Header Reklam

Yeni Bir Enerji Kaynağı: 'Isı İzolasyonu' ile Hava Kirliliğinin Azaltılması

05 Aralık 1993 Dergi: Aralık-1993

Ülkemizin ilk çağdaş izolasyon malzemesi ihtiyacı 1960'lı yılların başlarında gelişmeye başlayan buzdolabı sanayi ile birlikte doğmuştur. Önceleri Batı' dan ithal edilen camyünü, daha sonraları 1967'de Gebze'de tesisinin üretimine alınması ile yerli kaynaklardan karşılanır olmuştur . O tarihlerde 450 ton / yıl olarak tespit edilen ülke ekonomisi ile birlikte 20.000 ton / yıl'ın üzerine çıkmıştır. Aradan geçen ek asır süresince, ülkemiz ve İZOCAM hızla gelişti. Bugün İZOCAM, Tarsus ve Gebze gibi iki modern ve büyük tesiste camyünü üretmekte; ayrıca Gebze ve Beylikdüzü tesislerinde de stropor üretmektedir. İZOCAM, ısı ve ses izolasyon malzemesi üretiminde , ülke ihtiyacının yaklaşık %80 'ini tek başına karşılamaktadır. Ayrıca Uzakdoğu'dan Kuzey Afrika 'ya ve buradan da Rusya ' ya kadar geniş bir bölgeye ihracat yapmakta ve bu bölgenin en büyük ürticisi olmaktadır. Önümüzdeki yılların gelişecek ülke ihtiyaçları dikkate alınarak 1992 yılında , Tarsus fabrikasının kapasitesi iki katına çıkarılmış; Gebze fabrikasının taşyünü üretimine çevrilmesi çalışmalarına başlanarak, 1993 yılı sonunda üretimine başlanması proglanmıştır. Böylece ülkemizin, hem daha fazla miktarda mineral  izolasyon malzemesine kavuşacak-hem de taşyünü gibi çağdaş, yeni bir izolasyon malzemesine kavuşacaktır. Yaşadığımız yüzyılın ortalarından itibaren enerjinin etkin kullanımı, gerek bozulan çevre şartlan ve gerekse enerjinin giderek daha pahalanması sonucu , önce sanayileşmiş ülkelerin , sonra da tüm dünyanın gündemine girmiştir. Tüm dünya ülkeleri, enerjiyi etkin kullanma konusunda giderek daha fazla çaba harcarken, bu konuda ülkemizin konumuna kısaca değinmek istiyorum.

 

TÜRKİYE'NİN ENERJİ BİLANÇOSU

 

Türkiye. 1992 yılında toplam olarak 44.077.000 TEP (ton eşdeğer petrol) enerji tüketmiştir. Bu enerjinin kaynak dağılımı şu şekildedir: % 77 Fosil yakıtlar (taşkömürü, linyit, asfallit, doğalgaz, petrol), % 15.1 Odun ve hayvansal atıklar, % 0.2 Diğer. Türkiye, birincil enerji kaynakları bakımından yenilenmeyen ve çevre kirletici özellikleri olan fosil yakıtlara bağımlıdır. Çevre dostu olarak bilinen ve kendini yenileyen enerji kaynakları olan hidrolik enerji, güneş ve geotermal enerjinin, enerji bilançosu içindeki payı yalnız %7.9'dur. Bu çarpık tablonun çevre dostu enerjiler lehine düzeltilmesi düşünülmelidir. Türkiye'de tüketilen enerjinin sektörler olarak dağılımının da görülmesinde yarar vardır. Gene 1992 verilerine göre : % 41 Konut, % 33 Sanayi.

% 20 Ulaştırma. % 5 Tarım. % 1 Diğer

Buradan görüleceği gibi konut, bir başka deyişle ısıtma enerji giderleri Türkiye'nin gündeminde olan en önemli enerji gideridir. Türkiye, birincil enerji kaynakları bakımından kendi kendine yetersiz olup. dışa bağımlı bir ülkedir.

1989 yılında. % 53 mertebesindeTEP = Ton eşdeğeri pelerol olan birincil enerji talebinin yerli üretim ile karşılanması  oranı 2010 yılında % 39'a kadar düşecektir. Zira yerli üretim, sınırlı kaynakları dola yısıyla arttırılamazken gelişen ülkenin ihtiyacı olarak talep hızla artacaktır. Bu açığın devlet bütçelerine yükü ise şu şekilde olacaktır :1990-2000 yılları arasında toplam 54 milyar USD, 2000-2010 yılları arasında toplam 140 milyar USD, enerji dış alımları için dışarıya ödenecektir.

 

ÇEVRE İLE SORUNLAR

Enerji bilançosunda fosil yakıtlara bu derece bağımlı olan Türkiye'de çevre sorunlarının-da ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Fosil yakıtların yanma sonucu açığa çıkardığı kirletici gaz ve bunun sonucu asitler aşağı daki gibidir:  

  C02        S02

1 Ton fueloil                     3.1 t      46 kg

1 Ton linyit                       3.1 t     50 kg

1 m3 doğalgaz                  2.01

1 Ton linyit veya fuel oil     84 kg sülfit asit

Bu verilerden hareketle, yaptığımız hesaplamalar sonucu 1989 kış mevsiminde yalnız ısıtma maksatlı tüketilen fosil yakıtlar sonucu; İstanbul'da ~ 200.000 ton sülfit asit

(20.000 tanker dolusu) Ankara'da ~ 100.000 ton sülfit asit (10.000 tanker dolusu) şehirlerin üzerine asit yağmurları olarak yağmıştır. Asit yağmurlarının etkisini en bariz şekilde, daha yarım yüzyılı doldurmayan İstanbul'da Şişli Camii'nin eskiyen, yıpranan cephe taşlarında görmek mümkündür. Atmosferde giderek artan karbondioksit gazı ve diğer kirleticiler dünyanın uzaya yansıttığı enerjinin giderek daha fazlasını tutarak, sera etkisi ile dünyanın sıcaklığının artmasına sebep olmaktadırlar. Dünyamızın son buz çağından beri 15°C civarında dengede olan ortalama sıcaklığı hızla artmaya başlamıştır.

 

 DÜNYA ORTALAMA HAVA SICAKLIĞI DEĞİŞİMİ

 

Son buz çağından beri sadece 3°C ısınan dünyamız, son bir yüz yıl içinde ortalama 1°C ısınmıştır. Son 30 yıl içindeki artış ise endişe verici seviyededir. Bu gelişme durdurulamadığı takdirde, dünya sıcaklık artışının 4°C'yi bulması ve bunun sonucu eriyen buzullar ile deniz seviyelerinin yükselmesi, değişen iklim koşulları sonucu tarım alanlarının kurak çöllere dönüşmesi beklenmektedir. Bu arada Türkiye, Avrupa ve ABD'nin bulunduğu kuşağın kuraklaşması, Sibirya, Kuzey Kanada ve İsveç'in tarıma açılması, alçak kıyı sahileri ve adaların sular altında kalması, bunun sonucu büyük kitlesel göçhareketleri beklenmelidir. Çevre bilimcilere göre dünyanın ısınması insanoğlunun önündeki en büyük ve tek ciddi tehdidi oluşturmaktadır. Bu gidişi durdurmak amacıyla, 1988 Toronto Konferansı'nda sanayileşmiş ülkeler, 2005 yılına kadar 1988 yılı karbondioksit üretim rakamlarından % 20 ve 2025 yılına kadar % 50 azaltma yapmayı taahhüt etmişlerdir. Gene aynı şekilde son Helsinki Konferansı'nda 21 üye ülke, 1993 yılına kadar 1988 yılı SO2 emisyon değerlerinin % 30 azaltılmasını kararlaştırmışlardır. Türkiye'de, bu konularda bugüne kadar herhangi bir çalışına yapılmamıştır. Türkiye'nin de yaşadığı çevreye karşı sorumlu bir ülke olarak acilen bu konularda önlemler

alması gerekmektedir.

 

ARTAN NÜFUS,ARTAN HAYAT STANDARDI =ARTAN ENERJİ TALEBİ, ARTAN ÇEVRE SORUNLARI

 

Artan nüfusa paralel olarak, enerjiye talep artmaktadır. Gene aynı şekilde, artan yaşam standardı ile birlikte enerjiye talep, daha da fazla artmaktadır. Türkiye gibi nüfus ve hayat standardı hızla artan, buna karşın fosil enerji kaynaklarına bağımlı bir ülkede, çevre hızla tahrip olmakta, giderek artan enerji giderleri altında zorlanılmaktadır. Bu sorunun gerçekçi çözümü, giderek daha fazla enerjiyi tüketmek yerine enerjiyi daha etkin tüketmek olmalıdır. Giderek artan talep, giderek artan tüketimdeki prodüktivite ile karşılanmalı ve dengelenmelidir. Ancak bu yönde bir gelişme, bu güne kadar maalesef Türkiye'de gerçekleştirilmemiştir. Bu konuda ilk ele alınması gereken sektör, şüphesiz en önde gelen ve en kolay sonuca ulaşılacak olan konut sektörü olmalıdır. 30 Ekim 1991 tarihinde ilk defa, Türkiye'de uyulması zorunlu "BİNALARIN ISI İZOLASYONU YÖNETMELİĞİ" yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik, 1985 yılında bazı esasa taalluk etmeyen değişiklikler ile tekrar yayınlanmıştır. Aradan on yıl geçmiş olmasına ve 1981 tarihinde yayınlanan yönetmelikte bir çok eksik ve düzeltilmesi gereken hususlar olmasına rağmen bu güne kadar bu konuda bir çalışma yapılamamıştır. Burada, gördüğüm en önemli eskiklere kısaca değinmek istiyorum ;

1- Türkiye iklim bölgeleri arasında tespit edilmiş tutarlı bir "Birim Isı Sarfiyatı" bulunmamaktadır. Avrupa ülkeleri, ısı bölgeleri arasında, bina dış kabuğundan bir ısıtma mevsiminde sarf edilecek ortalama ısı sarfiyatı makul sınırlar içinde tutulmuşken, Türkiye'de böyle bir ayarlama bulunmamaktadır. Şöyle ki;

-Tüm İsveç yerleşim birimleri arasında 20.000-30.000 Kcal/m2 yıl,

-          Tüm İngiltere yerleşim birimleri arasında 20.000-40.000 Kcal/m2 yıl,

-          Tüm Almanya yerleşim birimleri arasında 40.000-60.000 Kcal/m2 yıl olurken, Türkiye'de durum şöyledir:

Alanya = 20.475 Kcal/m2yıl

İzmir    = 61.425 Kcal/m2yıl İstanbul = 70.200 Kcal/m2yıl

 

Ankara =91.425 Kcal/m2yıl Kars      = 165.200 Kcal/m2yıl olmaktadır.  

Yönetmeliklerin   tüm bölgeler  arasında  40.000-60.000 Kcal/m2 yıl olmak üzere yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

2-        Isı bölgeleri, derece-gün esasına göre yeniden düzenlenmeli ve bölge adedi beşe çıkarılmalıdır.

3-        Dış ortama açık beton yüzeylerin izole edilmesi zorunluluğu getirilmelidir.

 

YENİ BİR ENERJİ KAYNAĞI : İZOLASYON :

 

Binalarda izolasyonu, petrol, doğalgaz. kömür, elektrik gibi yeni ve bunlardan farklı olarak bedava bir enerji kaynağı olarak görüyoruz. Bu bakımdan, Türkiye'de  izolasyon seviyelerinin hızla arttırılması gerektiği görüşündeyiz. Genel olarak Türkiye'de, binaların izolasyon seviyelerinin yalnız Orta Avrupa Ülkeleri'nin düzeyine ulaşabilmesi için izolasyon düzeylerinin iki kat arttırılması gerekmektedir. Burada bir fikir verebilmek amacıya 1990 yılında Avrupa ülkelerinde kullanılan izolasyon kalınlıkları vermek istiyorum. Görüldüğü gibi, çatılarda izolasyon kalınlıkları, İskandinav ülkelerinde 200-350 mm, Orta Avrupa ülkelerinde 100-200 mm. duvar izolasyon kalınlıkları, İskandinav ülkelerinde 100-250 mm, Orta Avrupa ülkelerinde 50-100 mm. olmaktadır. Bu arada belirtelim ki Türkiye, kış şartlan ve ısınma ihtiyacı bakımından Avrupa'nın gerisinde değildir. Derece-gün karşılaştırması ile baktığımızda, Türkiye yüzeyinin yaklaşık yarısını oluşturan İç Anadolu Bölgesi'nin batı bölümü Fransa'nın tüm kış şartlarına, doğu bölümü ise Almanya, Avusturya ve Güney İskandinavya'nın kış şartlarına ve ısıtma ihtiyacına eşdeğer olmaktadır. Türkiye'nin % 20'sini oluşturan Doğu Anadolu Bölgesi'nin kış şartlarına ise Batı ve Orta Avrupa'da rastlanmamakta, ancak Orta ve Kuzey İskandinavya'da rastlanmaktadır. Bu gözlemler. Türkiye'deki yapıların kış şartlarına karşı ciddi boyutlarda korunması gerektiğini göstermektedir.

SONUÇ : Türkiye gibi hızla nüfusu artan, yaşam standartları hızla değişen ülkelerde enerjiye talep aynı hızla artmaktadır. Gene Türkiye gibi, başlıca enerji kaynağı fosil yakıtlar olan bir ülkede hızla çevre tahrip olmakla, enerji giderlerinin karşılanmasında güçlükler ortaya çıkmaktadır. Bu olumsuz gidişi durdurmanın en önemli araçlarından biri, binaların ısınma giderlerini, izolasyonların belli aralıklar ile arttırılması suretiyle düşürmektir. Türkiye'nin önünde halen bu imkan bulunmaktadır. Zira mevcut izolasyon seviyeleri, Orta Avrupa Ülkelerinin dahi yarı seviyesinde bulunmaktadır

 

AVRUPA ÜLKELERİ İZOLASYON KALINLIKLARI (1990)

 

ÇATILAR

 

 

DUVARLAR

 

 

 

Mimar Korhan IŞIKEL

1948 yılında Ankara'da doğdu. 1971 yılında D.G S. Akademesi Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra Aydın Boysan Mimarlık bürosunda iki yıl Mimar olarak görev aldı. Askerlik görevi sında da mimarlık çalışmalarını sürdürdü. Yarımca Gübre Fab. Tevsi Inş. Ş. Şefliğinden sonra 1975 yılında İZOCAM firmasına Teknik Müşavir olarak girdi. Isı ve ses izolasyonu konusunda çeşitli çalışmaları olup bu konuda konferanslar verdi. Halen İZOCAM firmasında koordinatör olarak görevine devam etmektedir.