Ne yediğinizi biliyor musunuz?

28 Oca 2019

Dünya GDO’lu ürünler konusunda çok sayıda tartışmaya sahne olurken teknoloji, bambaşka bir gerçekliği de gündemimize soktu: Yapay gıdalar. Hayır yanlış okumuyorsunuz; bildiğiniz laboratuvar ortamında üretilen gıdalardan bahsediyorum. Haydi birlikte şu habere göz atalım: “Çin'de gen düzenleme teknolojisi kullanılarak döllenmesiz üreme sistemi oluşturuldu ve melez pirinç tohumları başarıyla klonlandı. Söz konusu teknoloji Çin Tarım Bilimleri Akademisi'ne bağlı Çin Pirinç Araştırma Enstitüsü'nden Wang Kejian ve ekibi tarafından geliştirildi. Nature Biotechnology adlı derginin internet sitesinde yayımlanan araştırma bulgularına göre melez pirinç tohumları hayatta kalma gücü, çeşitli koşullara uyum sağlama ve verimlilik gibi açılardan üremede kullanılan diğer iki tür pirince kıyasla daha üstün durumda…”

Bir başka laboratuvar gıdası haberi de İsrail’den… “İsrail’deki bir girişimci firma, herhangi bir hayvan kesmeden çeşitli hücre tiplerinden et dilimleri üretti. Aleph Farms firmasının kurucularından Didier Toubia, üretilen etin dokusunun iyi olduğunu ama tadı ve kalınlığı üzerinde çalışılması gerektiğini söyledi. Fransız kökenli girişimcinin açıklamasına göre etin üretim maliyeti sadece 50 Dolar. Oysa yine laboratuvarda üretilen ve 2013 yılında araştırmacı Mark Post tarafından büyük bir övgüyle sunulan ilk hamburger köftesinin üretim maliyeti 250.000 Euro idi. Toubia’nın açıklamasına göre laboratuvardaki biftek parçası, özel bir malzemeden elde edilen bir iskelet üzerine yetiştirilen çeşitli hücre tipleriyle üretilmiş. Hücre kültürünün ana malzemesi ise inek cenininin kanından elde edilen, ama üzerinde çalışılması gereken sığır serumu. Bifteğin piyasaya sürülebilmesi için bazı zorlukların aşılması gerekiyor ki bu da araştırmacılara göre üç ila dört yıl sürebilir. Her şeyden önce tadının geliştirilmesi gerekiyor. Fakat araştırmacı etin kızartılması sırasında gerçek etteki kokunun aynısının çıktığını da söylüyor. Üretim sürecinin laboratuvar yerine fabrikada gerçekleştirilmeye başlanmasından sonra üretim maliyetinin de düşmesi bekleniyor. Aşılması gereken sorunlardan birisi de etin kalınlığı çünkü prototipin kalınlığı sadece beş mm. Araştırmacılar bifteği kalınlaştırabilmek için Technion kuruluşundaki doku mühendisliği uzmanlarından Shulamit Levenberg ile çalışıyor. İsrail’de üretilen biftek prototipi henüz satılmıyor ama bir Amerikan firması yakında yapay tavuk nuggetlarının restoranlarda olacağını açıkladı. Elbette yapay tavuk eti üretmek, yapay biftek üretmekten çok daha kolay ve ucuz…”

Ne diyelim… Önümüzdeki yıllarda teknolojinin bizlere terliklerimizi de lezzetiyle kokusuyla tıpa tıp “portakallı pekin ördeği” olarak sunmamasını diliyorum!… Yapay gıdalar familyasının çekirdeği GDO meselesine de küçük bir zoom yapalım ve bu konuda Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu’nun bir röportajında söylediği sözlere kulak kabartalım: “GDO’lu tohum ve GDO’lu gıda tam anlamıyla Pandora’nın Kutusu’dur. Açıldığında neler olacağını gerçekten bilmiyoruz. Yani sadece insanlık için bir risk taşımıyor, aynı şekilde ekosistem için de riskli bir konu. Örneğin mısır 3 km’den döllenebilmektedir ve GDO’lu mısır da şu an dünyada oldukça yaygındır. Bu GDO’lu türlerin, doğadaki diğer türlerle döllenme riski var. Bu döllenmenin ekosistem için nelere yol açabileceği meçhul. Okyanuslardaki bir yosun türünün Akdeniz’e gelmesi bile oradaki ekosistemi tehdit ederken, GDO’lu türlerin döllenmesinin doğa için nelere yol açabileceğini az buçuk tahmin edebilmek mümkün aslında. Ekosistemin bir dengesi var ve genetiği ile oynayıp başkalaştırdığınız bir bitkinin ekosistemi olumsuz olarak etkileyebilmesi oldukça yüksek bir ihtimal. Bunu tam olarak bilmeden, dünyayı ve ekosistemi bir deney alanı olarak kullanıp bunu denemeye kalkışmak oldukça tehlikeli. Aynı şey insan sağlığı açısından da geçerli. GDO’lu gıdaların insan sağlığı açısından nelere yol açabileceğini test etmeden, bu konuda tam bir bilgi sahibi olmadan GDO’lu gıdaların piyasaya sürülmesi oldukça tehlikeli. Bu, insanlığın tamamının kobay olarak kullanılması anlamına geliyor. Üstelik insan sağlığı açısından tehlikeli olabileceğine dair çeşitli araştırmalar da mevcut. İşte bizim GDO’lu tohumlara karşı çıkma nedenlerimiz bunlar.”Aynı röportajda “bir ürünün hangi tohumdan yetiştirildiğini bakarak anlamak mümkün mü?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor Şehirlioğlu:“Ne yazık ki bunu ürüne bakarak anlayabilmek mümkün değil. Bunu uzmanların laboratuvar ortamında incelemeleri gerekiyor.”

Herkesin mutfağına tam teşekküllü bir laboratuvar kurup pazardan aldığı gıdaları analiz etmesi, tahmin edersiniz ki oldukça masraflı iş. Bu yüzden, şayet Ege’ye yerleşip organik domates yetiştirmek isteyen var ise tam zamanıdır; benden hatırlatması... Zira teknolojinin bu hızla gelişmesi, geleceğin en parlak mesleğinin organik tarım olacağına işaret ediyor…

Gökçen Parlar Ünal
gokcenparlar@dogayayin.com

 



Sektörle ilgili haber gönderin yayınlayalım.
Siz de 'nun bir parçası olun.
Haber gönder
Sektördeki gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız e-bültenimize abone olun.

sosyal medyada takip edin: