Derhal Cümleten Alışverişe Çıkıla!..

05 Haziran 2009 Dergi: Haziran-2009
Krizin, pekala ülke ekonomimizin böğründen geçen mızrağını çıkartmak gerekiyor da nasıl? Ekonomik dinamiklerimizin son yıllardaki hedefi, yurtdışı pazarlardı. Gel gör ki, Türkiye’nin yöneldiği yurtdışı pazarlarda da kriz var. İhracatımızdaki düşüşler yer yer %40’ları bulunca, yurtiçi pazarı zorlamak lazım diye düşünüldü ve “Kriz varsa çare de var; eve kapanma, pazara çık” kampanyası akıl edildi. Tokat’tan Trabzon’a, Ankara’ya ve yurdun dört bir yerinde yayılan ve bürokratların önderliğinde alışveriş seferberliği ilan ettik. 
“Eve kapanma alışverişe çık”.  Sanki kadın depresyon yüzünden bir-iki gömlek bilemedin yeni bir çaydanlık almıyor. İstiflemiş Türk Lirası, Amerikan Doları, Japon Yeni ne varsa, ama altı delinmiş ayakkabısını değiştirmiyor yenisiyle. İnat işte... 
TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, bu kampanyayla ayakkabıları delik olanları kasdetmediklerini söylüyor. Üç tür vatandaş var diyor; parası olup harcayanlar var ki, onlara lafımız yok; parası olmayıp harcayamayanlar da var ki bunlara da ne denilebilir, ama parası olup harcamayanlar var ve kampanyayla hedeflenenler bu kesim diyor (veya ben öyle anlıyorum). Sadece şunu anlamıyorum (veya anlamadıklarını düşünüyorum); parası olanların harcamama konusundaki ısrarları niye? Bilmiyorlar mı kefenin cebi yok deyişini..Bunlar vatan haini olabilirler mi? 
Başbakanımız “para var” diyor, doğrudur bence. Birilerinde herhangi bir miktarda para tabii ki vardır. Ama mesele şu; sonuçları, sebeplerle ilişkilendirmeden çözüm arıyoruz. Parası olanlar eskiden harcıyordu da neden şimdi harcamak konusunda isteksiz?  Hem para hem de niyet sahibi bir girişimci, neden girişmiyor iş ve katma değer yaratacak bir girişime? Cevap; geleceğe duyulan güven sorununda yatıyor. Bu sorunu giderirsek paranın harcamaya ve yatırıma dönüşmesi mümkün olacak zaten. Ama biz sorunu kökeninde değil, sonuçları üzerinde pansumanlıyarak çözmek, daha doğrusu çözülüyormuş olduğunu hissettirmeye çalışıyoruz, bir biçimde harcama kabiliyeti sınırlı vatandaşlarımızı -tüketici kredileri, alışveriş çekleri, kampanyalar gibi yöntemlerle- alışverişe yöneltebilirsek, daralan dış pazar yerine üretimin ve isdihdamın devamlılığını sağlayan bir iç pazar canlılığı yaratırız ki, en azından bir süre işimize yarar diye düşünüyoruz. 
(Bu arada “Kampanya Severler Derneği” diye bir şey varmış.)

2001 sonrası ekonominin kaptanlarından sayılan Kemal Derviş, Türkiye’nin 2004’ten sonra yüksek cari işlem açığı ile yol almasını sebep gösteriyor krize ve en az çeyrek asırdır yüksek enflasyonda ticaret alışkanlığını gen haritasına kazımış ve kısa vadede elde edilen yüksek kazançlara alışmış ticaret erbaplarımızın beklentilerini, bakış açılarını değiştirmeleri gereğine dikkat çekiyor: “Derinlemesine düşünüldüğünde belki de en gerekli şey, kısa vadelilikten uzun vadeliliğe nasıl geçeceğiz, bunu nasıl düzenleyeceğiz konusudur” diyor, iç tasarruf % 20’leri aşmalı, 25-30’ları bulmalı diyor.

İç tasarruf ne ki? Yıl boyunca üretilen mal ve hizmetlerin katma değeri, bir bölümünü halkın, bir bölümü kamunun tükettiği milli geliri oluşturuyor. Tüketilmeyen bölümüne ise tasarruf deniliyor. Tabii tasarrufların tamamının da yatırıma gittiğini varsaymak istiyoruz. Tasarruf nasıl artırılır? Milli gelirden tüketime giden pay kısılarak elde edilecek. Ücret kısılacak, vergiler artırılacak, İnsanlar daha az tüketecek.

Şimdi soru şu: zuladaki paralarımızı harcasak mı vatana millete daha faydalı, tasarruf etsek mi? Ayrıca milli geliri tek başımıza harcamıyoruz, kamu ile birlikte harcıyoruz. Biz tasarruf edeceğiz, kamu alışverişe mi çıkacak, bizi alışverişe gönderip kamu tasarrufa mı çekilecek veyahut ne? İşin içinden çıkmak lazım.

Sağlık ve esenlik dileklerimizle..

Oya BAKIR
oyabakir@dogayayin.com

Etiketler