Header Reklam
Header Reklam

Kapitalizm İklim Değişikliğine mi Neden Oluyor?

13 Temmuz 2023 Dergi: Temmuz-2023

Kapitalizm, iklim değişikliğinin sancıları içinde kıvranan bir dünyayla uyumlu mu ve kaynakları “sınırlı” bir gezegende “sonsuz bir ekonomik büyüme” devam edebilir mi?
Ekonomik büyüme evrensel olarak “iyi bir şey” olarak kabul görür. Hükümetlerin başarıları ekonomik  büyüme sağlama yeteneklerine göre ölçülüyor. Bu ne anlama geliyor? IMF ve Dünya Bankası gibi  kuruluşlar tarafından teşvik edilen yılda %3'lük küresel büyüme gibi “mütevazi” bir hedefe  ulaştığımızı varsayalım. Bu, bugün tüm ekonomik faaliyetlerin ve tabi ki neden olduğu çevresel  etkilerin çoğunun, 24 yılda, ikiye katlandığı anlamına gelir. 24 yıl sonra tekrar iki katına  çıkar, bu, gezegenin ölümüne kadar hızlanarak devam eder. Küresel ekonomik aktivite iki katına  çıktıkça, engellemeye çalıştığımız tüm krizlerle mücadele, iki kat daha zor hale geliyor.

Yakıtı karbon olan kapitalizm, nihai amacın kâr elde etmek olduğu bir ekonomik sistemdir. Bu nedenle şirketler, fabrikalarda makineler ve devasa miktarlarda enerji kullanarak daha fazla mal üretip satarak daha fazla kâr elde etmek için birbirleriyle rekabet eder. Neticede kapitalist çıkarlar doğrultusunda enerjiye olan talepte büyük bir artış olur ve bu da havaya sera gazların salınmasına ve dünyanın ortalama sıcaklığının artmasına neden olur. Enerji santrallerinde fosil yakıtlar yakılarak enerji elde edilirken, önemli miktarda karbondioksit salınarak atmosferin sıcaklığı yükselir, iklim değişikliğine neden olur ve bu da doğal afetleri artırır. Özel jetler ve helikopterler yoluyla mega zenginler, çevrenin çöküşünü hızlandırıyor.

Küresel ısınmanın 1,5°C'den fazla olmasını önlemek, ortalama emisyonlarımızın yılda kişi başına iki ton karbondioksitten fazla olmaması gerektiği anlamına geliyor. Ancak dünyadaki insanların en zengin %1'i ortalama 70 tondan fazla üretiyor. Bir tahmine göre Bill Gates, özel jetiyle uçarken neredeyse 7.500 ton CO₂ salıyor. Aynı tahmine göre Roman Abramoviç, devasa yatını çalıştırarak yaklaşık 34.000 ton CO₂ üretiyor.

2010 yılında, Uluslararası Enerji Ajansı, 2030 yılına kadar küresel enerji kullanımının %50'nin üzerine çıkacağını ve fosil yakıtların birincil enerji kaynağı olmaya devam edeceğini öngördü. Fosil yakıt endüstrisine devam eden bağımlılığımız, küresel kapitalizmin doğrudan bir sonucu olarak küresel sıcaklıkları yükseltmeye devam edecek. En kârlı kararlar, asla en çevre dostu kararlar olmayacak.

"Enerji tasarrufu yapın, çöpünüzü ayrıştırın, geri dönüştürün, çevre dostu, sürdürülebilir markalar satın alın, toplu taşıma kullanın, bisiklete binin, daha az et yiyin, daha az ambalajlı gıda tüketin." Bunlar, iklim değişikliğini önlemek için sürekli duyduğumuz birkaç şeyden bazıları ve çözümü daha çok bireylere yüklemenin yolları olarak kullanılıyor.

2004 yılında, petrol devi BP için çalışan reklam şirketi Ogilvy & Mather, kişisel karbon ayak izini icat ederek bu bireylere sorumluluk yüklemeyi bir adım öteye taşıdı. Farkındalık yaratma  açısından yararlı bir yenilikti ama aynı zamanda siyasi baskıyı fosil yakıt üreticilerinden tüketicilere yönlendirme etkisine de sahipti. Shell'in CEO'su Ben van Beurden, 2019'daki bir konuşmasında insanlara "mevsimine göre yemeleri ve daha fazla geri dönüştürmeleri" gerektiğini söyledi ve şoförünü Ocak ayında bir sepet çilek aldığı için alenen azarladı.

Son 50 yılda kurumsal pazarlamanın yönlendirdiği büyük siyasi dönüşüm, sorunlarımızı toplu olarak ele almaktan, bireysel olarak ele almaya doğru bir geçiş oldu. Yani bizi vatandaştan tüketiciye dönüştürdü. Yurttaşlar olarak, siyasi değişim talep etmek için bir araya gelmek ve güçlü olabilmek mümkün. Tüketiciler olarak ise bir güce sahip olunamaz. Tüketiciler, en iyi ihtimalle verdikleri satın alma kararlarıyla kendilerini “yeşil bir tüketici” olduğuna ikna ederler, oysa sadece sistem bağımlısı tüketicilerdir, çevresel etkilerinin ana nedeni sahip oldukları paradır. Küresel kapitalizm ve ekonomik genişleme, hem gelir eşitsizliğinin hem de iklim değişikliğinin itici güçleridir.

Kimsenin altına düşmemesi gereken bir yoksulluk sınırı ve kimsenin üzerine çıkmaması gereken bir zenginlik sınırı olmalı. Karbon vergilerinden önce servet vergileri olması gerektiği savunuluyor. Kapitalizm insanlık adına kontrol edilmez ve yeniden tasavvur edilmezse, dünya ve üzerinde yaşayanlar için korkunç sonuçlara yol açabilir. Bununla mücadele için dünyanın tüm mesleki disiplinlerinden oluşan evrensel bir sistem dönüşüm konsorsiyumu gerekebilir.

TERMODİNAMİK