Nefret söylemi, nefret suçunun teşvikçisidir

05 Ocak 2015 Dergi: Ocak-2015
Nefret, yani “bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu”, sözcüklere yerleştiğinde “nefret söylemi”, suç kapsamındaki eylemlere yol açtıklarında “nefret suçu” doğuruyor. Nefret söylemi, nefret suçunun besleyeni, provokatörüdür. Kendisine din, mezhep, ırk, etnik köken, tabiyet, cinsel yönelim gibi pek çok hedef bulan nefret söylemi, mağdurlarını çekinikleştiriyor, “ötekileştiriyor”. “Ötekiler”in katılımcılığı istenmiyor. Böylelikle toplum, siyasette, sanatta, kültürde fakirleşiyor, anti demokratik bir yapıya sürükleniyor. Toplumu zenginleştirecek farklı düşünceler, saygı kültürü ve hoşgörü ortamında var olabilir. Nefretin kökeninde ise hoşgörüsüzlük var. Nefret söyleminde bulunanlar iki şeye sığınıyorlar: “İfade özgürlüğü” ve psikolojide savunma mekanizmaları arasında sayılan “yansıtma”ya, yani “en başta o benden nefret ediyor” haklı (!) gerekçesine… Konuşmak, dahası yazmak, üstüne üstlük sosyal medyada “paylaşmak”, bunları yaparken sözcükleri elde edilmek istenen etkiye göre özenle seçmek, sonuçlarının sorumluluğunu taşıma bilinci gerektirir. Kullandığımız dil, söylemlerimiz kimliğimizdir. Bu kimliğin paydaşları, grupları oluşturur. Nefret, bazı grupların çimentosu gibi birleştirici bir rol oynuyor. Pek çok ülkede nefret söylemleri, nefret suçları izleniyor, raporlanıyor, engelleyici yasal düzenlemeler getiriliyor. AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), nefret suçları ile ilgili üye ülkelerinin istatistiklerini topluyor, türlerine göre mercek altına alıyor. Türkiye’de AGİT üyesi ve Türkiye ile ilgili data, Adalet Bakanlığımız tarafından sağlanıyor. Sağladığı veri içinde ise sadece TCK 125. madde kapsamında yer alan ibadethaneler ve mezarlıklara yapılan saldırılar yer alıyor. Sivil toplum örgütleri basında yapılmaya çalışılan “izleme” çalışmaları var ama bu çok daha kapsamlı biçimde ele alınması gereken bir konu…

Nefret söylemi içinde geçen kimi sözcükler, benzetmeler klişelere dönüşebiliyor. O klişeler de “öteki” görülmek, gösterilmek istenen grubun etiketine… Bizdeki protestoculara nasıl “çapulcular” dediysek, Sarkozy de Paris banliyölerindeki protestoculara “pislik” demişti (Biz bir “tık” daha mı iyiyiz ne?). Sorumluluk bilincinden asla yoksun olmaması gereken kesimlerde de nefret söylemi salgın hastalık gibi… Alın size güncel bir örnek: Medya devi Rupert Murdoch; "Bütün Müslümanlar Charlie Hebdo saldırısından sorumlu tutulmalıdır" demiş. Buna yanıt belgeselci Roshan M. Salih'ten gelmiş: “Tamam, haklısın! Ben de senin çöp torbası medya kurumlarını batılı güçlerin azdırdığı Irak’taki savaşın sorumlusu ilan ediyorum”. Medya, nefret söylemlerinin tarlası... Hele sosyal medya, bu tür söylemlerin, bu söylemlerin bir araya getirdiği insan topluluklarının en çok kullanılan sahnesi. Sosyal medyada bazı grup isimlerine örnekler: “Deşifre, İçimizdeki & Yanı Başımızdaki Ayyıldız Düşmanları. Kafalarına sıkalım”, “Kürt Alevisiyim diyenler Ermeni dönmesidir” (Tabii burada asla yazılamayacak grup isimlerini de görmüşsünüzdür)...

Bütün iktidarlar için sosyal medya, özellikle Twitter zaman zaman sıkıntı yaratıyor. Nefret söylemi üzerine çalışan Dr. Gavan Titley geçenlerde Hrant Dink Vakfı ve nefretsoylemi.org’un birlikte düzenlediği bir panele katılmak için İstanbul’a geldiğinde Birgün gazetesine verdiği röportajda şunları söyledi: “Eski başbakan, yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır’da Mübarek rejimi devrilirken övdüğü Twitter’ı kendi rejimi tehlikeye girince yasaklamıştı. Türkiye’de Erdoğan Twitter’ı yasaklamayı düşünürken yalnız değildi. Birleşik Krallık’ta Başbakan David Cameron İran’daki Twitter yasağını eleştirip, Arap Baharı’nda Twitter’ı överken 2011’deki Londra isyanları sırasında ‘Twitter’ı anında kapatabilme yetkimiz olmalı” demişti. Dr. Titley ayrıca toplumda iletişim araçlarının eşitsiz bir şekilde dağıldığına, azınlıkların bu araçlara erişim imkânının daha zor olduğuna ve nefret söyleminin bu hiyerarşik yapıyı, eşitsizliği güçlendirdiğine de dikkat çekiyor. Buna yakın bir konu “Yeni Medyada Nefret Söylemi” kitabında, yazarlardan İlden Dirini’nin “Okur Yorumlarıyla Yeniden Yeniden Üretilen Nefret Söylemi” yazısında da yer alıyor: “Egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde barındıran sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçlarını da emrinde bulundurur”. Dirini, sosyal medyada nefret söyleminin paylaşılmasının adeta teşvik edildiğine dikkat çekiyor. Haber sitelerinde olsun, diğer internet ortamlarında olsun, yayımlanan her bir haberin, hatta yorumun “yorumlanmasını” teşvik için “bu habere yorum yapılmamış, ilk yorumu yazan siz olun”, “ilk siz beğenin” gibi yönlendiricilere bolca yer verildiğinin altını çiziyor. Videolar, hatta bilgisayar oyunlarında da nefret söylemi yer alıyor. Mavi Marmara olayının ardından “Korsan Yahudiyi Gebert” adında bir oyun dört dönmüştü.

Hangi birine örnek verelim. Nefret söyleminde bulunmak, bulunanları “like”lamak, masumca bir görüş bildirimi değildir. Yazıyı yine Dr. Titley ile bitiriyorum: “Toplumdaki nefretle mücadele etmeden nefret söylemiyle mücadele edilebilir mi? Hayır.”
 
Oya Bakır