Her kültür medeniyet değildir, her kentli de uygar…

05 Temmuz 2015 Dergi: Temmuz-2015

Komşu olup benzeş olmayan kavramlar, komşuya gelen misafirin sizin zilinize basması gibi yanlışlıkla birbirinin yerine kullanılabiliyor. İşte bunlara güzel bir örnek; kültür ve uygarlık. Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe kültür denir. Uygarlık veya medeniyet ise bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi varlıklarının, özellikle düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Aradaki farkı netleştirmek için sözcüklerin kökenlerine göz atmak gerekebilir. Uygarlık sözü, uzun zaman pek çok millet tarafından kullanılan bir alfabeye sahip olan, bu alfabenin yanı sıra Çince ve sogdian dilinde kaleme alınmış çok sayıda eseri bulunan ve şehircilikte çok ileri gitmiş bulunan Uygurlardan geliyor. Sözcüğün İngilizcesi olan ‘civilization’ kelimesinin kökeni ‘civitas’, yani ‘kent’tir, aynı kökten gelen ‘civil’ kelimesi ‘kentli’dir, yabanî, barbar olanın karşıtıdır. Arapça kökenli ‘medeniyet’ kelimesi de ‘Medine’den gelir, anlamı kenttir. İslamiyet öncesinde adı Yatrib olan Medine, İslamiyeti kabulünün ardından ‘Medine el münevvere’ yani aydın kent olarak anılmaya başlar. Araplar kentte yaşayanlara medeni, çölde yaşayanlara bedevi diyorlar. A. M. Celal Şengör ‘Dahi Diktatör’ kitabında medeniyet için şu tanıma yer verir: “şehir içinde toplu yaşama becerisi.” Şengör, medeniyet ve kültür farkının altını şu sözlerle çizer: “Kültür zannedildiğinin aksine sadece insanlara özgü bir olgu değil. Mesela şempanzeleri inceleyen etologlar, yani davranış bilimciler, şempanzelerde de bir kültür olduğundan söz ediyorlar… Her toplumun bir kültürü vardır ama her toplum medeni değildir. Birkaç istisnayı hariç tutarsak her toplumun artık şehirde yaşamayı başarmış olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla artık şehirde yaşamak da bir marifet değil. Bu yüzden şehirde yaşamak ve birlikte yaşamak aynı şey değil.”

Sözlü, fiziki, psikolojik şiddete değmeden, nefret suçları işlemeden, birlikte yaşadığı herkesin kendisi ile aynı haklara sahip olduğu düşüncesine saygılı, düşünce farklılıklarını ‘çemkirmeden’ konuşabilen ve dinleme sabrı gösterebilen, eleştiri karşısında cinnet geçirmeyen, uzlaşma sözünü küfür bellemeyen insandır ‘medeni’ diye tanımladığımız. Yoksa tarifi de okuması da sıkıntılı olan mankurtlaştırma yöntemi ile belleği silinmiş köle yaratan Juan-Juanlar da, yine insan kafalarından akla ziyan yöntemlerle yapılan savaş hatıralarını (tsantsa) itibar göstergesi kabul eden Amazon Kızılderilileri Jivaro’lar da bir kültüre sahip. (Yulin Köpek Yeme Festivali konusuna da değinmiyoruz)

1883 Madrid doğumlu İspanyol filozof José Ortega y Gasset ‘Kitlelerin Ayaklanması’ eserinde uygarlık üzerine şunları söylüyor: “Usuller, kurallar, nezaket, aracılık yordamları, adalet, akıl!... Tüm bunlar ‘civilizacion’ sözcüğünde toplanır… Tüm bunlarla amaçlanan şey kenti, insan topluluğunu, topluca yaşamayı olanaklı kılmaktır… Uygarlık her şeyden önce birlikte yaşama iradesidir. Başkaları umursanmadığı - oranda uygarlıktan uzaklaşılır, barbarlaşılır. Barbarlık kendini başkalarından yalıtma eğilimidir… Düşmanıyla birlikte yaşamak! Muhalefetle birlikte yönetmek! Böylesi bir sevecenlik uzlaşmaz bir çelişki olmaya başlamıyor mu? Günümüzün çehresini bundan daha açık seçik ortaya koyan olgu yoktur: Bir muhalefeti bulunan ülkelerin sayısı gittikçe azalmakta. Hemen tüm ülkelerde iktidarın üstüne homojen bir kitle çullanmış, her türlü muhalif grubu ezmekte, yok etmekte. Kitle… kendi kendisinden başkasıyla birlikte yaşamayı istemiyor. Kendi kendisi olmayan şeyden ölümüne nefret ediyor kitle… Siz kalkar da uygarlığın nimetlerinden yararlanmak ister, ama uygarlığa destek olayım diye tasalanmazsanız... başınıza gelecek var demektir. Bugünden yarına uygarlıksız kalıverirsiniz. Bir dalgınlık hatası, bir de bakmışsınız ki, çevrenizde ne varsa buhar olup uçuvermiş! Sanki salt doğayı gözlerden gizleyen birtakım paravanalar varmış da kaldırmışlar gibi, ilkel orman yeniden ortaya çıkıverir… İleri uygarlık demek çetin sorunlarla baş etmek demektir.”

Adamcağız 1937-38 yıllarında tamamlanan bu kitabında Avrupa’nın memnun olmadığı gidişatı konusunda uyarmış: “Bilim, sanat, teknik olmazsa Avrupa insanı değersizleşir” demiş. Değersiz demişken -hep Avrupa’dan bahsettik, bir de bizim için atıfta bulunalım- Zülfü Livaneli’nin son kitabı Konstantiniyye Oteli’nde okuduğum bir cümleye yer vereyim. Ankara Üniversitesi’nde de ders vermiş aynı zamanda Berlin’in ilk belediye başkanı olan Ernst Reuter şöyle demiş: “Türkiye’de önemli insanlar değersizdir, değerliler ise önemsiz.”

 

Dr.Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com