Header Reklam

Paris İklim Anlaşması ve Türkiye

26 Ekim 2021 Dergi: Ekim-2021
Paris İklim Anlaşması ve Türkiye

Paris Anlaşması’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” TBMM’den geçerek yasalaştı ve Kanun, 7 Ekim 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı. Paris İklim Anlaşması, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin uygulamasını geliştirmeyi hedefleyerek, sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin desteklenmesini amaçlıyor. Anlaşma ile sera gazı emisyonlarının azaltılarak, küresel ısınmanın sanayileşme öncesi döneme göre 2°C ile sınırlandırılması amaçlanmış ve hatta bu değerin mümkünse 1,5°C’ye kadar düşürülmesi de karara bağlanmıştır. Anlaşma, taraf ülkelere
emisyon azaltımı için sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumluluklar ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklılaşıyor ve gelişmiş ülkelerin emisyonları daha fazla azaltması taahhüt altına alınıyor. Böylece 2050 yılına gelindiğinde gelişmiş ülkelerin sıfır emisyon düzeyine ulaşması bekleniyor. Son olarak anlaşmayla düşük emisyonlu ve iklim dirençli kalkınma yolunda finans akışının desteklenmesi hedefleniyor. Bu bağlamda gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere 2020 yılına kadar 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlamaları ve 2025 yılından sonra bu değerin taban fiyat olarak esas alınması bekleniyor.

Paris İklim Anlaşması’nın TBMM’ye sunularak onaylanmasının üzerine, iklim değişikliği alanında çalışan 15 sivil toplum kuruluşu, ortak bir açıklama yaptı. İmzacı kurumların yaptığı ortak açıklamaya göre, Türkiye’nin 2053 net sıfır taahhüdünü gerçekleştirmek için iddialı emisyon azaltım hedefleri koyması bekleniyor. Kömürden ve kömüre dayalı enerji politikalarından çıkmak ise bu yoldaki en önemli ilk adım. Türkiye’nin kömürden aşamalı çıkış için de bir hedef yıl belirlemesi önem taşıyor. Mevcut kömürlü termik santrallerin, yenilenebilir kaynaklarla ikame edilerek aşamalı olarak emekliye ayrılması, 2053 net sıfır hedefinin gerçekleştirilmesi için olmazsa olmaz. Bugün itibariyle, Avrupa’da 19 ülke kömürden tamamen çıktı ya da tamamen çıkma taahhüdünü duyurdu. Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadele için atılacak her adım, istihdam, temiz hava, teknolojik gelişim gibi faydaları da beraberinde getiriyor. Bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin aktif bir iklim politikası yürütmesi halinde milli gelirinin %7 artacağını gösteriyor. Peki bu anlaşma, iklim krizinin önüne geçmemizi sağlar mı? Konunun uzmanlarından Gökhan Ersoy, pek de olumlu bir değerlendirmede bulunmuyor: “Son yayınlanan IPCC raporuna göre, 1,5 °C sınırını aşmadığımız bir senaryo yok. Bu da bugüne kadar 1,2 °C  ısınan dünyada gördüğümüz zor günlerden sonra 1,5 °C  çok daha zor günlerin bizi beklediği anlamına geliyor. Güvenli eşik için treni her ne kadar kaçırmış gibi gözüksek de Paris hedefleri ile uyumlu hükümet reaksiyonları yüzyılın sonuna doğru ortalama sıcaklıkları tekrar 1,4 dereceye geri çekebileceğimiz bir umut olduğunu gösteriyor. İklim krizini tamamen geride bırakacağımız bir senaryo mevcut şartlarda ne yazık ki yok. Bilimin rehberliğinde herkesin elini taşın altına koyduğu kolektif bir mücadele ile sadece minimum zararı gözeteceğiz.”

Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz: “Türkiye’nin önünde uzun ince bir yol var ama fazla zamanımız yok. Fosil yakıtlarla vedalaşmak, enerji verimliliği ve net sıfır emisyon hedefleri için sivil toplumla birlikte gerçekçi bir yol haritası belirlemek gerekiyor” diyor.

ÇEDBİK Başkanı Mehmet Sami Kılıç, “Özellikle de iklim değişikliğinde büyük payı olan sektörlerdeki bunların başında inşaat sektörü geliyor, iş yapış şekillerinin ve süreçlerinin değiştiğini göreceğiz. Türkiye’nin yürürlüğe soktuğu Paris İklim Anlaşması gereğince her alanda, daha az enerji harcayan, daha az karbon salımı gerçekleştiren aktör ve yapıların öne çıkacağı bir dönemdeyiz. Sürdürülebilirlik artık bir anayasa gibi hayatımıza yer edecektir. İnşaat sektörü yıllardır yeşil binalar diye tanımlanan çevre dostu binaları ve buna ilişkin anlayışı yaygınlaştırmaya çalışıyor. Çünkü dünyada fosil yakıtların büyük bölümünü, (yüzde 35-40’ını) binalar harcıyor. Üstelik buna, yapı malzemelerinin sanayide üretilmeleri süreçlerindeki enerji harcamaları dahil değil. Sürdürülebilir mimari, malzeme, enerji, geliştirme alanı ve genel olarak ekosistem kullanımında, binaların çevresel etkilerini en aza indirgemeyi amaçlayan mimaridir. Sürdürülebilir mimari, inşa edilen çevrenin tasarımında enerji ve ekolojik korumaya bilinçli bir yaklaşım kullanır. Sürdürülebilir binalar, enerji, su ve diğer kaynakları verimli kullanan; kullanıcı sağlığını koruyan ve çalışanların verimliliğini arttıran; atık, kirlilik ve çevresel bozulmayı azaltan binalardır. Paris İklim Anlaşması’nın oluşturduğu zemin üzerinde, çevre dostu, sürdürülebilir, az enerji tüketen ve ihtiyaç duyduğu enerjiyi yenilenebilir kaynaklardan sağlayan binaların tasarımı ve inşaatı artık gönüllü bir yaklaşım olmaktan öteye geçerek, yasal bir zorunluluk haline gelecektir” diyor.

Gökçen Parlar Ünal
gokcenparlar@dogayayin.com