Header Reklam

İnsan rasyonel bir varlık mıdır? Hadi canım!

05 Ekim 2014 Dergi: Ekim-2014

Hani pek çoğumuzun sevdiği veya sevdiğini sandığı, Mevlana’ya ait bir deyim vardır; “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol”. Herkes “için için” kendini beğeniyor ve memnun iken, “dışın dışın” başkalarının görmek istediği vitrinini düzenliyor. Vitrine zamanın ruhuna göre kabul gören, onanan davranışları bir bir diziyor. İyi de bu vahşi çelişkiyi kendisine nasıl “evcil” gösterebiliyor? İç barış nasıl sağlanıyor? Amaan iç barış da şart mıdır demeyin, şarttır. Çünkü insan, düşüncelerinin, inançlarının, beğenilerinin yani tutumlarının birbiri arasında ve bu tutumların davranışları ile tutarlı olmasını ister. Bunlar arasında doğacak çelişki, insanı içten içe rahatsız eder-sinek ufaktır ama mide bulandırır-. Bu bulantıyı ortadan kaldırarak kendisini rahatlatmak ister insan. Bunun için neler yapmaz ki; çelişki yaratan unsuru yok saymak, inkar etmek, çarpıtarak yorum getirmek, çelişkiye kapı açmasına makul! bahaneler yazmak… Yani ruhunu kurtarmak için kendine söylediği yalanlara bi güzel inanmak…

ABD’li bir psikolog olan Leon Festinger, “Bilişsel Çelişki” teorisinde bu konuyu irdeler. Carlsmith ile birlikte gerçekleştirdikleri bir dizi deneyde çelişki karşısındaki insan davranışı incelenir. Bunlardan birinde deneklere -yüzlerce vida sıkmak gibi- çok sıkıcı bir iş verilir. Ardından kendilerinden sonra gelecek denek grubunu içeri almaları ve içeride çok eğlenceli bir iş yapılıyor olduğunu söylemeleri istenir. Ancak denek grubu ikiye ayrılır: Bu yalanı söylemesi için bir grup deneğe 20 USD -veya belki daha fazla- para ödenir, diğer gruba ise para ödenmez veya 1 USD gibi komik bir para verilir. Şimdi sanıyorsunuz ki çok para alanlar, daha fazla motive olarak istenen yalanı söyler… Yanılıyorsunuz; çok para alan grup, bu yalanla yarattıkları iç uyumsuzluğu için rasyonel bir gerekçeleri olduğunu düşünür, iç uyumu sağlamak için çok fazla çaba sarf etmezler, üstelik yalanı da abartmadan söylerler: “fena değildi”. Ama para almayanların -ya da 1 USD alanların- gerçek tutumlarına karşıt davranış ortaya koymasında hiçbir mazeret bulamadıkları için önlerinde tek yol kalır: “Aslında gerçekten de süper eğlenceliydi” fikrine kendini inandırmak. Kendi yalanına iliklerine kadar inanan bu kişiler, o yalanın en ateşli savunucuları oluyorlar.

Festinger, “Kehanet Boşa Çıktığında” kitabında şunu anlatır: Kadının biri uzaylılarla temas kurduğuna, aldığı bilgilere göre dünyanın uzaylılar tarafından işgal edileceğine, kıyametin kopacağına ve sadece buna inananların hayatta kalacağına insanları inandırmaya başlar. Giderek genişleyen bu tarikatın üyeleri, işgalin gerçekleşeceği zamanda denilen yere gelirler ancak kehanet boşa çıkmıştır. Bu durumda ne bekleriz: “kandırıldık, enayi yerine konduk, bu uğurda harcadıklarımız boşa gitti, tarikat liderimiz bir şarlatanmış” demelerini… I-ıh, öyle olmuyor işte, inançlarının boşa çıktığını kabullenmekten daha kolaydır yeni bir yalana inanmak… Tarikat lideri, tarikatın bu takdire şayan birlikteliğinin ödüllendirildiğini ve dünyaya ikinci bir şans verildiğini, bu şansı hak etmek için daha fazla çalışmaları ve üyeler toplamak için var güçleriyle çalışmaları gerektiğini söyler. Onlar da lideri çürük yumurta yağmuruna tutmak yerine “ikinci şansı”! hep birlikte kutlarlar.    

Neylersin ki insan rasyonel bir varlık değildir. Eylemlerinin ille de bir sebep-sonuç ilişkisine dayanması gerekmez. (Eğer öyle olsaydı,  psikolojinin, sosyal psikolojinin çalışma alanlarının önemli bir kısmı ortadan kalkardı.) Bazıları insanın çelişki ile sınavından sonra yaşadıklarını bir değişim olarak görür. Ama değişimin yaratması gereken zihinsel yeniden yapılanma, hatrı sayılır cesaret ister. Ayrıca Prof. Dr. Acar Baltaş’ın da dediği gibi “Bir insanın kimliğini ihlal eden değişim çabaları başarısız olur.”

Bu yazı pek çok kez “retweet”lenmiş bir tweet ile biter:

“Olduğun gibi değil, olmak istediğin gibi görünmek istiyorsan bir twitter hesabı aç”

Dr.Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com