Header Reklam

Yeni kuşakta yaygın yıkıcı aşk travması: Nomofobi

25 Eylül 2017 Dergi: Eylül-2017

Özellikle ergenlerin ve üniversite çağındaki gençlerin psikolojik dengelerini alt üst eden, dahası gelecekte ivme kazanması beklenen, artık anomali olduğu kabul edilen nomofobi… “NO MObile PHOne PHOBIA” yani “cep telefonumdan maazallah bir an bile ayrı düşersem” korkusu… Ya evde unutursam, ya şarj biterse, ya –bir şekilde- engellenirsem, bu ayrılığa nasıl katlanabilirim psişik bozukluğu, kavram olarak ilk 2008 yılında İngiltere’de Posta İdaresi tarafından yapılan bir araştırma ile ortaya çıkmış, fark edilmiş. Ardından araştırmalar birbirini izlemiş ve cep telefonu ile bağının kopması endişesi; kalp çarpıntısı, nefes almada zorluk, mide krampları gibi bir takım anksiyete belirtileri ile literatüre giren bir “bozukluk” olarak çağımıza damgasını vurmuş. “Akıllı” cep telefonumuz yanımızda yokken, şarjı bitmek üzereyken, ulaşmamızda engeller varken (ah ebeveynler) bir hiç oluyoruz. Toplantılarda, hatta en romantik anlarda gelen bir mesaj uyarısı, bu uyarıya “bir küçük göz atma refleksi” her şeyi bitiriyor, hiçbir şeye tam anlamıyla odaklanamıyoruz.

2012’de nomofobiklerin oranı akıllı cep telefonu kullanıcılarının %53’ü iken, bugün %66’ya çıkmış durumda ve uzmanlar artışın süreceğine dikkat çekiyor. Durum ergenler ve üniversite çağındaki gençler için daha da vahim; oran %77.

Özetle her üç kişiden ikisi nomofobik. Nomofobinin adeta ikiz kardeşi netless fobisini de anmadan geçmeyelim; yani internetin kesilmesi, on-line olamama endişesi…

 Başlangıçta erkekler daha “nomofobik” iken zamanla kadınlar belirgin biçimde daha “nomofobik” hale gelmiş. Araştırmalara göre cep telefonu kullanma ile eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir fark görülmemiş. Ama telefonu kullanma, kontrol etme sıklığı ile nomofobi düzeyi doğru orantılı. 33-48 ve daha üzeri sıklıkta kullananlarda nomofobi zirvede. Sosyal ağları kullanmak ile nomofobi arasında pozitif bir ilişki olduğu, tespit edilen bulgular arasında. Sosyal ağları kullanıcılarının mobil internet kullanma süreleri de nomofobi ile ilişkili bir parametre. Mobil interneti günde 1-4 saat ve ötesinde kullananlar ile 1 saatin altında süre ile kullananlar arasında, 3-4 yıl ve daha uzun süredir kullananlar ile 1 yılın altında süredir kullananlar arasında nomofobi açısından anlamlı farklar var.

TÜİK (2015) Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre Türkiye’de internet kullanıcıları, gün içinde ortalama 4 saat 37 dakika internette. Mobil internet kullanım ortalaması ise günde 2 saat 51 dakika. Sosyal medyada geçirilen süre de günde 2 saat 56 dakika (We are Social 2015). P.B.Kalaskar (2015) tarafından yapılan bir çalışmada günün 5-6 saatini akıllı telefonlarıyla geçiren öğrencilerin nomofobi nedeniyle oluşabilecek kaygı, uykusuzluk, stres, derslere ilgi kaybı, dikkat dağınıklığı gibi problemlere daha fazla eğilimli olduğu ortaya konmuş.

YouGov isimli bir araştırma şirketinin çalışmasına göre nomofobiye sahip olan her iki insandan biri telefonunu asla kapatmıyormuş. Yüzde 10'luk bir grupsa telefonları kapalıyken çok gerildiklerini, sürekli bir şeyleri kaçırdıklarını belirtmiş. Bir de telefon bağımlılığı, uzun dönemde insanların hafızalarını da olumsuz etkileyerek en sıradan şeyleri bile telefonları olmadan hatırlayamaz hale gelmeleri de cabası. Artık cepten navigatörü açmadan adres bulabilen kaç kişi kalmıştır acaba? Nomofobiye sahip insanların sosyal ilişkilerinde git gide zayıfladıkları da bilinen gerçeklerden.

Bu bağımlılık, uyku kalitesini de etkiliyor. Çoğu kişi telefonu başucunda uyuyor. Özellikle 25-29 yaş aralığındakilerin %80’i böyle. Akıllı telefonlar mavi ışık yayıyor. Mavi ışık, uyku döngüsünü düzenleyen ve beyinden salgılanan melatonin adlı hormonun salgılanmasını önlüyor ve beyine uyanma vaktinin geldiğini ima ediyor. Bu da bozulan uyku düzeni demek.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan; ileri nomofobi vakalarında kişilerin hastaneye yatırıldığını ve beynin kimyasındaki bozulma nedeniyle 2-3 hafta süren ilaç tedavisi uygulandığını, ilaçla birlikte kişilerin akıllı cihazlar ve internetten yoksun bırakıldığını, ardından da bireysel ve grup terapileri uygulanarak tehlikeli ve zararlı kullanım algısı oluşturulduğunu dile getiriyor.

Trakya Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Deniz Mertkan Gezgin, ders sırasında cep telefonlarının kapatılması ve öğretmen masasında toplanmasının bazı öğrencileri çok olumsuz etkilediğini belirterek, “Terliyor, mide krampları yaşıyor, sürekli tuvalete gitmek için izin istiyorlar. Üniversite öğrencileri arasında yaptığımız çalışmada, bilgiye erişememe ve iletişime geçememe boyutlarının öğrenciler için önemli olduğunu gördük. Akıllı telefon, yüzde 89.5 sosyal medya, yüzde 78.3 müzik dinlemek, yüzde 75.2 iletişime geçmek, yüzde 60.8 fotoğraf çekmek, yüzde 57.7 eğitim ve araştırma için kullanılıyor. Öğretmen adaylarına yönelik yaptığımız çalışma sonuçlarına göre ise yaş arttıkça nomofobi azalıyor ve akıllı telefon kullanma süresi arttıkça nomofobi artıyor” diyor.

Sürekli selfie çekmenin beyindeki bir problemden kaynaklandığının ortaya çıktığını, insanların fotoğraf çekip paylaşmaktan, yaşadıklarının keyfini çıkarmadığını, mutsuz kişilerin mutluluk pozları vererek sosyal medyaya koyduğunu anlatan Gezgin, şu önerilerde bulunuyor: “Anda kalın, teknoloji detoksu yapın, telefonunuzu geceleri kapatın, hobiler bulun, spor yapın.”

Kaynaklar:

“Mobil Telefon Yoksunluğu Korkusu (Nomofobi) Yayılımı: Türkiye’den Üniversite Öğrencileri ve Kamu Çalışanları Örneklemi”, Haluk Erdem, Ufuk Türen, Gökdeniz Kalkın

“Sosyal Ağ Kullanıcılarının Nomofobi Düzeylerinin Çeşitli Faktörler Açısından İncelenmesi” Deniz Mertkan Gezgin, Yusuf Levent Şahin, Soner Yıldırım

 

Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com