Header Reklam

Tatil bitti. Yola devam...

05 Ağustos 2004 Dergi: Ağustos-2004

Ekonomi temelli haberleri alt alta sıraladığımızda, karmaşık bir sonuç çıkarmak mümkün. Tabii sadece bazılarını alt alta sıralayıp olumlu bir görünümden veya başka bir seçki ile olumsuz bir görünümden bahsetmek de mümkün. Örneğin; Gayri Safi Milli Hasıla içinde payı giderek gerileyen Türk İnşaat Sektörü, 2004’te bir atılım içine girdi. Bu atılımın 2005’te daha parlak seviyelere geleceği söyleniyor. 

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türk müteahhitlik firmalarının bu yılın 6 ayında, yurtdışında 2 milyar 850 milyon dolarlık proje üstlendiklerini ve bu performansla, yılbaşında belirlenen 5 milyar dolarlık hedefe çok rahat ulaşılabileceğini ifade etti. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, 2003 yılında Türk müteahhit firmalarınca yurtdışında üstlenilen yeni işlerin miktarının, 2002 yılına göre % 150 oranında artarak 3.4 milyar dolara ulaştığına dikkat çekerek, Türk müteahhitlerin 2004 yılının 6 ayında, başta Romanya, Rusya Federasyonu, Irak, Suudi Arabistan ve Cezayir olmak üzere 25 ülkede 125 proje üstlendiğini belirtti. Tüzmen ayrıca, yüksek seviyede seyreden petrol fiyatlarının, petrol üreticisi ülkelerin yatırım projelerinde önemli seviyede artışa yol açtığını, bunun da Türk firmalarına bu ülkelerde yeni iş imkánları yarattığına da dikkat çekti. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, sadece İTO’da inşaat ve doğrudan ilgili 70 bin civarında firmanın kayıtlı olduğunu, bunun tüm İTO üyelerinin beşte birine karşılık geldiğini söylüyor. İnşaat sektörünün GSMH içinde doğrudan %5, dolaylı olarak %30 payı bulunduğuna dikkat çeken Yıldırım, inşaat sektörünün 148 sektörü de doğrudan etkilediğinin göz önüne alınması ile, inşaat sektöründeki sıkıntıların vakit kaybetmeksizin halledilmesi gerektiğini ifade ediyor.

İnşaat sektöründe sevindirici gelişmelerin ve pozitif beklentilerin bulunduğunu görmek, tek başına güven veremiyor. Zira ithalatın ihracatı karşılama oranının %62’ye gerileyerek, bu yılın Nisan ayında 7.9 milyar $ olarak gerçekleşen ithalata karşılık, 4.9 milyar $’lık bir ihracatımız olduğunu unutmamak gerekiyor. Nisan ayı verilerine göre 3 milyar $’lık dış ticaret açığına, Mayıs ayı sonu verilerine göre 209.8 katrilyon TL’ye yükselen iç borç stoğunu da eklersek, ‘neye varacak bu işin sonu’ kaygılarının hiç de uzaklaştırılamamış olduğunu görürüz. Döviz tevdiat hesaplarının ve döviz rezervlerinin azalması, özellikle yıl sonuna doğru dövizle ilgili kaygı verici senaryoların kulaktan kulağa yayılmasına yol açıyor.

Bu gibi ekonomik görünümler, hep işimizi doğru dürüst yapmadığımız, yeterince gayretli olmadığımız, kolaycılığa kaçtığımız eleştirilerinin sohbetlerin demirbaşı haline gelmesine ve hatta ‘biz adam olmayız’ nihai çıkarımına yol açmıştır. Ama 2004 ekonomik verilerinin en ‘kurtarıcı’ olanları, sanayiden geldi. Sanayi üretimi ve imalat sanayisi üretimi verileri, yıl bazında %17.6’ya varan bir artış gösterdi. Sanayide kapasite kullanımı ise kendi rekorunu kırarak %84.3’e çıktı. Özellikle Nisan-Mayıs aylarında ihracat artışımız yüzleri güldürdü. Artık Ar-Ge’nin, rasyonel pazarlama yöntemlerinin öneminin kavranmaya başlandığını düşünmemiz için öyle iyi örneklerimiz var ki.. Yani birileri elinden geleni yapıyor. Ama görülüyor ki yetmiyor. Diğerlerinin de katılması gerekiyor. Tabii en başta devletin... Yurtdışından ülkemize giriş yapan ürünlere TSE zorunluluğu getirmek gibi uygulamaların konması, şüphesiz olumlu değerlendiriliyor. Ama tek başına yeterli değil. Tüm hukuk sistemimizin, sadece ithalatla ilgili değil, tüm ticaret trafiğinde haksız rekabete izin vermeyecek şekilde gözden geçirilmesi ve yasaların/yasal düzenlemelerin anlamını hayata geçirecek denetim mekanizmasının da temini gerekiyor. Siyasetin, ekonomik sisteme güven sarsıcı uygulamalarına izin vermemek gerekiyor. Zira iç veya dış yatırımcıların en yakından takip ettiği kaynak, siyasetin söylemi, siyasetin gündemidir. Pamukova’daki tren kazası, sadece yitirdiğimiz onlarca canın telafi edilemez acı kaybını, üzüntüsünü getirmedi, negatif seçkicilik de diyebileceğimiz kadrolaşmanın, bilgiye sırt çevirecek ve ‘güven’i zedeleyecek hatalar zincirinin, siyaset gereği! tercih edildiğini de gösterdi. Böyle olmamalı. ‘Elimizden geleni yapmak’tan kastedilen tüm çabaya, zihniyete, siyasete ‘yurtseverliği’ eklemeden olmaz. Toplum olarak kaybedilen bir savaşın tek başına galibi olmaz. Olsa bile ‘bizden biri’ olmaz.

Ekonomik ve belki de can sıkıcı yazılara geri dönüş yaptıysak, yaz tatilinin bitmesi, mücadeleninse devam etmesi gerektiğindendir.

Tüm sektörümüze, ülkemize refah ve erinç dileklerimizle...

Saygılarımızla,

Dr. Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com