Header Reklam

Viessmann, 100. Yılını Kutluyor

22 Ağustos 2017 Dergi: Ağustos-2017
Viessmann, 100. Yılını Kutluyor

Faaliyetlerine 1917 yılında Almanya’nın Hof şehrinde zirai cihazlar üreten küçük bir atölyede başlayan Viessmann, 100. yılını kutluyor. Viessmann’ın 100. yılında yeni sloganı “Into a new century” ile dijitalleşme ve enerji dönüşümü sürecine girdiğini söyleyen Viessmann A.Ş. Genel Müdürü Dr. Celalettin Çelik Viessmann’ın 100 yıllık başarı hikâyesini Termodinamik okurları için anlattı. Çelik, şu bilgileri verdi:

“Bu yıl ISH Fuarı ile başlayan 100. yıl kutlamaları tüm Viessmann çalışanları için ayrı bir heyecan kaynağı oldu. Yüzyılı tamamladık, yeni yüzyıla giriyoruz. Sloganımız da ‘Into a new century’. Bu, bir anlamda bir aile şirketi olan Viessmann’ın 3. nesilden 4. nesile yumuşak bir geçiş süreci de kabul edilebilir. Şirketimizin Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Martin Viessmann, 3. nesil temsilci olarak 1990’ların başında aldığı sorumluluğu halen sürdürüyor. Oğlu Maximilian Viessmann ise geçen yıldan itibaren aktif olarak şirket yönetiminde çalışmaya başladı. İlk önemli görevi de CDO olarak Viessmann’ın dijital dönüşüm sürecini yönetmek oldu ve Mart ayında gerçekleşen ISH Fuarında da aktif rol üstlendi. 1917 yılında Almanya’nın Hof şehrinde zirai cihazlar üreten küçük bir atölye olarak kurulan Viessmann, bugün 74 ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, 12 ülkede 23 üretim merkezine sahip, yıllık grup cirosu 2.3 milyar euro’ya ulaşan uluslararası dev bir şirket. Viessmann tarihindeki önemli olaylara bakacak olursak, ilk kazan 1928 yılında üretiliyor ve o zamana kadar ağırlıklı olarak döküm tekniğiyle üretim yapılırken, 1928 yılında şirketin kurucusu ve Martin Viessmann’ın dedesi Johann Viessmann, çelik kazan teknolojisine geçiş yapıyor. Bu kazanlar ilk aşamada seracılıkta kullanılmaya başlıyor ve çok rağbet görüyor. 1937 yılında Johann Viessmann, şirket merkezini daha da genişletmek amacıyla günümüzde de şirket merkezi olan Allendorf’a taşıyor ve 1947 yılında şirket 2. nesil Hans Viessmann’a geçiyor. Viessmann, 35 kişilik küçük bir işletmeyken, 1991 yılına kadar devam eden Hans Viessmann döneminde şirket ciddi anlamda büyüyor. Hans Viessmann, Alman ekonomisinde de II. Dünya Savaşı sonrası neslin en önemli mucit ve girişimcileri arasında gösterilir. Kendisi mühendistir ve pek çok patente sahiptir. Burada yine en önemli dinamik, 1950’li yıllarda katı yakıttan sıvı yakıta geçiş sürecidir. 50’li yılların başında ısıtmada sıvı yakıt (fuel oil, motorin) kullanılmaya başlıyor. Bu da tabii artık ısıtma sistemlerinde daha teknolojik aksamların (brülör, kontrol paneli) kullanılmasına yol açıyor. Bu süreci Viessmann çok iyi kullanıyor ve bu yeni yakma teknolojisi ile birlikte şirket hızlı ve olumlu bir şekilde büyümeye devam ediyor. Viessmann gelişimini ağırlıklı olarak çelik kazanlar üreterek sürdürmeye başlıyor. Bilindiği gibi 1970’li yılların başında Petrol Krizi çıkıyor. Petrol Krizi ile birlikte enerjinin kıymeti daha iyi anlaşılıyor ve daha verimli yakma sistemleri, yüksek verimli teknolojiler gündeme geliyor. Bunların başında da; düşük ve çok düşük sıcaklıklı kazanlar geliyor. Viessmann’ın Vitola serisi kazanları milyonun üzerinde üretilmiştir. Bu cihazlar çift tabaka teknolojisiyle; yani hem çeliği hem dökümü bir araya getirerek üretildi.

Duman gazı tarafında döküm yüzeyleri, su tarafında da çelik yüzeyleri oluşturarak üretim yapıldı. Dolayısıyla bu teknolojiyle herhangi bir kazanda korozyon olmadan çok düşük sıcaklıklara inmek mümkün hale geldi. Vitola serisi kazanlar, çift tabaka teknolojisi sayesinde çok başarılı oluyor. Bu da Viessmann tarihinde önemli bir başarı olarak kayda geçiyor. 1970’li yılların ortalarında enerji krizinden dolayı güneş enerjisi ön plana çıkıyor. Güneş enerjisinin ısıtma sisteminde sıcak su kullanımındaki önemine binaen Viessmann’ın güneş enerjisi alanında önemli yatırımları oluyor ve ürün geliştiriyor. Bunun akabinde de ısı pompaları üretilmeye başlıyor. Güneş enerjisi ve ısıtma sektörünün öncüsü Viessmann. Isı pompasının ısıtma sektöründe kullanılması 1970’li yılların ortalarına denk geliyor. Bu dönemde ürün çeşitliliği ve verimlilik teması gündemde. Yüksek verimlilik, düşük/çok düşük sıcaklıklı kazan ve çift plaka teknolojisinden sonra nihayet Viessmann, paslanmaz çelik teknolojisine yani yoğuşmalı kazanlara geçiş yapıyor. 1980’li yıllardan itibaren doğalgazın Avrupa ve Almanya’da kullanımı yavaş yavaş artmaya başlıyor. Bu aslında yoğuşma tekniğinin de önemini artıran bir gelişme oluyor. Burada tabii çok çeşitli yer tipi ve duvar tipi modeller üretiliyor. Tabii her gelişimin bir karşıt gelişmesi de oluyor. Azot oksit emisyonlarının Almanya’da asit yağmurlarına sebep olduğu ve ormanlarda görülen zararlar farkedilince, Viessmann gaz yakmada azot oksit emisyonunu düşürücü önlemler üzerinde ısı tekniği geliştirmeye başlıyor. Viessmann yine bu konuda öncü oluyor. Aynı dönemde ülkelerin de çevreye olan hassasiyeti artıyor. O dönemlerde 80’li yıllarda Almanya’da 1990’a yönelik ilk azot oksit emisyonlarını yüzde 20-30 oranında düşürülmesine yönelik yönetmelikler ortaya çıkıyor. Bu da çevreci ve yüksek verimli ısıtma cihazlarının üretiminin önünü açmış oluyor. 1990’lı yıllar bu şekilde geçiyor. 1990’lı yılların başında babası Hans Viessmann’dan şirketi devralan Martin Viessmann, gelişim sürecini iki önemli konuyla başlatıyor. Bu iki önemli konudan biri, yüksek verimli gaz cihazları ve duvar tipi cihazlara geçiş, diğeri ise şirketin uluslararası yapıya kavuşturulması. Aslında 70’li yılların başında Viessmann Fransa’da bir fabrika kurarak ilk uluslararası yapısını gerçekleştirmiş. 80’li yılların başında ise Kanada ve Amerika gibi ülkelerde yapılanmalara başlıyor. Martin Viessmann yönetimi devralmasıyla önceleri sadece bir Alman şirketi olarak faaliyet gösteren Viessmann’ın uluslararası yapısını ciddi anlamda genişletiyor, bütün Avrupa ülkelerine yatırım yapıyor. Özellikle Duvar’ın yıkılmasıyla birlikte Viessmann çok hızlı bir şekilde Doğu Avrupa’ya yayılıyor. Hatta halen büyük güçte kazanlarımızın üretildiği Berlin’in 30 km doğusundaki Mittenwalde fabrikası alınarak büyük güçte kazanların üretimine başlanıyor. Hızlı bir şekilde Doğu Avrupa’ya yayılıyor. Aslında bu yıllar, tesadüf ki Türkiye’ye de doğalgazın geldiği yıllar. 1990’lı yıllarda diğer rakip firmalar Türkiye’de yapılanmalarına başlarken Viessmann Türkiye’ye 1995 yılında geldi. Bunun nedeni, Duvar’ın yıkılmasından sonra özellikle Doğu Avrupa’da ve Almanya’da hatırı sayılır büyüklükte pazarın oluşmasıydı. Bu Viessmann için baş döndürücü bir gelişmeydi. Viessmann’ın uluslararasılaşma felsefesi, üretim tesislerine de yansıdı. 2000’li yılların başında Polonya’da ve Çin’de fabrikalar kuruldu. Şu anda Viessmann’ın ihracat payı yüzde 55 civarındadır. Martin Viessmann, devraldığında yüzde 10 olan ihracat payını yüzde 55’lere çıkarmış durumda. Yakın tarihe baktığımız zaman Viessmann uluslararası yapısını güçlendirerek, özellikle modern yüksek verimli ve çevreyle dost teknolojilere sahip, fosil yakıt ve yenilenebilir enerji kaynaklı ürünlerle programını geliştirirken, kendi yapısında da büyümeye gitti. Başarıları sonucu çevre konusunda da pek çok ödül aldı. Viessmann, Allendorf merkezdeki fabrikalarını modernize ederken “Efficiency Plus” adlı bir proje gerçekleştirdi. Bu projenin çıkış sebebi, AB’nin 1990’a göre CO2 emisyonunu yüzde 80 mertebesinde azaltma ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 60’lara çıkarma hedefinin olmasıydı. Viessmann bütün ısıtma sistemlerini, mimarisini, aydınlatmasını, kaynak kullanımını bu doğrultuda düzenleyerek, yalın üretim felsefesini benimsediği bu projede 2050 için öngörülen hedeflere mevcut teknolojisiyle ulaşılabileceğini gösterdi. Viessmann, 2013 yılında Efficiency Plus projesi ile 3. kez Alman Sürdürülebilirlik Ödülü’nü kazandı.

Ürün programını genişletme, uluslararasılaşma, her ülkeye özel ürün üretme, yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırma süreçleri, hızlı bir şekilde 2000’li yıllarda devam etti. Doğalgazlı cihazların kullanımı tüm dünyada artış gösterdi. Tabii bu yıllarda Viessmann, Türkiye’de de gelişimini sürdürdü ve 2013 yılında Manisa kombi fabrikamızı açtık. Manisa fabrikası şu anda üretiminin yarısından fazlasını Avrupa’ya ihraç ediyor. Bu fabrika, mimarisi ve enerji konseptiyle de Viessmann’ın sahip olduğu tüm yapılar arasında en modern ve en ileri teknolojiye sahip olan yapı olarak ortaya konuldu. Mesela Manisa fabrikamızda fosil yakıt kullanılmıyor. Büyük hava kaynaklı ısı pompalarımız mevcut, çatıda PV panellerimiz var. Kısacası enerjimizi büyük ölçüde doğadan alıyoruz. Fabrikamız mimari açıdan da çok sosyal bir binadır ve DGNB (Alman Sürdürülebilir Yapı Sertifikası) sertifikasına sahiptir. Tüm bunlara ek olarak Viessmann, teknolojisini geliştirmek adına bazı orta büyüklükte tesisleri satın aldı. Avrupa’da son derece popüler olan katı yakıt özellikle odun kaynaklı ve pelet kaynaklı sistemleri ile ilgili iki firma, kojenerasyon sistemleriyle ilgili bir firma, ısı pompalarıyla ilgili İsviçreli bir firma, bir buz deposu ve biyogaz üreten bir tesisi satın aldı. Zira bunlar know-how gerektiren, çok derin konular. Viessmann kendi içinde gelenekselleşmiş bu bilgi birikimini, satın aldığı firmalarla birleştirerek bugünkü grup konumuna geldi. 2010 yılından sonra bu kadar büyük bir grubu yönetmek adına şirket yapısında da organizasyon değişikliğine gidildi. Bugün itibarıyla Viessmann Division (Bölüm) 1, 2 ve 3 olmak üzere üçe ayrıldı. Viessmann’ın amiral gemisi Division 1 klasik ısıtma sistemlerinin, Division 2 endüstriyel sistemlerin, Division 3 ise soğutma sistemlerinin yer aldığı bir bölüm. Her bir Division’un kendi CEO’su var, bu CEO’lar da Yönetim Kuruluna bağlı. Viessmann, büyümesine paralel olarak böyle bir yapı haline geldi. Günümüzde ise 4. nesil temsilcisi Maximilian Viessmann ile birlikte Viessmann dijital değişim sürecine girdi. Martin Viessmann ise yönetim kurulu başkanı olarak çalışmalarına devam ediyor.”



Slider Altına