Header Reklam

'Ortak İyi' arayışıdır evrensel politika...

05 Nisan 2014 Dergi: Nisan-2014
Siyaset; insanların genellikle bağdaştırdığı ucuz manipülasyon, yolsuzluk, iktidar mücadeleleri değildir. Siyaset; hayatımız ve hayatımız hakkında tamamen sorumluluk almak zorunda olunan kolektif kararlar hakkındaki temel stratejilerdir. Toplum barışı için siyasetin hedefi; “Ortak İyi”, toplumsal uzlaşıdır. Ancak fikir ayrıcalığı veya fikir fırtınası da daha bu adımda başlıyor. “Siyaset ve politika” anlamdaş değil… Hatta her birinin anlamı konusunda da fikir birliği yok diyebilirim. “Siyaset, belli bir toplumda çatışma halinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaştırma faaliyeti ise yönetim erkinin elde bulunması ile gerçekleşir” deniyor ama kelime kökenine baktığımızda siyasetin, Arapça kökenli seyis kelimesiyle ortak kökten türemiş olduğunu görüyoruz. Seyis, malumunuz azgın, vahşi bir atı teskin etmek, yumuşatmak, terbiye etmek, idare etmek eyleminin sahibini ifade eder. Yani burada idare etmek için dizginlerin elde tutulması, gerektiğinde gevşetip gerektiğinde kasılması gerekliliği mevcut. Politika ise eski Grek kökenli bir sözcük olup “Devlet Yönetme Tekniği”dir ki kökeni olan “Polis”, şehir/devlet anlamına geliyor. Tabii devam eden takısı itibarıyla rivayet muhtelif olmakla birlikte kimine göre –tika; konuşmayı, kimine göre sanatı, kimine göre tekniği, kimine göre ise parazit gibi şeyleri ifade ediyor. Ama etimologların baskın görüşü; Polis (Yunanca ἡ πόλις), Eski Yunanistan'da şehir veya şehir-devletti. Politika ise devleti yönetmek ile ilgili bir şeydi, hatta Platon’un, ‘Politeia’ adlı bir kitabı da “Devlet” adıyla çevrilmiştir.
Siyaset, Osmanlı döneminde, asmak, ipe çekmek, ölüm cezasına çarptırmak anlamında kullanıldı. Padişah, bir kişi hakkında “siyâset edin” buyruğu verdiğinde, Topkapı Sarayı’ndaki siyaset meydanında -ki Cellat Çeşmesi’nin yanındaki meydanın adıdır- kişinin kellesi bu çeşme önünde uçurulur, işi biten cellat da, elini ve kılıcını bu çeşmenin suyuyla yıkarmış. Bugün siyaset ve politika kelimelerinin anlamları “eş” algılanabilir, hatta sözlükler de böyle tanımlayabilir ama kökleri itibarıyla politika, iradeyi toplum geneline yaymayı ve “konsensus”u, siyaset ise iktidarı elinde bulunduranın güçlendirilmesini, mono-erki odağına alıyor gibi görünüyor.
Aslında amacım her ikisi arasındaki anlam farkına odaklanmak değil, bunu, etimoloji, siyaset, sosyoloji ve diğer sosyal bilimler insanı tartışsın…
Siyaset veya politika, insanlık için, (birileri ve ötekiler için değil) herkes için “ortak iyi”yi arayan konulara odaklanır (teorik olarak). Ekoloji gibi, gıda güvenliği, nüfus artışı, bebek ölümleri, ırk ayrımcılığı ve zulmü gibi… Kimileri “ortak iyi”nin arayışını bir ahlaki sorun olarak görüyor (çok kabullü etik), kimileri “ortak iyi”nin sorgulanmasını bilinen, yaygın doğruların alt üst edilmesi ve yeni doğrulara erişmek için ahlaksal kaygıların ötesine geçilmesi mücadelesi olarak görüyor. Bu ikinci görüşün bir temsilcisi sayılabilecek Slavoj Źiźek, eleştirinin pek çoklarınca lanetlenmesinden çekinilmesi ile “aman, neme lazım, pozitif mesaj verelim, kötü olmayalım” kaygısını eleştiriyor: “Birleşmiş Milletler veya Unesco tarafından getirilen kültürel yaklaşıma inanmıyorum. Onların kültür, tarih ve insanlık adına yayınladıkları çok sıkıcı kitapların sebebi birini incitmekten son derece korkmalarıdır. ‘Burada ne güzel bir uygarlık var, ne güzel bir uygarlık bu’…”
Slovenya’da şöyle bir atasözü gibi kullanılan hikâye varmış: Bir peri çiftçiye iki seçenekli bir dilek hakkı sunmuş. Ya komşuya iki inek verilirken kendisine bir inek verilecek, ya da onun ineklerinden biri öldürülürken komşunun iki ineği öldürülecek… Źiźek diyor ki “her Sloven ikincisini tercih eder” (Ne tuhaf, bizde de farklı olacağını sanmıyorum). Kendi “artı”larımızdan çok başkalarının “eksi”leri mi daha fazla mutluluk veriyor? Tıpkı Gore Vidal’ın dediği gibi “Benim için kazanmak yetmez, öteki de kaybetmeli…” Türk veya Sloven değil, sanırım her nereli olursa olsun insanın DNA’sında bencillik, kıskançlık, hırs varsa ve bu mutlak biçimde hiçbir ahlak öğretisiyle yok edilemiyorsa “ortak iyi”yi nasıl bulabiliriz? Kimine göre insanlık için “ortak iyi” yoktur, menfaat grupları vardır ve sadece her bir menfaat grubu için “ortak iyi” olabilir. Hatta bunun dışında herkes için “ortak iyi”nin olduğunu savunmayı, nazik deyimiyle saflık olarak değerlendirenler var. Öte yandan nezaketin cesareti beslediğini, ivmelendirdiğini düşünenler var. 
“Ben ne düşünüyorum” sorusunun cevabını kendime saklamak isterim ama neye inanmak istediğimi paylaşacağım; insanlık, kendini bitirmek için bencilliğinin dinamosundan aldığı güçle yıkıma doğru koşarken, bir şeyler olacak, güzel bir şeyler ve insanlık için doğru olan kazanacak…

Bu sayı biraz kalabalık, yılmayın, kolay gelsin…

Oya Bakır

Etiketler