Header Reklam

Modern Mimarinin Yeni Trendi: Biyofilik Tasarım

05 Temmuz 2015 Dergi: Temmuz-2015

Biyofilik tasarım, dünyaca ünlü biyolog E. O. Wilson tarafından ortaya atılan ‘biyofilya’ kavramının bir yansıması… E.O Wilson, insanoğlunun diğer tüm yaşam sistemlerine içgüdüsel olarak bağlı olduğunu öne sürüyor. Biyofilik tasarım ise, biyofilya kavramını mimariye taşıyor. Araştırmalar insanın doğa ile iç içe geçen yapılar içinde daha verimli çalıştığını, daha çabuk iyileştiğini ve daha kolay öğrendiğini kanıtlıyor. Benzer bulgular sonucunda okullar, hastaneler ve özellikle ofislerin biyofilik tasarım prensiplerini barındırmaya başladığı dikkat çekiyor. Tasarım uzmanları Bill Finnegan ve Stephen Kellert imzalı “Biyofilik Tasarım: Yaşamın Mimarisi” isimli belgesel, biyofilik tasarıma sahip olan binalar ve yaşam alanlarının insanları doğaya daha fazla yaklaştırdığını ortaya koyuyor. Biyofilik tasarımın temel unsurları arasında, doğal havalandırma, doğal aydınlatma, doğal süreç veya ürünlere benzeyen formlar, doğal manzaralar yer alıyor. Bu sayede insanlar iç mekânda olsalar da, kendilerini doğal ortamda hissedebiliyorlar.

Biyofilik şehirler

Biyofilik şehir, sadece biyoçeşitlilik içeren bir şehir değil; aynı zamanda doğadan ders alan, doğal sistemlere uyum sağlayan, doğal form ve görüntüleri içselleştiren, tasarım ve planların doğa ile birlikte gerçekleştiği bir mekan. Doğal unsurları koruyor, doğal unsurları örnek alıyor, şehirleşme sürecinde kaybolmuş veya zarar görmüş değerleri tamir ediyor ve iyileştiriyor. 25 yıldan daha uzun bir süredir sürdürülebilir toplumlar üzerine çalışan Timoty Beatley’e göre şehirlerdeki yeşilleşme çabaları, öncelikle kamu taşımacılığı, yenilenebilir enerji üretimi ve enerji verimli binalar gibi konulara odaklanıyor ve doğayı tamamen bu sürecin dışında bırakıyor. Beatley; “Bu unsurlar şehrin imajını düzeltiyor, ama yeterli değiller. İnsanların doğal dünya ile bağlantı içinde olmaya ihtiyaçları var. Sürdürülebilir kentsel gelecek için doğaya odaklanmak ve doğal yaşam formlarını takdir etmemiz gerekiyor” diyor.

Oregon Sustainability CenterBiyofilik mimarinin ikonik binası: ‘Oregon Sustainability Center’

Portland şehrinde yükselecek ‘Oregon Sustainability Center’, biyofilik mimarinin ikonik binası olmaya aday. Proje, ofislerin yanı sıra şirketler tarafından belli süreler için kiralanabilecek toplantı odaları, okullar için sınıflar ve laboratuvarlar, kâr odaklı olmayan oluşumlar için düşük maliyetli merkezler içerecek. Maksimum gün ışığı ve temiz hava alacak şekilde konumlandırılmış binanın yüzeyinin yüzde 35’inin cam ile kaplı olacak ve cam kaplama, binanın 12 saat boyunca sadece gün ışığı ile aydınlatılmasına olanak tanıyacak. Her katın 4 derecelik hareket kabiliyeti, aynen bir çiçek gibi, güneş ışığına dönüşü sağlayacak. Bina tüm enerjisini güneşten elde edecek, ısıtma-soğutma ise jeotermal kuyular ile sağlanacak. Kirli su dördüncü kattaki 150 metrekarelik tarlada arıtılacak. Tam zamanlı çalışan her birey, açılabilir bir pencereye en fazla 9 metre uzaklıkta oturacak.

Amerika’nın ünlü biyofilik tasarım örneği: Fallingwater (Şelale Evi)

Şelale Evi veya Kaufmann Evi olarak bilinen ev ismini; sahibi ve müşterisi olan Edgar J. Kaufmann adında Pittsburgh/ABD'li bir mağaza sahibinden almıştır. Mimarı Frank Lloyd Wright olan yapı 1935 - 1937 yılları arasında inşa edilmiş ve ABD’nin en meşhur konutlarından biri olmuştur. Villa Tugendhat, Villa Savoye ve Schminke Evi ile birlikte modern zamanların konutlarının en önemli temsilcilerinden olmuştur. Şelale Evi, ABD'nin Pensilvanya eyaletine bağlı Pittsburgh şehrinde yer alan Allegheny Dağları'nın 80 kilometre güneydoğusunda yer almaktadır.

Edgar J. Kaufmann Frank L. Wright ile iletişime geçerek, şelale manzarası olan bir ev isteğini dile getirmiş, araziyi gördüktenBiyofilik tasarım sonra Wright işverenine şunları söylemişti: “Eviniz benim hayal gücümde zaten şekil aldı; tam olarak Bach müziği ahenginde olacak.” Arazinin tam olarak ölçümünden sonra Wright tüm ağaçlar ve bazı kayalar korunarak, binanın şelalenin üzerinde yapılmasını önerdi ve müşterisine şöyle dedi: “Ben sizin şelale ile yaşamanızı istiyorum ona sadece bakmanızı değil. O hayatınızın bir parçası olmalı”. Sonuç ise hem Kaufmann’ı hem de Mimar Camiasını şoke etti.

Ev, şelalenin üzerine inşa edildi, ısıtma birimleri (şömineler) ise arsadaki mevcut kayalardan oluştu. Bazı kaya parçaları arsada bulundukları yerde bırakıldı. Bu kaya paçalarının yer yer döşemeden çıktığı görülebiliyor. Aslında Wright bu kayalara döşemeyi taşıtmak istemiş fakat bu bölge Kaufmann’ların güneşlenmek için favori yerlerinden olduğundan Kaufmann kayaların olduğu gibi kalmalarını istemiş. Büyük pencereler ve balkonlarla doğaya olan yakınlık korunmuş. Şelale; sesi evin her yerinde duyulmasına rağmen sadece dışarıya çıkıldığında görülebiliyor. Bunun için oturma odasından su seviyesine kadar inen bir merdiven inşa edilmiş. Binanın karmaşık yatay tabakalaşması, terasın açık renk beton korkuluğu ve öne çıkan çatı ile vurgulanmış ve doğal taşlardan oluşan küpün etrafında gruplanmıştır. Fakat yine de kesintiye uğrayıp ve bölünmüşlük hissi veriyor. Ana binanın üst kısmındaki yamaçta, kapalı bir merdiven ile bağlantısı olan ana yapı ile aynı kalitede ve özenle inşa edilmiş bir garaj, personel için bir daire ve bir konuk evi yer alıyor. 1935’den 1937’ye kadar yapımı süren Şelale Evi Kaufmann ailesi tarafından 1937’den 1963’e kadar hafta sonu ve tatil evi olarak kullanılmış. 1964’te bir mimari simge olan Şelale Evi müze haline getirilmiş. Günümüze kadar 4 milyon ziyaretçi alıyor.

Mimarının kaleminden akan proje…

Editörlüğü Lynda Waggoner tarafından yapılan, fotoğraflarını ise Christopher Little'ın çektiği "Fallingwater" kitabında şöyle bir hikâye de yer alıyor:  “Wright, Mart 1935'te siparişin detaylarını ve topoğrafik incelemenin sonuçlarını alır. Sonrasında 7 ay boyunca hiçbir şey yapmaz. Eylül 1935'te bir gün, meraklı Edgar Kaufmann arar, Wright'ın ofisine gelmek ve tasarımın nasıl ilerlediğini görmek istediğini söyler. Wright ise teatral bir biçimde "Biz de sizi bekliyorduk Bay Kaufmann" diye yanıt verir ve işverenini öğle yemeğine davet ederek, Şelale Evi tasarımını birlikte gözden geçirmeyi teklif eder. Wright sonra çok hızlı bir şekilde eskiz çizmeye başlar ve yanında çalışanlarına temize geçirmeleri için verir. Söylenildiğine göre eskizleri temize geçirenler kalemleri yeterince hızlı açamazlar, fikirler Wright'ın ellerinden adeta akmaktadır…”

Başarılı bir örnek de Türkiye’den: BIO ISTANBUL

Bio City Development (BCDCO) şirketinin vizyonu olan BIO ISTANBUL, İstanbul’un yeni gelişen kuzey bölgesinde kurulacak “Yeni Şehir” projesinin bir parçası. Proje, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, T.C Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), TOKİ İştiraki Emlak Pazarlama İnşaat Proje Yönetimi ve Tic. A.Ş. ve Bio City Development Şirketi ortaklığı ile hayat buluyor. BIO ISTANBUL, Türkiye’deki yeni sürdürülebilir şehircilik anlayışının öncüsü. LEED Gold ve BREEAM Excellent belgesi dahil, sürdürülebilir gayrimenkul projelerinde ulaşılabilecek en yüksek standartları yakalamayı hedefleyen BIO ISTANBUL, BREEAM Communities belgesi için pilot proje olma özelliğini de taşıyor. Başakşehir’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın planlama ve koordinasyonu ile hayata geçirilecek akıllı şehir BIO ISTANBUL, Türkiye’nin en gelişmiş çocuk hastanesi, en ileri biyomedikal araştırma ve geliştirme parkı ile çalışma ve sosyal alanları içinde barındıracak. TOKİ iştiraki Emlak Pazarlama Proje Yönetimi (EPP) ve Bio Development Company’nin ortak girişimi olan Bio İstanbul, 2.2 milyar dolarlık yatırımla hayata geçecek. 3 yıl içinde tamamlanacak Bio İstanbul, 10 bin nüfuslu yerleşim yeri olacak. Üç ayrı vadiden oluşan ve toplam iki milyon metrekare alan üzerinde gerçekleştirilecek BIO ISTANBUL’un bir milyon metrekaresi yeşil alan olarak planlanıyor. Hastane, araştırma merkezi, konut ve ofislerin enerji ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla güneş, rüzgar ve doğalgaz enerjisi kullanmayı hedefleyen BIO ISTANBUL, yağmur sularını da dönüştürerek kullanıma kazandırıyor. BIO ISTANBUL’da Lake Homes adı verilen 600 konut bulanacak. Eylül 2015’te tamamlanacak konutların ilk etabı 150 bağımsız birimden oluşacak ve 7 avlu etrafında toplanacak. Planlanan metro hatları sayesinde BIO ISTANBUL’un içine kadar metro ile ulaşım sağlanabilecek. Bio İstanbul’da araç trafiği de yeraltına alınacak.

 

Kaynaklar:

1-      https://tr.wikipedia.org/wiki/Biyofili_hipotezi  

2-      http://trenddesk.com/wp-content/uploads/2013/06/Offices-of-the-Future-Platin-Nov-2010.pdf   

3-      http://www.dunya.com/guncel/iyilestiren-mimari-tasarim-biyofili-236333h.htm  

4-      http://www.arkitera.com/haber/2865/selale-evi-75-yasinda  

5-      www.bioistanbul.com.tr  

6-      http://www.haberturk.com/ekonomi/emlak/haber/841413-iste-istanbulun-yeni-akilli-sehri