Sedat Hoca ve ölümün düşündürdükleri...

05 Nisan 2012 Dergi: Nisan-2012

Siyah kuğu'dan bahsetmiştik... Beklenmeyen, öngörülemeyen ve geldiğinde önemli değişiklik yaratan şeylerden... Her ölüm, bir siyah kuğu'dur. Hazırlıksız yüzleşiriz ve yaşamımızda bir kara delik oluşturur. Kara deliklerle yaşamayı öğreniriz zaman içinde, kara delikleri dolduramadan...

20 Mart Salı günü Üsküdar Çinili Cami'de Dr. Mühendis Sedat Özkol'un, Sedat Hoca'mızın cenaze töreninde, Woody Allen'ın bir sözü geliyor aklıma, saklamaya çalışıyorum ama gülümsüyorum: "Cenaze törenimde orada olmaya çalışacağım"... Sedat Hoca'nın şu an burada bulunan belediye başkanlarından, mühendis odaları başkanlarından öğrencilerine, farklı ortamların, farklı dünyaların bireylerine uzanan bu mozaiğe bakıp usturadan keskin mizah anlayışıyla neler söyleyebileceğini hayal ettim. Gülümsedim, saklamaya çalışarak...

Böyle anlarda ne çok çağrışım uçuşuyor zihnimizde, ne çok birbiri ile alakasız anekdot...

Ofise dönüp eski fotoğraflara bakıyorum. Fotoğraflar "Doğrucu Davut", fotoğrafların yalana meyli yok. Hürriyet Gazetesi yazarlarından Yaşar Sökmensüer'in dediği gibi; "Yitirilen anıları, yamamaya çalışıyoruz yenileriyle. Ama o 'eski kumaşlar'ın solan rengini, tutturamıyoruz bir türlü. Rengini kaybeden anılardan 'patchwork'ler, sıra dışı tablolar yaratıyoruz. Oysa sadece fotoğraflar yalan söylemiyor.
Bir de takvimler..."

 

Dedim ya çağrışımlar hüznün yoldaşı... Yağmur Atsız'ın "Günlerimiz" şiirini mırıldanırken buluyorum kendimi:

 

Çözülen bir yün yumağı

akıp giden günlerimiz...

Mezar taşlarından suskun,

telaşsız, sessiz sitemsiz

 

Savrulan yapraklar gibi

akıp giden günlerimiz...

Cenaze törenlerinde

telaşsız, sessiz sitemsiz

 

Bir suçluyu aklar gibi

akıp giden günlerimiz,

sanki bir sır saklar gibi

telaşsız, sessiz sitemsiz

 

Doğmayan şafaklar gibi

akıp giden günlerimiz,

haksız ittifaklar gibi

akıp giden günlerimiz

 

Bir kitaba başlar gibi,

koşarken yavaşlar gibi

düşen arkadaşlar gibi

akıp giden günlerimiz

 

Montaigne'in bir sözü sanki teselli verir gibi dikiliyor beynimin orta yerine: "Ölüm, ölümü beklemekten daha az acı verir"...

 

Not: Acıya yazgılı bir haftaydı. Aynı hafta DSYG Reklam Müdürlerinden Meltem Aksoy'un babasının naaşının ABD'den gelmesini bekledik. Aynı haftanın Cuma'sında aynı sözleri tekrarladık: "Her ölüm erkendir..." ve tabii ki Ernest Hemingway: "Herhangi bir insanın ölümü de benden bir şeyler eksiltir, zira ben insanlığın içindeyim. Onun için sen de sakın çanlar kimin için çalıyor deme, çanlar senin için çalıyor."

 

Aslında daha güzel, daha umutlu bir Nisan yazısı hayal etmiştik, kısmet...

 

 

Oya Bakır

oyabakir@dogayayin.com


Etiketler