Header Reklam

“Çare Başkanlık mı?”

09 Mart 2017 Dergi: Mart-2017

Uluslararası hukuk uzmanı Av. Ece Güner Toprak; Fransa’da, Türkiye’de ve ABD’de eğitim görmüş, Paris, Sorbonne Hukuk Fakültesi (Paris II-Assas), ‘Mention Tres Bien’ (en üst Takdirname Derecesi) ile 2 bin kişilik sınıfta, ilk 3’te mezun olmuş (1988-1992). MergerMarket ve Reuters sıralamalarına göre Ece Güner Toprak, son on yılda Türkiye’de en çok “doğrudan yatırım” projesinde hukuki danışmanlık yapmış beş avukattan biri. Geçenlerde yayımlanan yeni kitabı “Çare Başkanlık mı?” kitabının arka kapağında; “Önümüze bir anayasa değişikliği teklifi sunuluyor. 16 Nisan’da bu teklif ile ilgili hepimiz oy kullanacağız. 16 Nisan’da bir siyasi partiye oy vermeyeceğiz. 16 Nisan’da bir lider seçmeyeceğiz. 16 Nisan’da sadece ve sadece şu hususa hep birlikte karar vereceğiz: 21. yüzyılda Türkiye, bu anayasa ile mi yönetilsin? Çocuklarımız gelecekte bu anayasa ile yönetilen bir ülkede mi yaşasın? Bu anayasa, sorunlarımıza çare mi?” diyor.

Av. Toprak, başkanlık sisteminin ilk olarak ABD’de federasyonlar için tasarlandığını söylüyor ve dünyada en gelişmiş on ülkeden dokuzunun parlamenter sistemle, en geri kalmış on ülkeden altısının başkanlık, dördünün ise yarı başkanlık sistemi ile yönetildiğine dikkat çekiyor. Ece Güner Toprak’ın verdiği bilgilere göre; “başkanlık sisteminin bulunduğu ülkelerin ağırlıklı çoğunluğu ise federatif yapıya sahip. 16 Nisan’da oylanacak sistem modeli dünya üzerinde hiçbir ülkede mevcut değil. En çarpıcı değişikliklerin başında hiçbir demokratik ülkede söz konusu olmayan, cumhurbaşkanının meclisi fesih yetkisi bulunuyor. Yeniden seçime gidilmesi sürecinde, aynı zamanda parti başkanı olduğu için milletvekilleri listesini de cumhurbaşkanı belirlemiş oluyor. Yani milletvekillerinin, kendilerini seçen millet iradesi doğrultusunda yaklaşımları önceliğinin yerine uzlaşmacı olmaları geçiyor. Demokratik ülkelerde temel şart; kuvvetler ayrılığı ile denge ve denetim. Yani yasama, yürütme ve yargının ayrılığı, bağımsızlığı demokrasinin olmazsa olmazı. Tasarıda HSK’nın başkanını ve tüm üyelerin yarısını cumhurbaşkanı atayacak. Yani yargının bağımsızlığından bahsetmek güçleşecek. Her alanda yasal düzenlemelerde cumhurbaşkanının kanun hükmünde kararnameleri söz konusu olabilecek, bu ise kanun alanını daraltacak. Yürütme tarafında da aynı şey söz konusu. Cumhurbaşkanı tüm üst düzey kamu yöneticilerini atayabilecek. BDDK, SPK, EPDK gibi kamusal alan atamalarını gerçekleştirebilecek. Eğitimi şekillendirecek YÖK başkanı, rektörleri atayabilecek. Milli güvenlik politikalarını belirleyecek. OHAL ilan edebilecek. Bütçeyi hazırlayabilecek. Yani milletin parasının nereye harcanacağına tek başına karar verebilecek. Yapacağı atamalar için atama kriterlerini de tek başına belirleyebilecek. (ABD’de atamalardaki liyakat kriterlerinin belirlenmesi için yılda 2 milyar $ harcanıyor.) Yargı denetimi daraltılıyor. Danıştay ön incelemesi kalkıyor. Bir tek denetim kalıyor; cumhurbaşkanı, sadece cezai bir suç durumunda ve 400 milletvekilinin uzlaşması ile Yüce Divan’a sevk edilebiliyor. (ABD’de senato başkanı, başkanın kusurlu bir hareketi ile görevden alabiliyor. Şu an Türkiye’de 55 milletvekili ile mecliste soruşturma açılabiliyor.)

Devlet tarafsız olmalı. Devlet siyasallaşırsa kutuplaşma artar, liyakat gözetilmeyeceği için kalite düşer. Bu ise bir ülkeyi ileri götürmez. OECD’nin gelişmiş 35 ülkesinden 31’inde parlamenter sistem bulunuyor. Parlamenter sistemler yatırım çekiyor. Her şeyin başında güvenilir bir hukuk sistemi bulunuyor. Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçen sekiz ülkeden yedisi Afrika ülkeleri (Burundi, Gana, Malavi, Nijerya, Sierra Leone, Sudan ve Zimbabwe), diğeri ise Afganistan.

Türkiye’nin öncelikli sorunları; terörle mücadele (ki bu alanda mücadele için yetkisel engel teşkil eden hiçbir şey bulunmuyor), ekonomi ve buna bağlı işsizlik. Tüm bunlarla mücadele için kutuplaşma yerine milli birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi gerekiyor.”

Ece Güner Toprak, bunları anlatırken, sistem seçiminin mevcut iktidarla bir ilgisi olmadığının, zira seçimle gelebilecek herhangi görüşe sahip, herhangi biri için de geçerli olabileceğinin altını çiziyor. Kişiler değil, sistemler konuşulmalı, karşılaştırılmalı diyor.

Ne diyelim, ülkemizin huzur ve refahını artıracak, insan haklarını geliştirecek ve güvence altında tutabilecek, eğitimde, sağlıkta, teknolojide, sanayide, kültür ve sanatta ileri götürecek her ne varsa, başımıza gelsin.

 

Oya Bakır

oyabakir@dogayayin.com