Header Reklam

E-=osta terörü

05 Ocak 2010 Dergi: Ocak-2010

Elektronik postalar, klasik pullu-zarflı posta hizmetlerini de, çocuk şarkılarına konu olan, herkesin yolunu gözleyip merakla beklediği postacıları da nostaljinin hüzünlü alanına taşıdı. Elektronik postalar sayesinde daha az kağıt tüketimi, daha hızlı iletişim, ücretsiz, dolayısıyla da daha çok iletişim olanağı sağlandı. Hız ve kolaylık sağlayan e-postalar, alınan-gönderilen ileti (mesaj) sayısını da artırdı. İÖ (İsa?dan önce değil-İnternetten önce) çağların insanları bayramlarda, yılbaşlarında gönderilen posta kartları hatırlıyordur; kimlere 'kartpostal' gönderiyorduk? Yakınlarımıza, sevdiklerimize, önemsediklerimize, bizi önemseyenlere.. Elektronik ortamda ise herkese, hatta kim olduğumuzu bilmeyen, hatırlamakta güçlük çekebilecek, hatırlayabilse de ?hiç takılmayacak? olanlara da. Belli amaçlar için açılmış e-posta gruplarına gelen mesajlara bir bakın.. Bir üyenin bir yakını vefat etmiş, bir kişi bu haberi gruba duyuruyor, buraya kadar tamam.. Ardından en az on-on beş kişi, grubun e-posta adresine ?arkadaşım başın sağ olsun? e-postası gönderiyor. İşte burada önemli bir etik sorun var: Şahsi anlamda (kurumsal taziye mesajları hariç) bir üzüntüyü paylaşmak, -gerçekten o kişi ile gönül bağınız varsa- elektronik posta yolu ile (soğuk iletişim aracı) yapılmamalıdır, mesajın samimiyetinin bu denli önemli olduğu konular için en azından telefon (sıcak iletişim aracı), iletişim ortamı olarak seçilmelidir. Kaldı ki e-posta ile gönderilen mesaj, üzüntüsünü paylaşmak istediğimiz dostumuza yönelik olduğu için onun e-posta adresine gönderilmeli, grubun tüm üyelerine kendimizi hatırlatmak istercesine, mesajın amacına gölge düşürmeyi göze alarak gönderilmemelidir. Hiç olmazsa bir dostun üzüntüsünü paylaşmak, biraz daha zahmet gerektirsin..

Tek 'tık'la yüzlerce, hatta binlerce ileti gönderebilme olanağı, e-posta kutularının yüzlerce ileti ile abluka altına alınmasına yol açıyor. Bir iletiyi gönderdiğimiz kişinin o ileti ile ilgili olabileceğinden şüphesiz ki emin olamayabiliriz, ama en azından böyle bir ihtimalin bulunması gerekmez mi? Profesyonel olarak iletişim hizmetleri veren kuruluşlar bile gönderdikleri basın bülteninin muhataplarını seçme konusunda özen göstermek yerine (ki icra ettikleri işin çok önemli bir parçası) 'canım, ilgilenen ilgilensin, ilgilenmeyen ilgilenmesin. Ben müşterime basın bülteninin 548 medya birimine iletildiğini rapor edeyim de' düşüncesi ile hareket edebiliyorken başkalarına ne söyleyebiliriz? Termodinamik Dergisi'ne gönderilen 'profesyonel' basın bültenleri arasında yeni ithal edilmeye başlanan çim tohumlarından güvenliği artırılmış bebek pusetlerine, sünelerle mücadelede kullanılan zirai kimyasallardan babalar günü için en güzel hediye olacağı söylenen tv koltuğuna kadar, sınırsız bir pervasızlığın örnekleri bulunuyor. Tabii ki konu kısmı boş bırakılmış, iletinin gövde metninde sadece 'basın bülteni' yazan ve ne kadar meraklı, ne kadar boş zaman sahibi olduğumuzu test eden e-postalar da çabası.. (Konu kısmı boş olan elektronik postalar, özellikle basın-yayın kuruluşlarında açılmadan silinmektedir).Dostlarımız, ahbaplarımızla paylaştığımız, ilginç veya hoş bulduğumuz e-postalar da bir diğer konu başlığı olabilir ama sadece iki özelliğe değinmekte yetinelim: İlki e-postanın ekinde 28 MB ağırlığında bir klip ekleyip göndererek e-posta kutularının girişine barikat kurmak iyi bir fikir değildir. İkincisi gönderdiğimiz fıkraya ?okundu? bilgisi istemek, fıkradan daha komiktir. Bu tür iletiler için maazallah okunmamışsa diye bir endişeyi taşımak gereksizdir.  Hani elektrik tasarrufu için 'lüzumsuzsa söndür' kuralımız vardır ya, işte o kural pek çok alan için geçerlidir aslında; yapılan bir işte 'gerekirlik' kriteri gözetmek, tasarruf felsefesinin özeti gibidir..

2010'un verime odaklı bir yıl olmasını dileriz..

 

Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com