Header Reklam

Nefret söylemi peşinden nefret suçunu getirir, zenofobi de bir toplumun çöküşünü…

07 Eylül 2016 Dergi: Eylül-2016

Nefret söylemi, farklı kaynaklarda farklı şekillerde tanımlansa da literatürde en sık referans alınan tanım, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Tavsiye Kararında belirlenen tanımdır: “Nefret söylemi, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, Yahudi düşmanlığını veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan ulusalcılık ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlık şeklinde ifadesini bulan, dinsel hoşgörüsüzlük dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı başka nefret biçimlerini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran her türlü ifade biçimini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır”. Nefret söylemi, pek çok ülkenin yasal düzenlemelerinde genellikle suç kapsamına alınmamıştır. Nefret söyleminin suç olarak düzenlenmiş olduğu ülkeler arasında; İngiltere, Fransa, Kanada, Almanya, Danimarka, Yeni Zelanda gibi ülkeler bulunmaktadır. Türkiye’de de 2014 yılında yasalaşmıştır. Nefret söylemleri, pek çok kişiye göre nefret suçlarının işlenmesine sebep olur. Nefret suçları terimi ise, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi ABD kaynaklı bir terimdir. Çok tartışmalıdır, genellikle suç kapsamına giren bir eylemin nefret saikiyle işlenmesini kast etmektedir. Bu yılın başında polisimizin nefret suçlarına karşı eğitileceği konulu haberde, Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak şunları söylemiş: “Bir suçun bir kişiye duyulan nefret sebebiyle işlenmesi çok eski olsa bile ‘nefret suçu’ tüm dünyada olduğu gibi, ülkemiz için de yeni bir kavramdır. En basit tanımıyla, bir kişiye veya gruba karşı sırf ırk, din, cinsiyet ve cinsel yönelim, yaş, fiziksel ya da zihinsel engel, hatta desteklediği spor takımı gibi özellikler nedeniyle işlenen suçların bütününe denir. Nefret suçları evrensel insan hakları belgelerinde yasaklanan ayrımcılık ve nefret söylemiyle yakından ilişkilidir. Özellikle kültürel anlamda çeşitlilik arz eden toplumlar için adeta farklılıkların oluşturulduğu kültürel insan hakları mozaiğine vurulan bir darbedir.”

Nefret söylemleri ve nihayetinde suçları, bazen ideolojik temelli olmakla birlikte, bazen önyargılardan, eğitimsizlikten, bazen çıkar veya kültürel çatışmalardan, kimlik bunalımlarından kaynaklanabilir. Ama şu var ki bugün için kapsamı oldukça genişlemiştir. Öyle ki herhangi bir anlamda farklı görülene, farklı düşüncede olana yönelebiliyor. Yabancı düşmanlığı olarak bilinen zenofobi, aynı zamanda farklı olanı tehdit algılayan bir düşünceden kaynaklanabilmekte, “biz” grubuna dahil görmediği “ötekilere” yönelik.

Kişinin yabancılardan ya da bir şekilde kendisinden farklı olan insanlardan korkmasına ve nefret etmesine verilen addır. Değişik olanın tehlikeli olduğu düşüncesiyle oluşan bir korkudur.

Romancı, yazar, akademisyen ve avukat Öykü Didem Aydın, www.edebiyatvehukuk.org web sitesindeki yazısında şöyle diyor: “Her tür zenofobinin ortak paydası; toplumun çoğunluğuna ya da çoğunluk olmasa da ‘egemen ortalama’sına mensup kimse ya da kimselerin, toplumun azınlığına ya da azınlık olmasa da zayıf ve hassas konumda bırakılmışlara karşı beslediği ‘antipati’, ‘önyargı’, ‘nefret’, ‘aşağılama’ vb. düşmanlık duygularına, ezdikçe ezme hislerine dayanması; çoğunluğun, çoğu yerle kalmayıp her yeri ‘kaplama’ yolundaki totaliter sapma eğilimlerinden güç alması. Bu hisler, bazen ‘hastalıklı bir ruh haliyle’ bazen de ‘hiç de hastalıklı olmayan ve pek reel-politik hesaplara dayalı’ olarak eyleme itiyor suçluyu… Bireysel şiddet, yapısal ayrımcılıktan da destek alabiliyor. Toplumun siyasal ve kültürel ‘orta’sında, bir ‘rahatlama’ yaratma misyonu edinerek ve zaman zaman da o ‘orta’ya hizmet ettiğine inandırılarak, oraya bile sıçrama potansiyeli gösteriyor.”

Psikolog Remziye Yeşilyaprak ise “Ben Olmayan’a Yönelik Korku: Zenofobi” başlıklı makalesini şöyle noktalıyor: “Zenofobi en temelde zihinsel düzlemde bitirilmesi gereken bir problemdir. İnsan en başından beri ‘diğeri’yle birlikte var olmuştur. Diğer bir deyişle, var olmak için her zaman ‘diğeri’ne ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan ‘diğeri’ korkulan, nefret edilen olarak değil; tam aksine insanların birbirine güvenmesini ve esenlik içinde yaşamasını kolaylaştıran bir zenginlik olarak görülmelidir. ‘Benim’ ‘ben’ olmam için ‘ben olmayan’ bir ‘diğeri’ne her daim ihtiyacım yok mudur?”

Nefret, insanı “insanlıktan” uzaklaştıran, hastalıklı bir duygu hali. Her hastalıkta olduğu gibi “erken teşhis” hayat kurtarabilir. Geç kalmamak lazım.

Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com