Header Reklam

Eğitim şaaart! Kültürel zeka için de...

05 Haziran 2014 Dergi: Haziran-2014
Şu uzmanlar da atıp atıp başladığı noktaya geri dönen bumerang gibi. Araştırıyorlar, araştırıyorlar, bula bula sokaktaki adamın diline pelesenk olmuş bir cümleyi tespit diye önümüze koyuyorlar: “Eğitim şart”. 
Her türlü örgütsel yapıda huzur, motivasyon, başarı ve her güzel şey için kültürel uzlaşı gerekiyor. Aile ilişkileri için de, kurumsal ilişkiler için de, sosyal ilişkiler için de, bir ülke için de, dünya barışı için de kültürel uzlaşının önemini algılamak gerekiyor.
Kültürlerarası diyalog, günümüzde –gerek ticari, gerek siyasi, gerekse beşeri- tüm platformlarda bir zorunluluktur. Sosyal uyumun sağlaması ve çatışmaların önlenmesi için gereken kültürlerarası diyalog; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, bireysel insan onuru gibi evrensel değerleri gözetmeksizin mümkün değildir.
Ortak bir kimlik oluşturmak; tüm bileşenleri “aynılaştırmak”, farklılıkları yok etmeye çalışmak ile değil, kültürel çeşitliliğin yaratıcılık, yenilikçilik, vizyon gibi kazandıracağı gücün farkında olarak ve her bir bireyin eşit onuruna, hakkına saygı duymayı öğrenerek mümkündür. Kültürlerarası sağlıklı diyalog; farklı kültürlerin birbirini dışlaması, uzlaşı yerine çatışma kültürünü benimsemesi, kendinden olmayanı “ötekileştirmesi” ile bir arada yaşamayı zorlaştırmasını önler, tersine çevirir. Kültürlerarası diyalog, demokrasi ister, hoşgörü, empati ister, yani başkalarını, hatta karşıt fikirde olanları anlamaya çalışma çabası, ister, ayrımcılık istemez, despotizmi hiç istemez.
O kapısında onlarca yıldır beklediğimiz AB: “Herkes için hakların etkili bir şekilde korunmasını sağlamaksızın, çoğunluğun iradesini azınlığa dayatmak, ortak Avrupa anayasal mirasının değerleriyle uyumlu değildir.
Birlik ve çeşitliliği bir araya getirmeye kendisini adamış bir Avrupa topluluğu, "kazanan her şeyi alır" toplumu olamaz; bunun yerine politik arenayı eşitlik ve karşılıklı saygı ile doldurmalıdır” diyor. Demokratik vatandaşlık eğitimini: “Serbest, hoşgörülü, adil, açık ve kapsayıcı bir toplum; sosyal uyum, karşılıklı anlayış, kültürlerarası ve dinler arası diyalog ve dayanışma ile kadın-erkek eşitliğinin temelidir” şeklinde tanımlıyor.
İlkelliğin uygarlığa dönüşümü için uzlaşma kültürünü çok ama çok iyi anlamamız, içselleştirmemiz gerekiyor. Uzlaşmaktan genellikle ne anlıyoruz? “alttan almak”, “taviz vermek”, “burnundan kıl aldırmak”, yani bir tür “sünepelik”… Yeterince güçlü olan taviz vermez, alttan almaz, yumruğunu masaya indirir ve sözünü geçirir.
Anlaşılması öylesine zor bir toplumsal altyapımız var ki… Bahçesine girip maydanozları gagalayan tavukları yüzünden komşusunu öldüren de yurdum insanı, tanımadığı insana “Tanrı misafiri” diyerek sofrasını açan, bir dilim ekmeğini bölüşen de… Türkiye’de onlarca etnik köken ve mezhep grubu bulunuyor. Yani Türkiye’de toplumsal huzuru yönetmek, bir uzlaşı kültürünü, çok güçlü bir kültürel zekayı gerektiriyor. Tüm farklı kültürlerde başarılı bir şekilde etkileşim içerisinde olmanın kültürel zekayı gerektirmesi gibi…
Kültürel Zeka CQ (Cultural Quotient veya Cultural Intelligence-CI), Mazneski tarafından insanın kendisi olmaya çalışırken, aynı zamanda başkalarının kendileri olmalarına izin verilmesi, onlara saygı duymak ve değer vermek olarak tanımlamış.
Early ve Mosakowski, kültürel zekanın zihinsel, hissel ve davranışsal anlamda eğitim gerektiren bir konu olduğunu, kişiliğin diğer yönlerine nazaran, kültürel zekası geliştirilebilecek olan kişilerin psikolojik anlamda sağlıklı ve profesyonel anlamda yetenekli olmaları gerektiğini belirtmişler.
Yani bir kez daha anladık ki -ATM'lerde kurdukları tuzakla kredi kartı dolandırıcılığı yaparken polise suç üstü yakalanırken gazetecilere; "eğitim şart" diyen dolandırıcılar, 13 Ekim 2004 Bush-Kerry Düellosu'nda kendisine sorulan soruların çoğuna Bush’un verdiği cevap gibi- eğitim şaaart!
 
*Baktığımız kaynaklar; Tuğba Özgür’ün tezi ve Salih Yeşil’in makalesi


Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com
 
 
 
 
 
 

Etiketler