Header Reklam

Avrupa'nın Savaşı Finanse Eden Enerjiden Kurtulması için Acil Durum Planı

11 Mart 2022
Avrupa'nın Savaşı Finanse Eden Enerjiden Kurtulması için Acil Durum Planı

Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı, AB'nin Rusya'ya olan bağımlılığını kesmekle başlayarak, fosil yakıtları aşamalı olarak bırakma aciliyetini artırdı. Avrupa tarihindeki bu kritik an, yarım yamalak önlemlere veya daha fazla fosil alternatifine izin vermiyor. Yenilenebilir kaynaklara geçişi hızlandırmak, Avrupa'nın enerji bağımsızlığını ve özgürlüğünü güvence altına almanın tek yoludur.
Avrupa Birliği, Ukrayna'daki askeri saldırısı nedeniyle Rusya'ya sert ekonomik yaptırımlar uyguluyor ve aynı zamanda Putin'in savaşını günlük Rus gazı ve petrolü satın alarak finanse ediyor.
Bu şaşırtıcı paradoks, Avrupa'yı, otoriter petro-devletlerden ithal edilen, iklimi mahveden fosil yakıtlara büyük ölçüde bağımlı olan enerji sistemine utanç verici bir ayna tuttu. Avrupa Birliği hâlâ Rusya'nın ana enerji müşterisi. 2021'de AB'nin doğalgazının yaklaşık %46'sı ve ham petrol arzının %25'i Rusya Federasyonu'ndan geliyordu.
Rusya tarafında petrol ve gaz, federal bütçe gelirinin yaklaşık %40'ını ve ihracatın %60'ını oluşturuyor. Bu nedenle Rus fosil yakıt endüstrisi, Federasyonun askeri bütçesinin önemli bir finans sağlayıcısı oluyor ve sadece bu savaşı değil, aynı zamanda Gürcistan ve Suriye'deki çatışmaları da körüklüyor. Sonunda, uzun süredir devam eden bu garip gaz evliliğini ön plana çıkaran; Ukrayna'ya yönelik acımasız askeri müdahale oldu: AB liderleri, Avrupa'nın Rus fosil yakıtlarına olan bağımlılığını kırma aciliyetinde birdenbire hemfikir oldular.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, "Avrupa'nın güneş, rüzgâr, hidroelektrik veya biyokütleden ürettiği her kilovat saatlik elektrik, Rus gazına olan bağımlılığımızı azaltıyor” dedi. Avrupa Parlamentosu Birlik Dışişleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Rus gazına bağımlı olduğumuz için insan hakları ve özgürlükleri savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Bununla birlikte, Rusya'nın bölge genelinde barış ve demokrasiye yönelik tehditleri yeni değil ve AB'nin Rusya'dan gaz ithalatını son on yılda %25'ten %40'a çıkarması nedeniyle insan hakları ihlallerinin listesi daha da uzuyor. Rusya, Grozni'yi yerle bir ettiğinde, Gürcistan'ı işgal ettiğinde ve Suriye'yi bombaladığında AB buna göz yummuş olsa da, bloğun liderleri sonunda Rus petrolü ve gazı karşılığında insan haklarını takas etmeye razı olmayacaklarını gösteriyor gibi görünüyor.
Şimdi soru, bunu nasıl başaracağımız… Avrupa'nın bir dönüm noktasında durduğu, fosil yakıtlara veya diğer kirletici enerji biçimlerine daha fazla kilitlenme ile enerji tüketimini azaltan ve yenilenebilir enerji arzını artıran çözümler arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya olduğu yer burası… Cevap açık olmalıdır: Avrupa'da enerjinin fosil yakıtsız bir şebekeye geçişini hızlandırmak için yeterince zorlayıcı iklim, sosyal ve güvenlik nedenleri var. FitFor55 paketi ve kurtarma fonları ile Avrupa Birliği, onlarca yıllık fosil yakıt bağımlılığının üstesinden gelmek için doğru fırsat penceresiyle karşı karşıya.

Rus gaz yakıtına ve nükleer enerjiye yeşil demeyin!

Avrupa Komisyonu'nun fosil gazı ve nükleer enerjiyi yeşil yatırımlar listesine dahil etme önerisi, bugün ve elbette, düzeltilmesi gereken pervasız bir adımdır.
Gazın ve nükleerin yeşil sınıflandırması sadece çevre veya iklim açısından geçerli olmamakla kalmaz, aynı zamanda AB'nin enerjiden bağımsız olma çabalarını da tehlikeye atar. Avrupa artık çok ihtiyaç duyduğu milyarlarca finansal kaynağı yenilenebilir kaynaklardan, enerji verimliliğinden ve elektrifikasyondan, yeni, maliyetli ve zararlı fosil gaz ve nükleer enerji altyapısına yönlendirmeyi göze alamaz.
Nord Stream 2 vakası, bu titrek multi-milyar Euro’luk yatırımların içerdiği risklerin bariz bir örneğidir. Bu 1.230 km'lik gaz boru hattı, Rusya'dan Almanya'ya gaz pompalama kapasitesini iki katına çıkarmak için Baltık Denizi boyunca inşa edildi ve bu yıl, Berlin'in artan Ukrayna ihtilafı ışığında yetkilendirmesini durdurana kadar çalışması bekleniyordu. Bugün, Nord Stream 2'yi inşa eden şirket iflasını kabul etti ve Almanya, Kremlin'in bütçesini daha fazla gaz alımıyla beslemeye devam edip etmemeye veya boru hattı için harcanan 9,5 milyar Euro'yu gözden çıkarmaya karar vermek zorunda kalacak.
Avrupa, yeşil geçiş pahasına bu israf edilen yatırımlara devam edemez, aynı şey nükleer enerji söz konusu olduğunda da geçerlidir. Nükleer santrallere yapılan yeni yatırımlar son derece maliyetlidir ve faaliyete geçmesinin 20 yıl gerektirdiği görülmüştür. Daha da rahatsız edici olan şey, Rusya'nın Avrupa'daki ana yatırımcılarından biri olması ve özellikle Doğu Avrupa'da Avrupa nükleer yakıt pazarına hakim olmasıdır.
Macaristan, Rus devlet kuruluşu Rosatom ile 12,5 milyar Euro’luk bir anlaşma yaparak ve Rusya'dan 10 milyar Euro’luk bir krediyle finanse ederek, tek nükleer santralini genişletmeyi planlıyor. Kozloduy santralindeki Bulgar nükleer reaktörleri, Rus nükleer yakıtı ile dolduruluyor, nükleer atık Rusya'ya ihraç ediliyor ve ülke, sipariş edilip teslim edilen, ancak üç yıldır kullanılmayan iki yeni Rus nükleer reaktörüne güveniyor.
Üye Devletlerin, dünyanın en büyük uranyum ihracatçısı Rusya'nın sadık bir müttefiki olan Kazakistan gibi şaibeli Rus ortaklarına da güvenmeleri gerekeceğinden, daha fazla nükleer güç, Avrupa'yı enerjiden daha bağımsız hale getirmeyecek. Bir diğer önemli endişe, nükleer santraller ve nükleer atık depolama sahalarının askeri çatışmalarda büyük risk altında olması ve Ukrayna savaşının bunu kanıtlıyor olmasıdır. Rus birliklerinin saldırı sırasında Avrupa'nın en büyük nükleer santralini askeri yollarla ele geçirmesi ve binada yangına neden olması nedeniyle dünya dehşete düştü.
Daha fazla gaz ve uranyum Rusya'ya olan bağımlılığımızı artıracaksa, Avrupa Parlamentosu, şu anda tek bir mantıklı şey yapabilir: Baştan başlamak için reddetmek. Milletvekillerinin, AB'nin geleceğini belirleyecek önemli bir karar olan bunu başarması için önümüzdeki birkaç ay içinde mutlak çoğunluğu toplamaları gerekecek.

Avrupa'nın dönüm noktası

Bu enerji kavşağının çözümünün; iklim kriziyle aynı olduğu hiç olmadığı kadar açıktı: Enerji tasarrufu önlemlerine, yenilenebilir kaynaklarına, ısınma ve ulaşım gibi büyük ölçüde gaz ve petrole bağımlı sektörlerin elektrifikasyonuna destek verilmesi. 
Fosil endüstrisine ve onların yeşil badanalı sahte çözümlerine daha fazla "açık yetki" vermeye gerek yok. Fosil yakıt şirketleri çok uzun süredir Avrupa'nın fosil yakıtları aşamalı olarak kullanımdan kaldırma çabalarını etkin bir şekilde baltalıyor ve şimdi, Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) tedariki için alternatif ithalat yollarını zorlayarak ve kullanılmayan kömür santrallerini yeniden açarak bu krizden yararlanmaya çalışıyor. 
Avrupa iddialı olmalı, gaz ve petrolü içeren daha fazla yatırıma ihtiyacımız yok. Paris Anlaşması Uyumlu enerji senaryomuz, kömüre dayalı enerjiden büyük ölçekli yenilenebilir kaynaklara doğrudan geçişin teknik olarak mümkün olduğunu ve bu yüzyılın ortasına kadar küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1,5 °C üzerinde çıkmasını sınırlandırmanın tek yolunu kanıtlıyor.
Ayrıca, Avrupa İklim Eylem Ağı ile birlikte yürütülen bu enerji senaryosu, cesur enerji verimliliği önlemlerinin ve yenilenebilir enerjili ısıtmanın benimsenmesiyle fosil gaz kullanımının 2035 yılına kadar ve petrol ürünlerinin kullanımının 2040 yılına kadar aşamalı olarak kaldırılabileceğini göstermektedir.
Yayınlanan en son IPCC raporu, iklim eylemini ertelemeye devam edersek, "herkes için yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceği güvence altına almak için hızla kapanacak bir fırsat penceresini kaçıracağımızı" söylüyor. AB'deki bu pencereye Avrupa Yeşil Anlaşması denir ve bu, fosil yakıtlara olan bağımlılığımızın çevresel, politik ve ekonomik yükünden kurtulurken önümüzdeki yıllarda büyük emisyon azaltımları elde etmek için gerçekten son şansımızdır.
Küresel ısınmayı 1.5 °C ile sınırlama hedefine ulaşmak için, AB'nin 2030 yılına kadar brüt nihai enerji tüketiminde en az %50'lik bir yenilenebilir enerji hedefi ve enerji verimliliği için %45'lik bir hedefi belirlemesi gerekiyor. AB'nin Yenilenebilir Enerji Yönergesi (REDIII), Enerji Verimliliği Yönergesi (EED) ve Binalar için Enerji Performansı Yönergesi'nde (EPBD) bu hedefleri zorlamaması için herhangi bir engel, mazeret yok.
Enerji geçişinin hızlanması için adım atma zamanı. Komisyon ve ulusal hükümetler, kurtarma fonlarından ve iklim politikaları gelirlerinden en iyi şekilde yararlanarak hiçbir ülkenin geride kalmamasını sağlamalıdır.
Avrupa, tarihi içinde belirleyici bir dönüm noktasında duruyor. Avrupa hükümetlerinin, eşi benzeri görülmemiş enerji tasarrufu programlarını ve yenilenebilir enerji yatırımlarını hemen şimdi teşvik etmek için olağanüstü bütçeleri ve endüstriyel yetenekleri harekete geçirme sorumluluğu vardır. 2040 yılına kadar %100 yenilenebilir enerjiye dayalı bir gelecek mümkündür ve gelecek nesiller için yaşanabilir, özgür ve barışçıl bir gelecek sağlamanın tek yolu budur.

Kaynak: Alberto Vela’nın Avrupa Çevre Ofisi’nin (EEB) Yeni Kanalı META’daki yazısı
https://meta.eeb.org/



Slider Altına