İnternet; oyuncuların güç dengelerini mi değiştiriyor, oyunu mu bitiriyor?

05 Ocak 2014 Dergi: Ocak-2014
Bir şey, nasıl hem özgürlüğün hem de esaretin en büyük ölçeği olabiliyor? Nasıl bir yandan güçsüzlere güçlülere karşı fırsat yaratırken, öte yandan güçlülerin elini daha da güçlendiriyor? Tamam, dinamit insanların hizmetinde yol, tünel inşaatlarında da kullanılmış, insanları yok etmek için terör eylemlerinde de… Radyoaktif elementler, nükleer tıp, nükleer enerji alanlarında kullanıldığı gibi nükleer silah yapımında da kullanılıyor. Ama internet, belki de üzerinde eksileri ve artılarıyla yorumlanması, “münazara” edilmesi en zor olanı…
WikiLeaks’ın kurucusu Julian Assange, “İnternet insan uygarlığı için bir tehdittir” diyor ve sanal ortamdaki “kitlesel gözetleme programları”nın insanlık için “iyi” ve “kötü” olanın arasında bir yol ayrımında olduğuna işaret ediyor: “Güçsüzlere mahremiyet”, “güçlülere şeffaflık getirebilmesi” ile “ispiyonaj, şantaj ve manipülasyon şebekelerinin ve onların müttefikleri uluslararası şirketlerin bütün insanlık üzerinde hâkimiyet kurması” arasında… İngiltere’de ev hapsinde olduğu günlerde, 20 Mart 2012’de Assange, üç dijital alem uzmanı arkadaşı ile bir araya gelerek küresel kontrol mekanizması haline gelen internet hakkında sıkı bir tartışma gerçekleştirdiler. Konuyla ilgili bilgi ve yorumlarını dünyaya yayabilmek için Cypherpunks (Şifrepunk) “Özgürlük ve İnternetin Geleceği Üzerine Bir Tartışma” başlıklı bir kitap yayımladılar. Yazılım uzmanı Tor projesi*nin sıkı savunucularından Jacob Applebaum, Avrupa Dijital Hakları’nın (EDRI) kurucusu ve Kaos Bilgisayar Kulübü (CCC)** sözcüsü Andy Müller-Maguhn ve internet kullanıcılarının kimliklerini saklı tutma hakkını savunan La Quadrature topluluğunun kurucusu Jérémie Zimmermann ile malum WikiLeaks’in fikir babası ve yöneticisi Assange’ın tartışmasının metni Şifrepunk, zihin açıcı bir kaynak kitap (belki de zihin bulandıran demeliyim). Şifrepunk (Cypherpunk) aslında Siberpunk (cyberpunk) sözcüğünün naziresi ve “toplumsal ve siyasal değişimin araçları olarak şifre yazım (kriptografi) ve benzer yöntemler kullanmayı savunan kişi” anlamında kullanılıyor. “1990’ların başında kurulan şifrepunk hareketi en faal dönemini 1990’ların “şifre savaşları” sırasında ve 2011 internet baharı ertesinde” yaşamış. Şifreyazım için Assange; “Şifreyazım, şiddet içermeyen doğrudan eylemin ulaştığı en üst noktadır… Güçlü bir şifreyazım, sınırsız şiddete karşı koyabilir. Kaba kuvvetin dozunu ne kadar artırırsanız artırın, bir matematik problemini çözmeye yetmez” diyor.
Yine Assange, dünyada milyonlarca kişinin masumca kullandığı internetteki hizmet vericileri için ilgi çekici yorumlar yapıyor: “İki yıl üç gün ve dört saat önce internette ne arıyordun biliyor musun, ama Google biliyor… Örneğin kendi facebook kayıtların sana gönderilmiş olsa en az 800 Mb’lık bilgi olduğunu göreceksin.”
Şimdi internetle ilgili, daha doğrusu tüm iletişim sistemlerinin üzerindeki denetimin, takibin, sansürün toplumlar nezdinde tartışmasız kabul görecek dayanakları; çocuk pornosu, kara para aklama, uyuşturucu ticareti, terör… Bu amaçlar için her ne yapılacaksa kimin itirazı olabilir? Zaten başkaca hangi amaç için yapılacak olursa olsun, söz konusu girişimin vitrinine bunları koyduğun zaman dünyanın tüm ahlaklı insanları -tereddütlü veya tereddütsüz- onaylamak durumundadır. Ama bu, konunun adeta “buzdağının görünen kısmına” bir açıklama getiriyor. Çok daha büyük, suyun altında kalan kısmı için ise bu teknolojiler ve ortamlar konusundaki uzmanların farkındalık yaratacak bilgi aktarımlarına ihtiyacımız var. 
2008’de Kahire’de Facebook üzerinden örgütlenen bir protesto Hüsnü Mübarek hükümetinde şaşkınlık yaratmış ama bu kişiler yine Facebook aracılığı ile tespit edilmiş. 2011’de Mısır Devrimi’nde kullanılan en önemli belgelerden biri olan bir kılavuz kitapçığın ilk sayfasında ve son sayfasında “Kitapçığın dağıtımında Facebook ve Twitter kullanmayın” uyarısı yer almış. Ancak buna rağmen bu ortamlar kullanılmış. Assange, “Başlarına bir şey gelmedi ise devrimin başarılı olmasına borçlular” diyor.
Pek çok Afrika ülkesinin tam takım internet altyapısı, fiberoptik kablolarına kadar Çin’den hediye olarak alınmış. Karşılığı da para cinsinden değil veri cinsinden alınıyormuş. Yani veri, bir yerde yeni para birimi gibi işlem görüyormuş. 
“Para akışlarını kontrol etmek devletin salt ciro elde etmesi için değil, insanların nelerle meşgul olduğunu denetlemesi açısından da önemli” diyor siber alemin yazıda adı geçen guruları. “Bazı atm’ler banknot seri no’sunu kaydedip nerede harcandığını, kimin bu parayla ne yaptığını analiz edebilmek için takip ediyor”.
Assange, “İzi sürülebilir para birimleri kullanmadan uçak bileti alamıyorsun. Havalimanına gidip nakit para ile bilet almaya kalktığında mimleniyorsun. Kredi kartıyla aldığında ise kredi kart bilgilerinin yanı sıra, o esnadaki adresin, IP adresinden kullandığın arama motoruna kadar dosyana işleniyor” diyor. Rusya gibi bir ülkenin kendi yurtiçi kartlı ödeme sistemi geliştirmesine veya Visa ve Mastercard verilerinin Rusya içinde takibine engel olundu. “İlla bu veriler doğrudan genel merkezde toplanabilir” dendi. Yani Putin kredi kartı ile bir kola alsa 30 sn. sonra Washington’un haberi oluyor. İktisadi hareketleri takip eden ve en geniş kapsamda bilen, neyi yönetemez ki? Bunun için neler yapılmamış ki; e-gold, e-money, bitcoin gibi sanal para transfer enstrümanları… E-para, yani elektronik banknot. Bildik anlamda seri no’su yok. Yani birine bir ödeme yapılmış ama hangi IP’den, kimden ve kaç para belli değil, tam anlamıyla izlenemiyor. Assange, iktisadi denetimin öneminin altını çiziyor: “Diyelim ki 10 milyar dolarlık istihbarat bütçen var, bununla kişilerin e-posta yazışmalarını gözetleyebilirsin veya iktisadi ilişkileri topyekûn gözetleyebilirsin. Hangisini tercih ederdin?”
Asla dinlenemeyen “cryptophone” yani şifreleme yapan telefon bulunmuş. http://diasporaproject.org gibi her kullanıcının aynı adlı yazılımı yükleyerek kendi kendisinin sunucusu gibi hareket etmesini, böylelikle kendi verilerinin denetimini elinde tutmasını sağlayan, Facebook’a karşı mahremiyetle uyumlu bir seçenek olarak üretilen sosyal ağ kurulmuş.
Tüm bu sürecin çok güçlü bilgiye sahip temsilcileri var, geçen yıl bu zaman 26 yaşında Amerika tarafından baskılanan ve intihara sürüklenerek yaşamını yitiren Aaron Swartz gibi. İnternetin özgürleşmesi için savaşan ve bu yüzden kendisine onlarca dava açılan Swartz, Reddit’in kurucuları ve RSS teknolojisinin geliştiricileri arasında. “Okulun amacının bir bilgiyi öğretmek değil, bir bilgiyi öğrenmenin yollarını öğretmek olması gerektiğini” savunuyordu. Ama pek çokları onu, ABD’nin haddini aşan, diğer ülkelerin hukuksal bağımsızlığını ihlal edecek, şirketlere interneti sansürleme yetkisi verecek SOPA ve PIPA yasa tasarılarının, büyük bir internet aktivizmi başarısıyla boşa çıkarılmasını sağlayan küresel internet grevi kampanyasının başlatıcılarından biri olarak tanıdı.
Şifrepunk’ta gerçekten meselenin farklı boyutlarına, farklı bakış açıları ile yaklaşılıyor. Sanmayın ki hepsi aynı siyasi görüşü paylaşıyor. Telif hakları için adamın biri on yıl mücadele verdikten sonra, iletişim engeli oluşturacak kötü bir sansür yasası için baskı yapan aktörlerle aynı tarafta olmamak adına vazgeçmiş. Bunun üzerine biri diyor ki; üretken sektörlerin paralarının -en azından bir kısmı-, yine üretken sektörler için harcanıyor, bu iyi bir şey. Diğeri diyor ki; “Kaliforniya’da seçim kampanyasında en çok bağışı yapan lobi grubu cezaevi gardiyanları sendikasıydı. Zira daha çok cezaevi, ceza sürelerinin uzatılması, daha çok insanın hapse atılması gibi devletin kendilerine verdiği tekeli genişletmek istiyordu.” “Hani üretken sektörlerin gelişmesine hizmet?” demeye getiriyor. Bir diğeri de “toplumsal açıdan kısıtlanmış bir kapitalizm istiyoruz” diyor. Yani konular öyle enine boyuna ele alınıyor ve güzel örnekleniyor ki…
Sistem, güçlünün gücünü artıracak yönde hareket ettiğinde kendi çıkarları ile çelişkiye düşüyor. Sibernatiğin babası Heinz von Foerster, daima seçenekleri artıracak şekilde hareket et demiş. Yani siyaset veya teknoloji -fark etmez-, “daima sana daha az değil, daha fazla seçenek getirecek hamleyi yap” kuralı var. Bu adamlar öyleyse diyor; “Eğer hangi politikaların benimseneceğine en güçlü aktörler karar veriyorsa zaten güçlü olan bir aktör daha güçlenecek, böylelikle piyasaya yeni giriş yapacak ve sonuçta daha etkin, daha fazla katma değer getirecek birinin ortaya çıkışını engellemiş olacaksın. Yani kendi seçeneklerini azaltacak yönde davranmış olacaksın.”
Sevdim bu kitabı. En çok sevdiğim iki alıntıyı da sona sakladım: Benjamin Bayart’ın “Matbaa insanlara okumayı öğretti, internet ise yazmayı…” sözünü bir de Kaos Bilgisayar Kulübü’nün Kurucusu Wau Holand’ın şu sözünü: “Filtreleme, son kullanıcıda gerçekleşmeli. Hatta son kullanıcının son cihazında” (Andy ve Julian iki kulağının arasını parmağını biraz yukarıya doğru işaret ederek “yani beyninde” diyor.)

* Tor, bir tür network şifreleme sistemidir. Ulaşılacak IP adresine sisteme bağlı kişilerden ulaşılır. Böylece kimsenin yeri belli olmaz. Yani internette farklı bir ülkenin IP adresiyle devlet veya özel kurumlar tarafından takip edilmeden internette surf yapabildiğiniz tarayıcıdır, internet üzerindeki kişisel bilgilerinizi gizleyebilmenizi ve anonim olmanızı sağlayan bir güvenlik aracıdır, özetle IP adresinizin gizlenmesini sağlar.

** Kaos Bilgisayar Kulübü (CCC): Bilgi edinme özgürlüğünü, teknolojinin şeffaflığını savunan devasa bir hacker organizasyonu.