Header Reklam

'Taş Devri, elde taş kalmadı diye bitmedi'

05 Ağustos 2009 Dergi: Ağustos-2009

Ülkemizde bir önce basılan kitabı "Dünya Düzdür" olan Thomas Friedman'ın yeni çıkan kitabı "Sıcak, Düz ve Kalabalık"ta yazar, enerji kullanımının yeni ve yenilenebilir kaynaklara geçişi için fosil kaynakların tükenmesini beklememek gerektiğini, bu sözle özetliyor. Küreselleşmenin, teknolojik süratin, "www" devriminin dünya üzerindeki her yeri birbirine hiç olmadığı kadar yakınlaştırdığını, dünyayı düzleştirdiğini söyleyen Thomas Friedman, bu kez dünyanın sadece düzleşmekle kalmayıp ısınıp kalabalıklaştığının da altını çiziyor. Küresel ısınma, bütün dünyada orta sınıfın hızlı yükselişi ve hızlı nüfus artışı; yerküremizin geleceğini tehdit eden en büyük tehdit olarak görülüyor. Guiseppe Tomasi di Lampedusa'nın, aynı adlı romanından sinemaya aktarılan "The Leopard" filminde geçen; "Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, her şey değişmeli" sözü, bunun için yapılması gerekenlerin en kısa özeti gibi.

Her şeyin başında artık "kara altın" değil, "kara bela" haline gelen petrolün ekonomi-politiği var. Friedman, "petropolitik" olarak formüle ettiği kavramın birinci yasası için; "petrol zengini devletlerde, petrol fiyatıyla özgürlüğe yönelim hızı, ters yönlerde hareket eder" tanımını, ikinci yasası için "günümüzde aynı zamanda enerji tasarrufu yapan bir çevreci olmadan, ne dış politikada etkili bir realist, ne de demokrasiyi yükseltmeye çalışan etkili bir idealist olabilirsiniz" tanımını getiriyor... Bir de örnek veriyor Friedman; "petrol 20 dolar iken Putin oyların % 20'sini, petrol 100 dolar iken de yüzde yüzünü aldı".

İklim değişikliği konusunda dünyanın bir yerlerinde irili ufaklı çabalar, bir yerlerinde irili ufaklı inkarlar, reddedişler, görmezden gelişler var. İklim değişikliği ile ilgili tehditleri küçümseyenler, inkar edenler için de kitapta şu benzetme yer alıyor: "İklim değişimi inkarcıları, gittiği doktordan 'sigarayı hemen bırakmazsan akciğer kanserinden ölme olasılığınız %90' diyen doktora 'demek ki yüzde yüz emin değilsiniz, o halde sigaraya devam edebilirim' diyen hastalara benziyor".

Yazar, tabii ki küresel kirliliğin, doğal kaynakların sorumsuzca tüketilmesinin başrolünde ABD'nin varlığını inkar etmiyor, ancak bunu tersine çevirebilecek en büyük olanaklara sahip olanın yine ABD olduğunu ve yapılması gerekenler için elini çabuk tutması halinde "yeşil devrim"in önderliğini ele geçirmesi, bu yolla da ABD'nin 'herkesin özgürlük sınırlarını genişletme misyonuna' daha fazla taraftar bulunabileceğini söylüyor. Bunu yaparken ABD'nin teknoloji ve inovasyon konusundaki 'açık-ara' önderliğini; Hindistan'ın düşük maliyetli hizmet ekonomisi ve Çin'in düşük maliyetli üretim platformu ile bir araya getirebileceğini, teknolojiyi "Çindistan" fiyatına çekebileceğini düşünüyor.

Tabii kitapta enerji ve ekonomisi ile ilgili pek çok sayısal örnek de yer alıyor. İşte onlardan biri; ABD'de klimaların enerji verimliliği standardı, Clinton döneminde Seer 10'dan 13'e çıkarılıyor. Bununla % 30 enerji verimliliği hedefleniyor. Ancak Bush iktidarı Seer 13'ü 12'ye çekerek, % 20 enerji verimliliği hedefini yeterli görüyor. Açılan davalar sonucunda 2007 yılında, standart yine Seer 13'e çıkarılıyor. Bu konunun tartışma gündemi tüm sıcaklığını korurken Seer 12 taraftarları soruyor; enerji verimliliğinin % 20 ile % 30 olması arasındaki fark, ABD için nedir diye.. Şu cevabı alıyorlar: "sadece 12 adet 400 megavatlık elektrik santralı..."

Bu alanda yapılması gereken öyle çok şey var ki.. Tabii ki sadece ABD değil, kendi fazlalığından kendi sonunu getiren "gelişme"den yeterince nasibini almış pek çok ülke, benzer gündemi paylaşmalı. Bir Afrika atasözünde söylendiği gibi; "Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git. Ama ileriye gitmek istiyorsan herkesle birlikte git"...

Yapılan değerlendirmeler her ne kadar kötümserliği besler yönde olsa da unutulmamalı ki; "yeterli vaktimiz var, ama şu andan başlamak koşuluyla"...

Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com


Etiketler