Header Reklam

Dr.Oya Bakır ; 'Anlama saldıranı, anlamla öldürürler'*

05 Şubat 2013 Dergi: Şubat-2013
Şimdi bu sözden ne anlam çıkar? Anlamaya çalışma çabası, saldırıda bir “ak sebep” arar, duygu ve düşünce dünyan saldırganla uzlaşmaya çalışır ve saldırgan amacına ulaşır. Bunu mu demek istiyor? Yaşamın biriktirdikleri “evet” demeye meyilli ama Baudrillard, bu sözü ile çağdaş yaşamda hiçbir şeyin aslının olmadığını, her şeyin simülasyondan ibaret olduğunu, “gibi”ler evreni olduğunu, gerçeğin yeniden üretiminin söz konusu olduğunu söylüyor. Yani gerçek sürekli üretilen bir şeydir, var olan bir şey değil. Rasyonel olması gerekmiyor, bir kökene ihtiyacı yoktur, “duruma göre” sürekli yeniden yaratılır.
Bu, bana iki kişiyi anımsatıyor: İlki Sokrates… Yazıya dönüşen sözün mülkiyetinin artık sahibine değil, onu farklı biçimlerde yorumlayacak bireylere ait olduğunu söylemiştir. Bir başka deyişle sözün kastettiğin anlamı ile yorumlanan anlamı arasındaki fark ve başkalaşımı ifade etmiştir. Bir de “modern toplum” dediğimiz “nebula”nın içerisinde “anlam”ın yitip gitmesi ile insanların -tabii ki bazılarının- bir tür anlam bunalımına düşmesi söz konusu… “Anlamla birlikte asıl yok olan kendilik (şahsiyet)tir.” Bu söz de bahsettiğim ikinci kişiyi, yakın bir arkadaşımın annesinin sözünü anımsatıyor: Yapılmasını yakışık bulmadığı bir durum için şöyle derdi: “ne yani, o kadar kendiliksiz misin?” 
Gerçek, gücünü aslından alır, halis muhlis gerçek oluşundan… Ama çoğu kez sık tekrarlanan bir yalanla yer değiştiremez.
Söylemler, amaca odaklı olarak biçimlendirilir, gerçek, amaca uygun biçimde yorumlanır. Bilginin arkeoloğu Foucault; iktidarı harekete geçiren, onu üreten, güçlendiren ya da zayıflatan şeyin söylem olduğunu söyler. “Söylem iktidarı harekete geçirir, onu üretir, onu güçlendirir ama bir yandan da onu yaratır, zayıflatır ve onun silinmesini sağlar” der.
Teknolojinin bir medya haline gelmesi ile birlikte, bir iletideki “değer”i belirleyen tek şey var: “tık” sayısı, yani bu iletiye “göz atan”, “merak eden” sayısı… Evet, değeri olan şey; artık iletinin içeriği değil, dili değil, enformasyon değeri değil…
Eski bir İngiliz atasözü “Might is right” yani “güçlü olan haklıdır” der ya, şimdi güç; “rağbet” ile ölçülüyor. Rağbet gören, güçlü oluyor, “gerçeği” biçimlendiriyor.
Gerçekten fersah fersah uzak öyle şeyler, gerçeğin yayılabileceği hızın yüzlerce, binlerce katı hızla yayılıp gerçekle yer değiştirebiliyor. Bu, aslında teknolojinin üstünlüklerini, bir yerde ilkelleştiriyor. Kulaktan kulağa mesaj iletim sürecine geri götürüyor… Birinci Dünya Savaşı sırasında anlatılan bir hikâye vardır: Birlik Komutanı cepheden merkeze sözlü bir mesaj gönderir. Mesaj başlangıçta şöyledir; “Send up reinceforcement, we are going to advance” (Takviye kuvvet gönderin, ilerleyeceğiz) Kulaktan kulağa aktarılıp merkeze ulaştığında mesaj şu şekle gelmiştir; “Send up three-and-four-pence, we are going to dance” (Üç-dört lira gönderin, dansa gideceğiz). 
İletişimciler, reklamcılar, gerçeği istenilen yönde biçimlendirmenin neferleri olarak çalışırken, olası tüm bakış açılarını öngöremiyorlar. Buna bildiğim en iyi örneklerden birini vermek isterim… Reklam yazarı demiş ki; “Saatte altmış mille giderken yeni Rolls-Royce’da duyabileceğiniz en büyük gürültü, elektrikli saatin tik taklarıdır.”
Rolls-Royce fabrikasının başmühendisi bunu okuyunca, üzüntüyle başını sallayıp şöyle demiş: “Bu baş belası saatle ilgili bir şeyler yapmanın zamanı geldi.” Yani iletişimcinin mesajı tasarlayan gücünü biliyoruz da ama “bir yere kadar”…

* J.Baudrillard / “simulacra&simulation”

Sağlıkla, hoşçakalın
Oya Bakır


 

Etiketler