Kuş Uçmaz Kervan Geçmez Üniversitesi’nin “Ne İş Olsa Yaparım Abi” bölümünde öğrenci olmak…

05 Ağustos 2015 Dergi: Ağustos-2015

Ya da televizyonlarda dört dönen, sokak panolarını süsleyen, duygusal pazarlama yöntemleri ile hazırlanan “yalan dünya” reklamlarının tabela üniversitelerinden birinde öğrenci olmak… “Her mezraya bir üniversite” kampanyasına dönüşmesi endişesini yaratan “her vilayete üniversite” çılgınlığı sonrasında bugün vardığımız noktada 193 üniversiteye (külliye ve yüksek liseler dahil) sahibiz. Tamam, kabul ediyorum 2006 yılına kadar, 73 yılda 77 üniversite açılmasına karşın son dokuz yılda 116 üniversite açılmış olması, son on yılda öğrenci sayısı üç kat artarak 5.5 milyon öğrenciye ulaşması bir hayli “havalı”, “vay be!” dedirten bir tarafı var gibi de görünüyor. Ama üniversiteli işsiz oranının önlenemeyen yükselişini de göz ardı etmeyelim. Yılda 170 bin üniversite mezunu, üniversiteli işsizler kervanına katılıyor. İşsizler içinde üniversiteli oranı % 24’e vardı. Geçenlerde gördüğüm bir iş ilanında üniversite mezunu olma koşulu ile şoför aranıyordu. Üniversite mezunluğunun bu denli değersizleştirilmesi, ciddi bir tehlike olarak görülmeli. Üç kat artış gösteren öğrenci sayısına karşılık iki kat artış gösteren öğretim elemanı cephesine de bakmak lazım. Öyle ya 141 bin öğretim elemanımız olmuş. “Yetersiz ama hiç yoktan iyidir” diye düşünüyorsanız da yanılırsınız. Zira bu öğretim elemanları ne kadar öğretebilici, ne kadar öğretmeye değer bilgiye ve bilgiyi üretebilme vizyonuna sahip? Bilimsel yayın altyapımıza bakalım: Yayın sayımız artmış, ne güzel… Ama atıf yapılmaya değer görülen kaç dökümanımız olmuş? Atıf yapılan döküman oranımızı 1981’de % 85.76 iken 2012 yılında % 15.77’ye indirmişiz. Yani fazlasıyla bariz biçimde niceliği artırmaya çalışıp, niteliğe önem vermemişiz. Öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı ortalaması 1 bile değil (0.65-0.70 gibi bir şey). Bir profesör ve bir doçenti bulunmayan bölümler bile açılmış. Üniversitenin web sitesine giriyorsunuz (Evet, web sitesi var) Akademik Kadroya bakıyorsunuz üç kişi. Bir diğerine bakıyorsunuz bir adet profesör, birkaç adet okutman, onlar da Açık Öğretim mezunu… Bir de şöyleleri var; öğretim elemanı sayısı 21, öğrenci sayısı 68. Yani adeta öğrenciler özel ders alıyor (şanslı keratalar, üniversite diploması veren yüksek dershane bulmuşlar).

Birileri diyor ki, “üniversite, o bölgenin kalkınmasına yönelik katkıda bulunur”. Biz Google’a bir şey soruyoruz, Google da bize her fırsatta soruyor ya “şunu mu demek istediniz” diye, benimkisi o hesap, şunu mu demek istediniz diye sormak istiyorum: O bölgeye gelen çocuğun alışveriş ettiği bakkal ihya olur, ev kiralayan ev sahibinin yaşam standardı artar, yeni kafe ve barlar açılır fena mı? Eğer öyleyse hayalleri ile oynanmış çocuğu ticaret malzemesi olarak görmek değil de nedir bu? Kast edilen şey; o bölgenin ihtiyaçlarına uygun bölümlerden yetişenlerin, o bölgeyi kalkındırması ise lütfen cevap verin: Şırnak Üniversitesi’ndeki “Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksek Okulu’nu haydi bir derece anlamaya çalışsam bile “Turizm ve Otel İşletmeciliği Meslek Yüksek Okulu’nu nasıl açıklarsınız? Şırnak için hedef; bir turizm cenneti haline gelmek midir? Hakkari Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi de bir tek bana mı manidar görünüyor? Veteriner Fakültesi sayımız, tüm Avrupa’dakinin yarısı kadarmış. (Ülkemizde genel anlamda hayvancılık öldüğüne göre herhalde öküzümüz çok…)

Üniversiteleri siyasi otoritenin egemenliğine bırakarak, politik saiklerle ülkenin yükseköğretimine rota çizmelerine olanak tanıyan YÖK bile raporunda; "Gelecek yıllarda yükseköğretimdeki sayısal büyümeden, nitelikli büyümeye geçiş olması ve akademik insan kaynağının yetiştirilmesi gerektiğini" vurguluyor. YÖK, “Her yıl 18.500 öğretim elemanı sisteme dahil edilmeli” diyor. Doktora mezunu sayımız Cezayir, Irak, Fas ve Suudi Arabistan’ın gerisindeyken nasıl olacak bu? Havayolları alabildiği kadar uçak aldı, kullanacak pilot bulunamadı. Ama adamlarda sermaye var, yurtdışından pilot ithal ettiler. Kuş Uçmaz Kervan Geçmez Üniversite’sinin ithalata bütçesi mi var?

Üniversite-sanayi işbirliği diye çınlıyor ortalık. Üniversite sanayinin gerisinde kalırsa, sanayici, Yüksek Lise’yi üniversiteye dönüştürmek için mi işbirliği kuracak da efor sarf edecek? Üstelik de sanayi ihtiyaç duyduğu nitelikte mühendis, daha da şiddetle ihtiyaç duyduğu teknik elemanları bulamadığı için yakınıp dururken…

 

Aslında bu kadar çok lafa da gerek yok, ne demiş İlber Ortaylı Hocamız: “Her şehre bir üniversite kurmak ahlaksızlıktır!”

 

Oya Bakır

oyabakir@dogayayin.com