Cümleten depresyondayız...

05 Nisan 2015 Dergi: Nisan-2015
Dünya genelinde 350 milyon kişi depresyonla mücadele ediyor. Son yıllarda Türkiye’de psikiyatri kliniklerine yapılan başvurularda depresyon, ilk sırayı alıyor. Araştırmalara göre Türkiye’de her dört kişiden biri depresyonda. Antidepresan kullanımı da son beş yılda % 65 artmış. Türkiye’de 8 milyon 179 bin kişi antidepresan kullanıyor. En az bir antidepresan adı bilmeyen hemen hemen hiç kalmadı. Antidepresansız hayatımız tatsız, tuzsuz, uykusuz, huzursuz oldu. Nedir bu denli mutsuzluktan doğan karamsarlık? Güven ve umut neden kol kola girip uzaklaşıp gitti ufuklarımızdan? Uzmanlar, toplumda kendisini, geleceğini yeterince güvende hissetmeyen bireylerin mutsuzluğa, hatta şiddete ve suça itildiğini söylüyor. Bu şiddet dışa yönelebileceği gibi, kişinin kendisine de yönelebiliyor, intihara sürüklüyor. Bir intihar jargonu oluşturuldu bile… Murat Kekilli’den “bu akşam ölürüm, beni kimse tutamaz”, Feridun Düzağaç’ın “dipteyim, sondayım, depresyondayım”, Göksel’den “düşündüm banka soymayı, uluorta soyunmayı, hayatımdaki herkesi vurmayı, affedin, depresyondayım” şarkılarını hatırlayın. Beş ay önce sosyal medyada paylaştığı intihar videosu ile “top tweet” olarak yaşamına son veren yazılımcı Mehmet Pişkin’i hatırlayın… Pişkin’in “bu kararım, son dönemlerde bir depresyon geçiriyor oluşumdan kaynaklanmıyor. Uzun zamandır mutsuzum. Hayatıma devam etmek için istek duymuyorum. Hayata karşı motivasyonumu kaybettim” sözleri, pek çoklarına yaşamlarını sorgulattı.
Kişi başına düşen milli gelirimiz artış olabilir ama yaşam kalitemiz düştü. Daha iyi kazanıyor olabiliriz ama kaygılarımız arttı. Üstelik büyük bir kesim, bırakın daha iyi kazanmayı işsiz… Elimizdekilere bir bakalım: Endişe ve korku toplumuna dönüşüm, güven erozyonu, ötekileştirilme ve dışlanma, yoksullaşma ve paralelinde değersizleşme algısının güçlendirilmesi, ilişkilerde sadece maddiyatçılık ve çıkarcılığın var kalması, dönekliğin “akılcı manevracılık” olarak kabul görmesi, olguların “us” ile değil sadece “inanma” ile yorumlanması ve bunun alışkanlığa dönüşmesi, insanların “değer yargısızlaştırılması”, yalnızlaştırılması, karamsarlaştırılması, mutsuzlaştırılması… Yani öyle zil takıp oynayacak bir halimiz kalmamış görünüyor.
William Butler Yeats “İsa’nın Dönüşü” adlı şiirinde demiş ki: “En iyimiz her türlü ilke ve bağlılığa uzak duruyor, en kötümüz ise yoğun bir tutkuya boğulmuş durumda.” Al sana iyiler için bir depresyon nedeni daha: “Anladık iyiyiz de yararı kime?” (Brecht’in kulakları çınlasın). Allahtan sosyal medya var da döküyoruz içimizi rahatlıyor, müsterih oluyoruz, en azından bir iki “sosyal” mesajı retweet’liyoruz, like’lıyoruz filan… Hiç yoktan iyidir. Gerçi artık mesaj retweet’lemek de masum bir tepki olarak göz ardı edilmiyor ya, edilse iyiydi. Karamsarlığı engelleyecek her şey iyidir, irisiz ufaklı olsa da…
Can bedenden çıkmayınca, umudun ruhumuzu terk etmesine izin vermemek lazım.
Ayrıca geleceğe bakalım. İspanya Gizli Servisi CNI'nin uzaylıları kapsayan 'çok gizli' raporunda uzaylıların Türkçe'ye benzer bir dil konuşulduğu belirtilmiş, kaynak olarak da ABD istihbaratı gösterilmiş. Dil kardeşi çıktığımıza göre, bakarsınız bize koltuk çıkabilirler de… (Bu arada Mustafa Topaloğlu’nun uzaylılarla görüştüğüne inanmayanlara duyurulur! Adam nasıl haklı çıktı ama… Raporda “Türkçe’ye benzer” denmesinin nedeni de muhtemelen Karadeniz şivesi yüzündendir).

Oya Bakır
oyabakir@dogayayin.com