Header Reklam

'Kendim yaparım daha iyi'

05 Mart 2014 Dergi: Mart-2014
“Kendim yaparım daha iyi”

“Kurda sormuşlar neden ensen kalın diye; işimi kendim görürüm demiş”, “El, elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış”, “Çocuğa iş buyuran ardından kendi gidermiş”… Bu kategoride ne kadar vecizemiz var. “Aman başkasına iş delege etme, kendin yap daha iyi” mesajı geleneksel iş yapış süreçlerimizin tarihsel tavsiyesi olmuş. Ama bu felsefe(!) ile ne kadar yol alınır, bu yolda elde edilebilecek başarılar nasıl sürdürülebilir kılınır bilinmez… Neden iş delege edebilmek sıkıntılı bir süreçtir? Değerli milenyum filozofumuz Murphy, pek değerli kanunlarından birinde “güvenmek iyidir, ama güvenmemek daha iyi” diyor, biz de Murphy’ye güveniyoruz herhalde. Oysa bu mesajın kendi paradoksuna göre hiç itibar etmemek lazım.
“Her şeyi sizden mi bekliyorlar?” Ya bunun böyle olmasını istiyorsunuz, ya da öyle olmamasını sağlayacak elemanları işe almıyorsunuz. Bir ihtimal de öyle elemanlarınız var ama fırsat vermiyorsunuz-farkında olmasanız bile-.
Bazen “benden başkası bu işi kusursuz halledemez” fikri, insanın kendisini iyi hissettirebiliyor. Bazen de çok akıllı ve güçlü kişilik yapılarına sahip elemanlar bir anlamda tehdit gibi algılanıp “neme lazım” deniyor ve daha azı yeğleniyor. Yani bir tür korku-çekince söz konusu olabiliyor, aslında iki tür… Birincisi "ya yapamazsa korkusu"; ikincisi de "ya yaparsa korkusu"… Yetki devretmemenin hangi korku türünden kaynaklandığı, duruma göre değişir. Radikal bir karar vermek gerekiyor: Kurduğumuz şey, en az kurucusu kadar önemli mi? Kurumsallaşma; kurulan veya edinilen şirketin bekasının önemli olduğunun kabul edilmesi ile başlayabilecek bir süreç...
İşte kurumsallaşma sorunsalı… Kurulan iş nasıl sürdürülebilecek? Tüm kaderi kurucusunun sağlığı ve afiyeti ile mi paralel? O vakit nasıl sürdürülebilirliği nasıl garanti altına alınacak? Yoksa A.Timuçin’in dediği gibi “Ben ölecek olduktan sonra İsa’nın başka türlüsü Musa” mı? Bir başka deyişle “Benden sonra Tufan” mı?
Uzmanlar kurumsallaşamamanın nedenlerini teknik olarak sıralıyorlar ama bence en önemli engel “duygusallıkta”… “Profesyonel vizyon”, kişinin kendi duygularını, egemenlik arzusunu, keyfiyet esnekliğinin dayanılmaz çekiciliğini, egosunu işi ile temas ettirmemeyi başarmasıdır ki en zoru budur herhalde. Bu aşıldıktan sonraki diğer engeller, küçük kasisler sayılabilir.
Bazen duyarsınız, “biz kurumsallaştık, profesyonel Genel Müdürümüz bile var”… Evet, bundan çok yıllar önce, reklam ajansımızın bir müşterisinin genel müdüründen arabasını yıkamasını istediğini duyup şaşkınlıkla sormuştum “bunu neden/nasıl genel müdürünüzden istiyorsunuz” diye. Adamcağız gayet içten bir biçimde “Çünkü, en iyi o yıkıyor” demişti. Kartvizitinde “müdür” titri kullanıp yetkisi bulunmayan “müdür”ler görmediniz mi? Titr verip yetki vermemek, yetki ile sorumluluğu birbirine denklememek çok sık görülen bir şey. Ama neticede davul kimde ise tokmak da aynı kişinin elinde olmalı ki adam kendisinden bekleneni yerine getirebilsin.
Özetle şirketin mi var derdin var ve mutlaka geleceğini düşünerek rasyonel bir planın olmalı. Öyle ya plansız bir şey olmuyor.
Hitler’e sormuşlar; “İnsanlık için ne planlıyorsun” diye… “Tanrı’ya insansız bir dünya bırakmak” demiş.
(Bugünlerde sık sık kurumsallaşma konulu toplantılarımız oluyor da onun için böyle dolup taşıyoruz…)

Hoşça kalın…

Oya BAKIR
oyabakir@dogayayin.com

Etiketler