Header

Yabancı Sermaye Yatırımları 

17 Ocak 2020 Dergi: Ocak-2020

Yatırım sermayesi ve döviz sıkıntımız, öncesinde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan neredeyse 100 yıl sonra günümüzde de devam ediyor. Yeterince değerli mal üretemiyor ve yeterince ihracat yapamıyor olmamızın, bu problemlerin ana nedenleri olduğunu hep biliyorduk, ancak sorunu hâlâ çözemedik.

Gelişebilmek, hatta yaşayabilmek için yabancılardan borç almak ve elimizdeki değerli şeyleri yabancılara satmak zorunda kaldık. Zamanla yabancı sermayeye öyle bağımlı hale geldik ki, onun bizim için vazgeçilmez olduğunu kabullenerek, onu sevmeye bile başladık. Devletimizi yönetenler kendi dönemlerinde Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarıyla övünmeye başladılar. Yabancı sermaye miktarını artırabilmek ve daha çok borç alabilmek için sermaye sahiplerine “kendilerine en yüksek faizleri vereceğimizi ve Türkiye’nin güvenilir bir yer olduğunu” anlatmak için devlet yöneticilerimiz her fırsatı değerlendirir oldular. 

Bugün tesisat sektöründeki ticari hayatı belirleyen pompa, kazan, kombi, radyatör, klima, VRF, chiller, ısı pompası, klima santrali, rooftop, soğutma kulesi, vana, armatür, boru ve otomasyon ekipmanları gibi ürünlerin büyük bölümü ya yabancı markalardır ya da yabancı sermayeli firmaların elindeki eski Türk markalarıdır. 
Yaşı 30 civarında olan sektör çalışanlarımız bundan 10-15 yıl öncesine kadar, sektörümüzdeki birçok marka ve firmanın yerli sermaye ile oluşturulduğunu bilmiyor.

Yabancı sermaye nedir?
Türkiye’ye dışarıdan gelen paraya yabancı sermaye denilmektedir. Dışarıdan gelen para Türkiye’de, portföy sermayesi veya yatırım sermayesi olarak kullanıldığı gibi, gayrimenkul satın almak, yerleşip, yaşamak, turistik veya başka amaçlarla da kullanılmaktadır. 

Yabancı sermayeye neden gerek duyulmaktadır?
Bunun üç ana nedeni vardır;
1. Neden: Türkiye’nin bir türlü halledemediği “Cari Denge” (cari açık) sorunudur.
2. Neden: Türkiye içindeki yerli sermayenin yetersiz kalmasıdır.
3. Neden: Yerli sermayenin Türkiye içinde yatırım yapma konusundaki isteksizliğidir.

Cari denge (cari açık) sorunu nedir?
Cari denge Türkiye’ye dışarıdan gelen ve Türkiye’den dışarıya giden;
- Mallar (ithalat/ihracat),
- Yatırımlar,
- Cari transferler ve
- Hizmetler (başta turizm ve müteahhitlik olmak üzere)
kalemlerinin matematiksel toplamı sonucunda ortaya çıkmaktadır. 

Türkiye’nin dış giderleri dış gelirlerinden daha fazladır, yani cari dengesi bozuktur ve açık vermektedir. 
Sadece son 5 yılda verdiğimiz cari açık;
- 2018’de 28 milyar dolar,
- 2017’de 47 milyar dolar,
- 2016’da 33 milyar dolar,
- 2015’de 32 milyar dolar,
- 2014’de 46 milyar dolar
olmak üzere toplamda 186 milyar dolar olmuştur.

Cari açığın ana nedeni ise mal ticaretindeki (ihracat ithalat) dengesizliktir. İthalatımız ihracatımızdan hep daha fazla olmaktadır. Sadece son 5 yıldaki ithalat/ihracat arasındaki fark: 
- 2018’de 55 milyar dolar,
- 2017’de 77 milyar dolar,
- 2016’da 56 milyar dolar,
- 2015’de 63 milyar dolar,
- 2014’de 84 milyar dolar
olmak üzere toplamda 335 milyar dolar olmuştur. 

Böylece son 5 yılda yatırımlar, cari transferler ve hizmetlerden elde edilen 149 milyar dolar fazla gelire rağmen, 335 milyar dolarlık ithalat/ihracat dengesizliği 186 milyar dolar (=335-149) cari açık oluşmasına neden olmuştur.
186 milyar dolar sadece son beş yıldaki cari açığımızdır. Ondan önceki yıllardaki cari açığımızı da hesaba kattığımızda (toplamda trilyon doları çoktan geçmiştir) bizim niye kendimizi bildik bileli dövize ve yabancı sermayeye muhtaç olduğumuz net olarak anlaşılmaktadır.

Yerli sermayenin yetersiz kalması sorunu nedir?
Bu sorunun ana nedeni Türkiye’de yapılması gereken kamu ve özel sektör yatırımları için gereken sermayenin yurtiçi tasarruflarından karşılanamıyor olmasıdır. Yani yurtiçi tasarruflarımızın miktarı, vadesi ve yapısı yetersiz kalmaktadır.

Yerli sermayenin milli yatırıma isteksiz olma sorunu nedir?
Bu sorunun; ülke ekonomisine duyulan güvensizlik, faizden ve gayrimenkulden elde edilen yüksek rant alışkanlığı, yabancı markalarla rekabet edilemeyeceği korkusu, yeni teknoloji geliştiremeyeceğimize olan kanaat gibi birçok nedeni bulunmaktadır. 
Yabancı sermayenin ilk iki türü (portföy ve yatırım) için yaptığımız değerlendirmeler aşağıda sunulmuştur.

Yabancı Portföy Sermayesi
Bu yatırım türü mümkün olan en kısa zamanda en çok kazancı sağlamak amacıyla Türkiye’ye gelip, istediği her an çıkıp gidebilmeyi amaçlamaktadır. Bu sermaye ile Türkiye’de hisse senedi, tahvil, bono, mevduat ve fonlar gibi enstrümanlar kullanılarak hızlı kazanç elde edilmektedir. Türkiye yeterli seviyede güvenilir olduğu ve alternatiflerine nazaran daha çok kazanç sağladığı ölçüde portföy sermayesi Türkiye’ye gelmektedir. Yatırımcı açısından kârlı olduğu sürece ülkede kalan bu sermaye, ekonominin bir yarasını tedavi edebilmekten çok uzak kalabilmektedir.

Yabancı Yatırım Sermayesi
Bu sermaye türünün, kârlı bir yatırım gerçekleştirme amacının yanı sıra, pazarı domine edecek teknoloji düzeyini, ülkenin teknoloji geliştirebilme yeteneğini, üretimde yurtdışına bağımlılık düzeyini etkileyecek sonuçlarının olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Yabancı yatırım sermayesi ile ülkede yeni firmalar kurulmakta, ya da mevcut yerli firmalar satın alınmaktadır. Yabancı sermaye tarafından satın alınmaya değer bulunmayan yerli firmaların birçoğu da küresel firmaların Türkiye uzantılarının rekabetine dayanamadıkları için bir müddet sonra zaten kendiliklerinden yok olmaktadır. Türkiye’de yabancı sermayenin istediği üretimler, uygun görülen derinlikte yapılmakta, istemediği üretimler durdurulmakta, yılların yerli markaları ve üretim kapasiteleri yok olabilmektedir. 

Ancak yabancı sermaye ile yapılan yatırımların faydaları da vardır. Bunların başlıcaları arasında;
- istihdam yaratmak,
- vergi tahsil etmek,
- ihracatı artırmak,
- yan sanayi oluşturmak,
- yeni teknolojilerle yakınlaşmamızı sağlamak ve
- Türkiye içindeki ürün/hizmet kalitesinin seviyesini yükseltmek sayılabilir. 

Yani yabancı sermaye faydalı mıdır, zararlı mıdır sorusunun cevabını tereddütsüz verebilmek çok kolay görünmüyor. “Varlığı bir dert, yokluğu yara” misali” ikircikli bir seçenek gibi duruyor.

Eğer yerli sermaye ile yeterince milli yatırımlar yapılmıyorsa yabancı sermaye zorunlu olmaktadır. Ancak yapılan her yabancı sermaye yatırımı ile birlikte Türkiye emperyalist sermaye sahiplerine daha bağımlı hale gelmektedir. Yabancı sermaye yatırımlarının aslında dünyadaki güncel sömürü düzeninin önemli bir aracı olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Tabii Çin, ABD, Almanya, Japonya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada, İsveç, Danimarka, Hollanda, İsrail, İsviçre, Güney Kore gibi güçlü ülkelerde de yabancı sermaye yatırımları mevcuttur. Buna rağmen bu ülkeler günümüzde sömürülen değil daha ziyade sömüren ülkeler sınıfında bulunmaktadır.

Anlaşılan odur ki, bir ülke;
- kendisine gelen yabancı sermaye yatırımlarını seçebiliyorsa ve 
- kendisi de başka ülkelerde yeterince yatırım yapabiliyorsa
bu işten kârlı çıkmaktadır.

Gene anlaşılan odur ki, bir ülke;
- yabancı sermaye yatırımlarına sürekli muhtaçsa ve 
- kendisi de başka ülkelerde yeterince yatırım yapamıyorsa
bu işten zararlı çıkmakta  ve sömürülen bir ülke olmaktadır.

Ülkemizin yabancı ve yerli yatırımları kendi bekâsına yönelik yönetebilmesi mümkün müdür? Zordur, ancak gereğini yapabilirsek tabii ki mümkündür. Gereğini yapmaya Büyük Atatürk’ün “çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra da özgürlüklerini ve geleceklerini kaybetmeye mahkumdurlar” uyarısını hatırlayarak ve bu uyarıyı kendimize şiar edinerek başlayabiliriz.

Ancak bu uyarıyı kendimize şiar edinmek o kadar kolay değildir. Çünkü o zaman her birimizin çalışması, yorulması ve üretmesi gerekecektir. Çünkü o zaman yerli malı kullanmaya öncelik vermek, birbirimizi desteklemek, toplumsal çıkarlarımızı şahsi çıkarlarımızdan daha fazla önemsemek gerekecektir. Çünkü o zaman daha az tüketmek, daha fazla tasarruf etmek velhasıl konforumuzdan taviz vermemiz ve kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz gerekecektir. Bütün bu değişime de önce kendimizden başlamak gerekecektir.

Şimdi bu yazıyı okuyan herkes kendisine sorsun bakalım “kendisini değiştirmeye niyeti var mı ve bunu becerebilir mi?”