimizde, üç ana başlıkla bilgiyi derliyordum. Intervalf olarak Spirax Sarco ile çalışırken onların da pek çok dokümanı olduğunu gördük ve kullanıyorduk. Kimisi 8 sayfa, kimisi 24 sayfa vs. Böyle böyle 25-30 çeşit broşür vardı. Bunların klasöre girmiş hali de vardı. Üst üste koyduğunuzda belki 700-800 sayfalık bir doküman topluluğu var. Doküman yönünden zengin bir firma ama hepsi parça parça. Biz Intervalf olarak bunların hepsini birleştirdik. Elbette bunu tesisattaki akış şemasına uygun olarak yaptık ve konulara uygun olarak, cihazların seçiminden uygulamasına kadar bilgiler verdik. Bazı konuları da ayrıntılarıyla anlattık. Yani sadece bir ürün kataloğu olmaktan çıkardık. Yüzde 80’ini Spirax Sarco’nun broşürlerinden yüzde 20’sini ise kendi bilgilerimizden oluşturup bir harman elde ettik ve “Buhar Tesisatları ve Buhar Cihazları” adında bir kitap yayınladık. Daha sonra firmanın Türkiye sorumlusu bir gün ofisimize geldi. Biz de hazırladığımız kitabı önüne koyduk. “Nasıl olmuş?” diye sorduk, “güzel” dedi.  Bizi alkışlayacak diye beklerken “bana göre buna gerek yok” dedi. “Niye?” diye sorduğumuzda, “Müşteri hangi alanda alım yapmak istiyorsa o alandaki broşüre baksın. Örneğin sizden kondenstop isteniyor, siz birinin önüne koca bir kitap koyuyorsunuz. Bence buna gerek yok, üstelik maliyetli de bir şey” dedi. Ben de dedim ki, “Bugün kondenstop isteyenin yarın basınç düşürücü istasyonu istemesi söz konusu olabilir. Bugün basınç düşürücü vana isteyenin yarın sıcaklık kontrol vanası ihtiyacı doğacak. Çünkü bunlar birbirinin tamamlayıcısı unsurlar. Müşterinin elinin altında bu olunca vana sistemiyle ilgili her şeyi tek bir yerde bulabilecek. Şemaları, uygulama sistemlerini ekledik. Bu bir başucu kitabı oldu”. “Bilmiyorum, ben pek katılmıyorum, siz bilirsiniz” dedi. 1 sene sonra kendileri, oldukça kalın bir kitap çıkardı, inanın bizimkisinin aynısı. Tabii içerik olarak yüzde 100 aynı değil de yöntem olarak aynı. Ve ben de şu cümleyi kurdum onlara, “bizden kopya mı çektiniz?”

2001 ekonomik krizi ile enerji verimliliği çalışmaları başlıyor

Biz, Intervalf olarak 2001 ekonomik krizinde bu krizden etkilenmemenin yollarını aramaya koyulduk. Çıkardığımız sonuç, enerji verimliliğine odaklanmak oldu. Bu anlamda sahada, sanayide neler yapabiliriz sorusuna cevaplar aramaya başladık. Etüt çalışmaları yaparak iyileştirme önerilerinde bulunalım dedik. Bir rapor sunalım istedik. Neler yapılırsa enerjiden tasarruf edilir? Bunun her manada ölçümlerini yapmaya koyulduk. Arkasından rapor hazırlayacaktık. Biz bunun için fabrikalara “şu tarihe kadar başvurular ücretsiz” şeklinde bir mektup yazdık. O kadar çok taleple karşılaştık ki. Hepsini tek tek ziyaret ettik, tesislerin buhar sistemleriyle ilgili mevcut durum ve önerilerimizi içeren 20-30 sayfalık raporlar hazırladık. 2009 yılında Intervalf’i Spirax Sarco’ya satınca(gruba dahil olunca) üst yönetim bana dedi ki, “bizim işleyişimizi, bizim kültürümüzü daha iyi anlamanız için iki ülkeye gitmenizde yarar var. Bunlar İspanya ve Portekiz. İspanya ve Portekiz genel müdürlerimiz sizi ağırlayacaklar, tesis bilgisi verecekler, nasıl çalıştıklarını anlatacaklar vs”. Bu satışta benim şirketin başında Genel Müdür olarak kalmamı şart koşmuşlardı. 2009’da ben bu iki ülkeye de gittim. “Neler yapıyorsunuz?” diye sordum. Bir çok konuda bilgi aldıktan sonra fabrikalarda etüt yapıp sonrasında rapor hazırladıklarını söylediler. Raporlara baktım, 20-25 sayfa. Tabii İspanyolca anlamıyorum ama rapordaki şemalar, resimler, hesaplar vs görünce şoke oldum. Bizim yıllardır hazırladıklarımızın neredeyse aynısı. Elbette bizden kopya çektiler demiyorum ama biz de onlardan kopya çekmemiştik. Bu kadar benzerlik olabilir mi, bilemedim. Bunu bizzat yaşadım. Onlar yaklaşık 100 senenin tecrübesi ve kültürüyle bunu yapıyor. Biz ise işimize odaklanıp dersimize iyi çalışmış ve “doğrusu budur” diyerek, mantık yürüterek bu sonuca varmışız. Üstelik vakti zamanında Spirax Sarco bize böyle bir çalışma sistemleri olduğundan bahsetmemişti. Ben tesadüf eseri oraya gidince gördüm. Raporlardan birini almak istediğimde hay hay dediler ve verdiler. Raporu alıp Türkiye’ye döndüm.

Intervalf’deki çalışma arkadaşlarıma raporu verdim ve dedim ki, “şu raporu inceleyin ve bana görüşlerinizi iletin lütfen”. Hepsi aynı şeyi söyledi: “Tamam biz İspanyolca anlamıyoruz belki ama bu rapor bizimkinin aynısı. Bu, nasıl olur?”. Onlara şu cevabı verdim: “Olur. Eğer işinize doğru odaklanırsanız ileriyi görürsünüz”. 2001 yılında bizim yaptığımız raporun benzerine 2009 yılında İspanya’da rastlamak… Bu, çok çarpıcı bir anı olarak heybemde duruyor.

Intervalf kısa zamanda çok yol aldı. Yoğun eğitim çalışmaları yaptı, çok mühendis yetiştirdi. İşimizi çok severek yapıyorduk ve bu, tüm çalışmalarımıza yansıyordu. Intervalf, Spirax Sarco bünyesine katıldıktan sonra 2+2 yıl yönetici pozisyonda kalmam üzere bir anlaşma yapmıştık. Zorunlu olan ilk iki yılı tamamladıktan sonra yönetim tarafının bazı yöntemleri nedeniyle Intervalf’den ayrıldım. Onlar kendileri açısından haklıydı, uluslararası büyük bir grup şirketi ancak böyle yönetilebilirdi. Ama bu, bana uymuyordu. Eskiden ben istediğim kararı istediğim şekilde alırken şimdi rakamlara göre onaya sunmam gerekiyordu. Bu onay mekanizması sürecin dinamiğini ortadan kaldırıyordu. Zorunlu iki seneyi takip eden sonraki iki sene, karşılıklı anlaşma sağlanırsa söz konusuydu. Onlar anlaşmak için geldiler, ama ben kafamda zaten bitirmiştim.

Escon Enerji’de eğitimler devam etti

Bir süre dinlenmek istiyordum. Rekabet yasağım da vardı ve ben o dönem boyunca Escon Enerji’ye destek verdim. Açıkçası yeni bir firma kurma gibi bir düşüncem de asla yoktu. Eğitimlere Escon’da da devam ettim. Firma; enerji verimliliği etüt çalışmalarının yanında “sanayi-enerji verimliliği yönetici sertifikaları” da veriyordu. Her branştan eğitimler düzenliyordum. Bir gün kazan ve buhar, ertesi gün pompalar, diğer gün aydınlatma, bir sonraki gün soğutma sistemleri… Tabii hepsini ben anlatmıyordum. Eğitim o branşın uzmanlarından alınıyordu. Toplamda 12 eğitmen görev alıyordu. Bu dönemde bana gelen herkes aynı şeyi söylüyordu: Ya buhar şirketi kur ya da buhar derneği kur ve eğitimlere başla. Çünkü hemen herkes, buhar sistemleri konusunda eğitim kısmında bir zayıflık olduğunun farkındaydı. “Sizden sonra eğitimler zayıfladı” cümlesini çok duyuyordum. O dönemki Kazan ve Basınçlı Kaplar Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı beni telefonla aradı ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Bana şunları söyledi: “Sektörün size ihtiyacı var. Eğitimler, kurslar, yayınlarla bu insanların eksikliklerini gidermemiz lazım.” Dernek çalışmalarına zaten çok yatkınım. TTMD’de başkanlık yaptım. O dönemde de ISKAV’da başkandım. Dolayısıyla derneklerin yapılarını da biliyorum. Şöyle düşündüm: Eğer dernek kurarsam 2-3 sene sonra o makamdan ayrılmak zorundayım. Benim çalıştığım bütün derneklerde etik anlayış gereği üst üste birkaç dönem başkan seçilemiyordunuz. Bu anlamda 2-3 sene sonra dernekten ayrıldıktan sonra bu çalışmaların aynı şekilde sürdürülebilirliği kritik bir soru idi. Madem sektörde böyle de bir açık var, o zaman şirket kurayım dedim. Buradaki karar verici varlığım yıllarca sürebilir diye düşündüm.

MaxVal kuruluyor

Peki yeni şirket nasıl bir şirket olacak, farkı ne olacak? Bunlar, önemli başlıklardı. Hep eski çalıştığım şirketlerle bir mukayese durumu da ortaya çıkacaktı. Beklenti, elbette yeni şirketle birlikte artan hizmet kalitesi şeklinde olacaktı. Hizmet kalitesini düşürmek insanların gözündeki itibarımın da düşmesi  anlamına gelecekti. Mottomuzu,”Maximum Hizmet, Maximum Kalite” üzerine kurduk. Bu düşüncelerin bir sonucu olarak, kapsamlı bir kitap çıkarma fikri de hasıl oldu. Pek tabii bu çıkacak kitap, Intervalf döneminde çıkardığımız kitapla mukayese edilecekti. Belirgin bir fark olmalı ve bunu içerikte herkes fark etmeliydi. Daha sonra oturduk; o zaman eksik kaldığını düşündüğümüz veya daha sonraki incelemelerimizde eklenmesi gerektiğine karar verdiğimiz tüm konuları sırayla yan yana koyduk. İstedik ki bu kitap çok farklı olsun. Okuldan yeni mezun olmuş bir mühendis de, fabrikadaki bir usta da açıp okusun ve daha da önemlisi anlasın. Herkesin elinin altında olsun ve herkesin anlayabileceği bir lisanla yazılmış olsun. Başından sonuna kadar akıp giden bir sıraya sahip olsun. Tüm bunların sonucunda çok farklı ve zengin içerikli bir kitap hazırladık. ”Buhar Sistemleri-Tasarım, Uygulama, İşletme” kitabı bu anlayışla çıktı. Daha sonraki yıllar buhar sektörüne yönelik olarak bir buhar dergisi çıkaralım dedik. İsmi, “Buhar Dünyası” oldu.
Kitap yayınlarının yanında eğitimlerimizi de aralıksız sürdürdük. Her eğitime katılana, o eğitimin konusunu içeren özel bir kitap veriyoruz. MaxVal olarak farkımız, eğitimlerimize katılanlara geniş kapsamlı doküman desteği de veriyor olmamız. Genellikle eğitimi veren firmalar, kendi ürünleri ile ilgili ya da firmalarını tanıtacak broşür-katalog dağıtırlar ama biz “eğitime özel doküman” paylaşıyoruz. Yüz yüze eğitimlere 2016’da başladık. 2020’nin Şubat ayına kadar 120 civarında eğitim düzenledik. Ama hemen arkasından pandemi patladı ve biz de eğitimlerimize online olarak devam ettik. Pandemi döneminde 21 ayrı modülde toplam 45 webinar yaptık. 8254 kişi webinarlarımıza katıldı. Pandeminin zayıflamasıyla birlikte sektörden gelen talepler doğrultusunda yüz yüze eğitimlere tekrar başladık. Yüzyüze eğitimlerimizde kontenjanımız 50 kişi ile sınırlıdır ve eğitimlerimiz ücretlidir. Pandemi sonrası İzmit, Çorlu ve Bursa’da yüz yüze eğitim verdik, bu eğitimlerimizi sürdüreceğiz. Biz yayın çalışmalarımızla, eğitimlerimizle, enerji geri kazanımları ile ülkemize katkı sunmaya devam ediyoruz. Amacımız; “az enerji ile çok iş” hedefine ulaşmak.

Fuarların yapısı çok değişti

İlk yıllarda fuarlar çok küçük alanlarda düzenleniyordu. Klinger olarak ilk yıllarda 9 metrekarelik bir alanda bir fuara katıldığımızda bu “büyük bir alan”dı. Ama günümüzde her şey çok farklı. Öncelikle fuar kültürü değişti. Küçük bir anekdot paylaşmak isterim: İlk gittiğim yurtdışı fuarı(34 yıl önce), ISH Frankfurt Fuarı idi. O büyük kalabalıktı çok etkileyiciydi. Ben fuarlara gittiğimde sabah 9.00’da girer 18.00’da çıkarım ve muhakkak her standı dolaşmak, yenilikleri görmek isterim. Fuarı gezdik, öğlen acıktık. Restoranların olduğu alana gittik, baktık ki her restoranın önünde kuyruk var. Başka bir restoran aranırken baktık ki bir standın yanında sekiz on masalık bir yer var ve müsait. Oraya oturduk. Garson geldi, “ne var menüde” diye sorduk, “çorba, makarna ve tatlı var” dedi. Beğendik menüyü, oturduk. Yemekler geldi, içecekler geldi. Sonunda tekrar garsonu çağırıp hesap istedik. Dedi ki “Efendim, hesap yok. Bu yedikleriniz size firmanın ikramıdır”. Şaşırıp kaldık nasıl olur diye… O zaman firma sahibi gelip bize durumu izah etti, “Standımıza gelen ziyaretçilerimiz için ikramımızdır, afiyet olsun”... Biz daha önce böyle bir şey duymamış, görmemiştik. Bizde o zamanlar çay-kahve ikramı bile yoktu… Bunu hiç unutmuyorum. Bugün elbette bizim standlarımız da ikramlar da muazzam hale geldi…
Fuarlar çok büyük gelişim gösterdi ama pandemi ile birlikte bu gelişim sekteye uğradı. Pandeminin ardından fuarlar nasıl olur, nereye evilir bilemiyorum. Türkiye’deki fuarlar artık Avrupa’daki fuarlar ile neredeyse aynı durumda. Ama Amerika’daki fuarlar farklı. ABD’de fuarlar daha ‘info stand’ gibi. Dev şirketlerin çok küçük standları var.

Hijyen talebi sektörü şekillendiriyor

Pazar yapısı ihtiyaçlara göre değişiyor. Geçtiğimiz dönemde daha küçük işletmeler, daha küçük kapasiteler söz konusuydu, şimdi çok büyük işletmeler, çok büyük kapasiteler mevcut. Diğer taraftan hijyen ve güvenlik konuları eskiye nazaran çok daha önemli hale geldi. Gıda sektöründe, günümüzde hijyen çok hassasiyet gösterilen bir konu. “Buhar, hijyendir.” deniyor. Değil. Buharın da “hijyen buhar” tarafı var. Gıdada hijyen buharın kullanılması lazım. Hastanelerin klima sistemlerinde de yine hijyen buhar kullanılmalı. Yavaş yavaş pazar, güvenlik ve hijyene bağlı olarak gelişiyor, değişiyor.

Sektörün gelişiminde meslek örgütlerinin rolü büyük

Tabii ki ısıtma soğutma sektörü çok büyüdü, gelişti. Bu gelişimde örgütlenmenin çok büyük bir katkısı oldu. İlk derneklerimizden TTMD’nin kuruluşuna Celal Okutan önderlik etmiştir. Bu konudaki ciddi destek ve katkıları unutulamaz. Dernekler sayesinde gördük ki bilgi paylaşıldıkça büyürmüş. Başta TTMD olmak üzere sektörümüzdeki tüm dernek lerin sektörümüze katkıları çok fazla. Onların bilgi paylaşımı ve birlikte yarattıkları sinerji ile ISK sektörü farklı bir noktaya geldi.

Düzenlenen seminerler, paneller, konferanslar ile sektörün bilgi seviyesi çok arttı. Sonra kendilerini aştılar, uluslararası kongreler düzenlenmeye başlandı. TTMD’nin sempozyumları uluslararasıydı ama tam anlamıyla adının hakkını son dönemlerde verdi diyebiliriz. Dünya Klima Kongresi’ni Türkiye’de gerçekleştirdik. Hiç unutmuyorum; 800’ü aşkın delege katılmıştı ve bunun 600’den fazlası yabancıydı. ABD’den Japonya’ya kadar 50’ye yakın ülkeden katılım vardı. Bunun haricinde, TTMD’de içinde bulunduğum dönemde Climamed’i de Türkiye’ye getirdik ve Climamed’in sürekli partneri haline geldik. İlk olarak Portekiz’e davet etmişlerdi, gittik. Başkanlık dönemimdi. Oraya misafir olarak gitmiştik. Arkasından İspanya’ya gittik ve o zaman Climamed’in üyesi olmuştuk. İspanya’da, bir sonraki kongrenin Türkiye’de yapılmasına karar verildi. İsabetli bir karardı elbette. Climamed, 2013 yılında Türkiye’de yapıldğı zaman, 500’e yakın katılımcı vardı. Portekiz’deki katılım 150 kişi, İspanya’daki katılım ise 200-250 kişi arasında deniyordu. Bu veriler kendi başkanlarınca açıklanmıştı. Türkiye’de ise çok kalabalık bir kongre yapıldı. Daha çarpıcı olanı; Climamed’de beş Akdeniz ülkesi üyeyiz. Ama 22 ülkeden Climamed 2013’e katılım vardı. Sektörümüz bu ve benzeri örneklerle ciddi bir bilgi paylaşımı içinde oldu ve büyük bir hızla gelişti. 

Sektörümüzün tek vakfı Isıtma Soğtma Klima Araştırma ve Eğitim Vakfı (ISKAV) da eğitim ve yayın çalışmalarıyla sektörümüzün gelişimine çok önemli katkıda bulunmuştur ve çalışmalarını sürdürmektedir. Her yıl 40-45 akademisyene istanbul’da 1 haftalık kurs ve HVAC Cihazları üreten fabrikalarda işletme ziyaretleri ile teknolojideki gelişmeleri takip etme imkanını sağlamaktadır. Diğer taraftan sektörümüzle ilgili bazı standartların oluşumunda ve yeni standartların hazırlanmasında TSE’ye de katkı vermektedir. Büyük yapılarda, günümüzde çok önemli bir konu olan TAD (Test Ayar Dengeleme) standartlarının oluşumunu sağlamış ve TAD sertifikalarını vermeye başlamıştır. ISKAV’dan bahsedince Metin Duruk’tan da bahsetmeden geçemiyeceğim. ISKAV’ın komisyonlarında da çalıştım. O tarihlerde FKK diye başlatılan  çalışmalar daha sonra TAD’a dönüştü. Metin bey, bu konunun ısrarla takipçisi oldu. Gerek Y.K.Üyesi olduğum, gerekse Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığım dönemde de çalışmalara büyük destek verdi. Bazı itirazlara rağmen o inanıyordu ve başarıldı. Bugün ISKAV, TAD sertifikası veriyor. Kısa bir süre öncesine kadar yabancı şirketlere yaptırılan kontroller, şimdi bizim sertifikalı firmalarımız tarafından yapılıyor. ISKAV, yayın çalışmaları ve eğitim çalışmalarının yanında Yıldız Teknik Üniversitesinde iklimlendirme bölümünün açılmasına öncülük etmiş ayrıca, yine YTÜ ile birlikte sertifika programlarını başlatmıştır. Metin Duruk, ISKAV’ın tüm çalışmalarının arkasındaki en büyük destek olduğu gibi, İSKİD, SOSİAD ve TTMD gibi tüm sektörel derneklerin ya kuruluşunda, ya yönetiminde görev almış veya gelişmesinde büyük katkıları olmuştur. Siz “Sektörün Hafızası” diye bölümler hazırlayıp okurlarınıza sunuyorsunuz ya, ben de TTMD olarak gerçekleştirdiğimiz “Duayenlerle söyleşi” toplantılarımızı hatırlatmak istiyorum. Termodinamik dergisi o zaman da bu söyleşilere geniş yer vermiş, hatta duayenlerle sizler de söyleşiler yapmıştınız. Moderatörlüğünü üstlendiğim o dönemde Celal Okutan, Kevork Çilingiroğlu, Anuştekin Tokgöz, Haçik Eram, Bedii Korun, Engin Kenber, Ersin Gürdal, Akdeniz Hiçsönmez, Baycan Sunaç, Serper Giray, Ekrem Bulgun, Ener Pelin, Kazım Kızılca, Yılmaz Aksu … gibi sektörümüzün  değerli mühendislerinden geçmişteki deneyimlerini ve yaşadıkları zorlukları dinlemiş,
büyük projeleriyle de gurur duymuştuk . Celal bey, Kevork bey, Baycan bey, Engin bey ve Haçik beyleri ne yazık ki kaybettik.
Diğerlerine sağlıklı uzun ömürler diliyorum.
Bu değerlerimizi tanıtmak, tecrübelerini sektörle paylaşmak önemli olmuştur diye düşünüyorum. İyi ki bu söyleşileri yapmışız. Onların deneyimleri şimdi arşivlerde… Duayenlerimiz, çok zor şartlarda bile kaynaklarına ulaşmaya çalışarak öğrenmişlerdi. Bugün bilgi kaynaklarına ve bilgiye ulaşmak çok daha kolay. Önceki kuşakların yaşadığı sıkıntıları bugünkü kuşak yaşamamaktadır.  Bu çağ, bilgi çağı. Yüz yüze eğitimlerin durduğu pandemi döneminde bile eğitimler durmamış, teknoloji sayesinde online eğitimler, webinarlar başlamıştır. 
 
Mesleklerinde ilerlemek isteyenler için her türlü imkan, her türlü kaynak var. Yeter ki istensin.



Slider Altına