Header Reklam

Binalarda Enerji Verimliliğinde Güncel Durum Paneli Düzenlendi

20 Şubat 2017 Dergi: Şubat-2017

36. Enerji Verimliliği Haftası çerçevesinde gerçekleştirilen 8. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı, 11-12 Ocak 2017 tarihlerinde, İstanbul WOW Convention Center’da yapıldı. Fuar kapsamında düzenlenen “Binalarda Enerji Verimliliğinde Güncel Durum Paneli”ne Türk Tesisat Mühendisleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sarven Çilingiroğlu konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü İSİB Başkanı Zeki Poyraz yürütürken, panelde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı – Meslek Hizmetleri Genel Müdürlüğü adına Adem Sankur, DOSİDER’den Dr. Celalettin Çelik, İSKİD’den Taner Yönet, İZODER’den Ertuğrul Şen, Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Birliği’nden Hacı Ahmet İlhan ve EYODER’den Ali Naci Işıklı panelist olarak yer aldılar. Binalarda enerji verimliliğini artırma konusunda TTMD’nin görüşlerini aktaran Sarven Çilingiroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Öncelikle binalarda neden enerji verimliliğine önem vermeliyiz, bunun tespiti için bazı temel bilgileri gözden geçirerek başlayalım.Ülkemizde enerji tüketiminin sektörel dağılımına baktığımız zaman enerjinin;yüzde 37’sinin binalarda, yüzde 38’sinin sanayide, yüzde 17’sinin ulaşımda, yüzde 5’inin tarımda tüketildiğini görmekteyiz.Yüzde 3 de enerji dışı tüketim olarak görünmekte. Binalardaki yüzde 37’lik pay önemli bir tüketimdir. Sanayiyi de ayrı düşünemeyiz çünkü konu bizim sektörü ilgilendiriyor. Sanayi + binalar dediğimiz anda enerji tüketiminin yüzde 75’inden bahsediyoruz. Mevcut durum göz önüne alınırsa binalarda en az yüzde 50 mertebelerine varan bir tasarruf yapma imkânı vardır. Bilindiği gibi burada binaları 3 gruba ayırmak gerekiyor.

  1.     Konutlar
  2.     Ticari Binalar: Ofisler, Alışveriş Merkezleri, Otel Binaları, Kültür Binaları, Spor Kompleksleri vb.
  3.     Kamu Binaları

Konutlardaki en önemli tüketim sebebi özellikle yalıtım zaaflarından kaynaklanmaktadır. Konutlarda kullanılacak yüksek verimli, yenilenebilir enerji destekli ısıtma, soğutma cihazları ve doğru kalınlıkta yalıtım konusunda devlet destekleri sağlanmalı, cihaz verimlerinde alt limitler oluşturulup takibi yapılmalıdır. Örnek vermek gerekirse kazanların kısmi yüklerde verimlerinin yüzde 90’ın altına düşmemesi gerektiği gibi. Bu tür düzenlemeler konutlarda enerji verimliliğini artıracaktır. Ayrıca yönetmeliklerde, konutlarda kullanımı zorunlu hale gelen termostatik vana ve pay ölçer kullanımının uygulanması takip edilmelidir. Belki bu konuda ayrı bir birim de oluşturulabilir. Diğer bir husus da konutlarda güneş enerjisiyle ısıtma, soğutma, sıcak su elde edilmesi vb. yenilenebilir enerji kaynaklarının bina sistemleri ile bütünleşik kullanılmasının teşvik edilmesidir. Kentsel dönüşüm çerçevesinde bugüne kadar yapılan uygulamalar, binaların statik açıdan yani yapısal olarak iyileştirilmesidir. Konuyu fırsat bilip kentsel dönüşümde enerji verimliliği de göz önünde bulundurulup, bina dönüşümü ötesinde kentsel dönüşüm yüksek enerji verimlilik hedefleri ile gerçekleştirilmeli, yenilenebilir enerji (güneş, biyogaz, jeotermal) ve Kojen destekli hibrit bölgesel ısıtma ve soğutma konusu da ele alınmalıdır. Ticari binalarda da enerji verimliliğini artırmak için tasarım aşamasında bazı önlemler alınmalıdır. Örneğin alışveriş merkezlerinde en büyük enerji giderleri aydınlatmalardan kaynaklanmakta, dolayısıyla soğutma ihtiyaçları yüksek olup enerji giderleri artmaktadır. Buna benzer örnekleri artırmamız mümkün, yine binalarda kullanılan ısıtma, soğutma cihazlarının verimlilik kriterleri ortaya konmalı, bu tür binalarda kullanılacak klima santralleri, fan-coiller gibi terminal ünitelerinde sertifika aranmalı, bunlara ait enerji sınıflarının minimumları belirlenmelidir. Binalarda taze hava miktarlarını artırarak iç hava kalitesinde istenen seviyelere ulaşabiliyoruz. Bu da dış havanın daha fazla ısıtılıp soğutulması anlamına geliyor. Taze hava miktarlarını azaltmak için bina içindeki kirletici kaynakların azaltılması gerekir. Bununla ilgili yurtdışı uygulamalarında, duvar boyalarından mobilya cilalarına kadar sertifikasyon sistemi getirilmiştir. İç ortamda hava kirleticileri azaltıldığı zaman daha az taze hava ihtiyacı doğacaktır ki bu da daha az enerji harcaması anlamına gelmektedir. Ayrıca taze hava için ısı geri kazanımlı mekanik havalandırma sistemlerinin kullanımı da önemlidir. Mevcut binalarda ömrünü tamamlamış, yıpranmış cihazların rehabilite edilmesi, kazanların ve soğutma guruplarının verim takiplerinin yapılması, enerji dağıtım hatlarının bakımı ve yalıtımı, klima santral verimlerinin takibi, otomasyon kullanımı, pompa verimlerinin takibi ve son olarak elektrik motorlarının verim sınıflarının düzeltilerek uygulanması gerekmektedir. 2023 ve sonrası hedeflere erişim göz önünde bulundurulursa, sıfıra yakın enerjili binalara erişim ve bunun için geliştirilecek çerçeve mevzuat hızla uygulamaya sokulmalı, BEP çerçevesinde yeni binalarda sağlanması gereken en az C sınıfı, A sınıfına (A+, A++) [Burada önerim A++ olmasıdır.] çekilmeli, mevcut binaların tadilatında da en az B sınıfı şartı sağlanması değerlendirilmelidir. Özellikle bu konuda devlet desteği gerekiyor. 3 yıllık teşvik programı gibi. Binalar için yeşil sertifikaların geliştirilmesi konusunda ülkemize özgü “Yeşil Bina Standardı” hazırlanmalı, bu programda ülkemiz gerçekleri dikkate alınarak, binanın enerji etkinliği ve inşa aşamasındaki kaynak verimliliği ön plana çıkarılmalıdır. Bu alanların bölgesel ısıtma ve soğutma imkânları değerlendirilmelidir. Binalardaki atıkların geri kazanımı konusunda şehir ve bölgesel ısıtma sistemlerine entegre çöp yakma tesisleri ilave edilmeli, tarımsal atıkların değerlendirilmesi, biyokütle üretimi ve belirli bir arz güvenliğinde piyasaya sürülmesi konularında yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Yapısal önlemlerle (yalıtım gibi) binalarda verimli ısıtma ve soğutmada enerji ihtiyacı azalacağı gibi, güneş enerjisiyle ısıtma ve soğutma, binalarda bütünleşik uygulamaları, bölgesel ısıtma ve soğutma desteği de ülkemiz imkânları çerçevesinde ele alınmalıdır. Özellikle ithal doğalgaza dayalı termik santraller konusundaki ülkemiz enerji politikası gerek dışa bağımlılık, gerekse sürdürülebilirlik açısından gözden geçirilmeli, yerli ve tükenmez enerji kaynak potansiyelimiz olan 500 GW güneş, 87 GW rüzgâr, 2 GW jeotermal, 1 GW biyogaz enerji kaynakları hızla her alanda değerlendirilmelidir. Hidrolik rüzgâr, güneş enerjisi ve jeotermal kaynaklar yardımıyla elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerjilerin payı artırılmalı, ithalata dayalı fosil kaynaklı yakıtların tüketim oranı azaltılmalıdır. Dikkat edilmelidir ki, ithalatla CO2 de dolaylı olarak ithal edilmektedir. Ülkemiz elektrik enerjisinin yarısını doğalgaz ile üretirken, ithal edilen doğalgazın yarısını kullanan ve yakın gelecekte de kapasiteleri 1,7 katına çıkacak olan doğalgazlı termik santrallerin verimleri, iyimser bir bakışla yüzde 50-58’ler mertebelerindedir. Büyük bir bölümü ısıtma sistemleri ile entegre olmayan ve sadece elektrik üreten bu tesisler kullandığı gazın yaklaşık yarısına yakın bir bölümünü yani bugün itibarıyla 12 milyar m3’ünü soğutma kulelerinden atmosfere yeniden değerlendirmeden atmaktadır. Halihazırda ülkemizde tüm konutlarda kullanılmakta olan doğalgazın 10-12 milyar m3 düzeylerinde olduğu dikkate alındığında, dış ticaret açığımızın büyük bölümünü oluşturan ithal doğalgaz kaybının önemi kolayca anlaşılmaktadır. Oysaki, gelişmiş ülkelerde termik santraller şehir ısıtma sistemleri ile entegre edilmekte ve enerji üretimindeki yüzde 50’ler mertebesindeki ısıl verim, yüzde 90’lar mertebesine çıkarılmaktadır. Günümüz Avrupa’nın 100’den fazla kentinde, termik santraller şehir ısıtma sistemlerini desteklemekte, santrallerin atık ısıları değerlendirilmektedir. Örnek olarak New-Yorkyaklaşık yüzde 40’ı termik santrallere entegre bölgesel ısıtma sistemleriyle ısıtılmaktadır. Danimarka son 30 yılda merkezi hükümet, belediye ve enerji firmaları koordinasyonunda 600’den fazla doğalgaz, kömür, biyokütle ve çöp yakan termik santrali şehir ısıtma sistemleriyle entegre etmiş ve ülke bazında yüzde 40 olan termik santral verimini yüzde 90’lara çıkarmıştır. Danimarka’da kış mevsiminde termik santraller tam kapasite çalıştırılmakta, kış ve ilkbahar dönemindeki yağışlarla dolan hidrolik santraller yaz mevsiminde etkin olarak devreye girerken, bu dönemde düşen ısı talebi ve küçülen kojenerasyon kapasitesi nedeniyle termik santrallerin üretimleri kısılmaktadır. Ayrıca, termik santrallerde gece ve gündüz ısıtma enerjisi talep farklılıkları 50 bin-80 bin m3 kapasiteli akümülasyon tankları ile dengelenmektedir. Danimarka güneş enerjisi destekli bölgesel ısıtma ve ısı depolama ile kasabalarında sıfır karbon ısıtma da sağlayabilmektedir. TTMD olarak önerimiz, doğalgaz çevrim santrallerinin verimlilikleri konusunda hedefler belirlenmeli ve sadece elektrik üretimi düşünülerek kurulan, atık ısısından yararlanılmayan, şehir ısıtma sistemlerini desteklemeyen doğalgaz çevrim santrallerine izin verilmemeli, yapım aşamasındakilerin de bölgesel ısıtma sistemlerine entegrasyonu sağlanmalıdır. Kentsel dönüşüm de düşünülerek büyük yerleşim alanlarında tesis edilecek doğalgaz çevrim santrallerinde elektrik üretimi sırasında açığa çıkan atık ısı değerlendirilmek sureti ile santral verimi yüzde 50’lerden yüzde 90’lara çıkarılmalıdır. Yapı ve sanayi sektörünün enerji gereksiniminin büyük bir bölümü söz konusu enerji santrallerinin atık ısısı ile karşılanmalıdır. Yüzde 85-90 ısıl verimli kojenerasyon sistemlerinin bölgesel üretim ve tüketiminde verimlilik sağlayacağı da göz ardı edilmemeli ve Lisanssız Elektrik Yönetmeliği derhal yeniden düzenlenmelidir. Enerji, bina ve sanayi sektörlerindeki yasal düzenlemelerin tekil bakışla değil, bütüncül bir bakışla düzenlenmesi gerekir. Bunun için de özellikle bizler gibi sivil toplum örgütlerinin görüşleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Son olarak neden enerji verimliliği?

- Çünkü ekolojik denge alarm veriyor

- İthal enerji bağımlılığımız artıyor

- Fosil kaynakların hızla tükenmesi söz konusu

Önlemler;

- Enerji verimliliğini artırmak

- Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek

- Enerji tüketimi izlenmesi, tüketim verilerini içeren bir veri tabanının oluşturulması

- Yöntem stratejilerini geliştirmek ve uygulamak

- Bilgi ve bilincin artırılması

Sonuç: Sürdürülebilir enerji verimliliği ve tasarruf.”