Header Reklam
Header Reklam

Topraksız tarım iklim krizi karşısında gıda güvenliğinin güvencesi olabilir mi?

12 Kasım 2023 Dergi: Kasım-2023
Topraksız tarım iklim krizi karşısında gıda güvenliğinin güvencesi olabilir mi?

Bitkilerin toprakta yetiştiğini hepimiz biliyoruz. Toprak bitkilerin büyümesi için gerekli olan makro ve mikro besinleri içeriyor. Su topraktan geçerken, bu besinleri de bitki köklerine taşıyor. Dünya nüfusunu beslemeye yetecek kadar besini toprakta yetiştirmenin çevresel bir bedeli var. Geleneksel tarım uygulamaları çok fazla su kullanımı, ormansızlaşma, toprak erozyonu ve aşırı pestisit kullanımına neden olabiliyor. Verimli toprak ve temiz su gibi kaynaklar dünyanın birçok yerinde zaten kısıtlı. Buna ek olarak, ekilebilir arazinin geleneksel kullanımı giderek zorlaşıyor ve bu durum iklim değişikliğiyle daha da şiddetleniyor. Dünya nüfusunu besleyebilecek yeni yöntemler, bilim dünyasının öncelikle konuları arasında önemli bir yer tutuyor.

Biyolojik kapasite, gezegenimizin ekosistemlerinin yenilenme yeteneğini tanımlar. Teknoloji ve arazi yönetimindeki gelişmeler, BM istatistiklerine göre son 60 yılda küresel biyolojik kapasiteyi yaklaşık %28 artırdı. Bununla birlikte, BM istatistikleri toprak erozyonu, yeraltı sularının tükenmesi ve ormansızlaşma gibi kayıpları içermediğinden, bu tahminin olduğundan fazla iyimser olduğu düşünülebilir. Her halükarda bu %28’lik artış, toplam tüketimdeki artışa ayak uyduramadı. Yine BM istatistiklerine göre tahmin edilen “İnsanlığın Ekolojik Ayak İzi”, aynı dönemde yaklaşık %173 arttı ve şu anda gezegenin biyolojik kapasitesini %56 oranında aşıyor. Bu, şu anlama geliyor: Tüketim hacmimiz, dünya kaynaklarının kendini yenileyebilmesinden 1,56 kat daha fazla. COVID-19, 2020'den bu yana her ne kadar tüketim talebini neredeyse %10 azaltsa bile bu durum yapısal değişikliklerden kaynaklanmadığından, sürmesi pek olası değil. 

Toprak, her ne kadar bitkiler için en uygun büyüme ortamı olsa da, uygun olmayan toprak pH'ı, elverişsiz toprak yapısı, zayıf drenaj, erozyona bağlı bozulma, patojenik organizmaların varlığı gibi etkenler, bazen bitkilerin gelişiminde ciddi kısıtlamalar getirir. Ayrıca, açık alan tarımı gibi geleneksel üretim, teknik ekipmanlar gibi önemli yatırımlar gerektirir ve hava durumuna sıkı sıkıya bağlıdır. Büyük şehirlerin yakınında mahsul yetiştirmek için alanlar sınırlıdır veya bazı bölgelerde, elverişsiz coğrafi veya topografik koşullar nedeniyle çok az verimli ekilebilir alan vardır.

Bu durum karşısında geliştirilen “topraksız tarım” teknolojileri, yalnızca su tasarrufu yapma ve topraksız yetiştirme fırsatı sunmakla kalmaz, aynı zamanda konut çatıları gibi kentsel alanları da tüketicilere gıda üretimi için açma şansı da sunar. Pek çok topraksız tarım uygulama yöntemleri geliştirilmiştir; hidroponik, akuaponik, aeroponik ve dikey tarım bunların en başta gelenleridir.

Topraksız tarımda; ürünlerin daha hızlı büyümesi, daha fazla verim, daha fazla rekolte elde edilir. Su kullanımı azalır, toprağın verimli olması önemini kaybettiği için her yerde yapılabilir. Topraksız tarım, geleneksel toprağa bağlı ziraata kıyasla neredeyse %90 daha az su kullanır. Ayrıca, kontrollü ortamlarda yetiştirildikleri için bitkilerin toprakta bulunan zararlılardan korunması sağlanır ve bitkilerin yetişmesini belli bir sezona bağlı olmaktan çıkarır. Topraksız tarımda, bitkiye verilecek besin maddeleri, sulama suyunda uygun konsantrasyonda eritilerek, kontrollü olarak verilir. Bu sayede bitkiler sağlıklı büyür ve verimi artar. Pestisit gibi zararlı kimyasalların kullanımının azalmış olması da topraksız tarımı hem bitki, hem de çevre dostu bir yöntem olarak tanımlar. Sınırlı alanlarda, hatta apartman teraslarında bile yapılabilmesi, diğer avantajlarıyla bir araya geldiğinde, topraksız tarımı, sürdürülebilir tarım için umut veren bir seçenek haline getiriyor. İklim krizinin gıda güvenliğini tehdidi karşısında bu seçenek, giderek daha fazla seçilecek gibi görünüyor.

O’nsuz geçen 85 yılın ardından, bir 10 Kasım’da daha büyük bir özlem ve minnet ile Ata’mızı anıyoruz.

TERMODİNAMİK