Header Reklam

AB Yeşil Mutabakatı ve Türkiye’ye Etkileri

20 Haziran 2021 Dergi: Haziran-2021
AB Yeşil Mutabakatı ve Türkiye’ye Etkileri

Avrupa Yeşil Mutabakatı (EU Green Deal), 11 Aralık 2019’da açıklanan iklim ve çevreyle ilgili zorluklarla mücadele konusunda Avrupa Birliği’nin önceki taahhütlerini daha geniş ve daha etkili bir şekilde yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir yol haritası.

Mutabakat kapsamında, 2050’de sera gazlarının net emisyon değerinin sıfırlanması (karbon nötr) hedeflerine ulaşmak için yeni stratejiler belirleniyor. AB, özellikle sera gazlarının azaltılmasının büyük çaba gerektirmesi sebebiyle, büyük kamu yatırımları ve özel sermayeyi iklim ve çevresel eylemlere yönlendirmek için birtakım aksiyonlar alacak. Sürdürülebilir bir gelecek için AB ekonomisini şekillendirmeyi odağına alan Avrupa Yeşil Mutabakatı, bunun için belirlediği hedef ve araçları ihtiyaçlar doğrultusunda zamanla güncelleyerek geliştirecek. Tanımlanan hedefler kapsamında bu gelişme stratejisi;

  • 2030 ve 2050 için AB’nin iklim hedeflerini artırmak,
  • Temiz, ulaşılabilir ve güvenli enerji sağlamak,
  • Temiz ve döngüsel bir ekonomi için endüstriyi harekete geçirmek
  • İnşaat ve yenilemede enerji ve kaynak verimli bir yol  
  • Tarladan sofraya: Adil, sağlıklı ve çevre dostu bir gıda sistemi tasarlamak
  • Toksik içermeyen bir çevre için sıfır kirlilik hedefi
  • Sürdürülebilir ve akıllı hareketliliğe geçişin hızlandırılması 
  • Ekosistemleri ve biyoçeşitliliği korumak 

olmak üzere 8 politika alanı altında kurgulanıyor.

Yeşil Mutabakat, AB’nin 2050’ye kadar net sera gazı emisyonlarının sıfırlandığı, ekonomik büyümenin kaynak kullanımından ayrıştırıldığı ve kimsenin ve hiçbir bölgenin geride bırakılmaması temel hedeflerini içeren stratejisiyle, emisyonları azaltırken iş imkânları yaratmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor.

Sınırda Karbon Düzenlemesi

Yeşil Mutabakat çerçevesinde karbon kaçağını (carbon leakage) azaltmak amacıyla “karbon sınır vergisi - sınırda karbon düzenlemesi (“SKD”)” (carbon border adjustment) mekanizmasıyla AB’de uygulanan iklim değişikliği politikaları ile uyumlu düzenlemeleri hayata geçirmemiş AB dışı ülkelerden gelen bazı mallar için getirilmesi planlanan ek yükümlülüklerin uygulanacağı bir sistemin geliştirilmesine ilişkin çalışmalar devam ediyor. Bu kapsamda Yeşil Mutabakat’ta seçili sektörler için getirilecek yükümlülükler, eşyanın karbon içeriği dikkate alınarak belirlenecek. Avrupa’ya ihraç edilen ürünlerden karbon içeriğine göre ton başına 30 ila 50 Euro arasında vergi alınması öngörülüyor. Bu öngörüler Avrupa Emisyon Ticaret sistemindeki cari karbon fiyatı referans alınarak belirlenecek. Halihazırda bu fiyat 40 Euro civarındadır. 2021 yılının ikinci çeyreğinde ise SKD’nin hangi sektörlere uygulanacağı konusunda Komisyon’un öneri vermesi bekleniyor. Yani AB, işbirliği içinde olduğu ülkelerden de bu kurallara uymasını bekleyecek. Dolayısıyla AB ülkeleriyle ithalat-ihracat yapan her ülkeyi ve sektörü ilgilendirecek bir konu bu. Tam da bu noktada altının çizilmesi gereken husus, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarının Avrupa olduğu gerçeğidir. AB, 2020 yılında 88 milyar dolar ile ihracatımızdan %42 oranında pay almakta olup toplam ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır. Bu nedenle Yeşil Mutabakat ile getirilen düzenlemeler ekonomimiz açısından hayati öneme sahiptir.

Türkiye açısından riskler ve fırsatlar

Karbon emisyonu azaltımında AB’ye yapılan ihracata uygulanacak söz konusu karbon vergisi ve eko etiketleme için yeni standartlar getirilmesi bu alanda uyum sürecini tamamlayamayanlar için ekstra yük demek. Buna göre, iyileştirme ve uyum çalışmaları yapılmadığı takdirde Türkiye ihracatta pazar kaybı yaşayabilir. Ayrıca, Yeşil Mutabakat’a göre AB, artık başka ülkelerle yapacağı ticaret anlaşmaları için aday ülkelerin Paris Anlaşması’nı “onaylama ve etkin bir şekilde uygulaması” ön şartını getiriyor. Diğer yandan Yeşil Mutabakat, Türkiye’nin düşük karbonlu üretimi desteklemesine ve bu şekilde yüksek karbonlu ülkelere göre avantajlı konuma gelerek, AB ülkelerine yaptığı ihracatta pazar payını artırmasına fırsat yaratabilir. Bu kapsamda Türkiye’nin karbon nötr hedefine uyumlu Ar-Ge projelerini desteklemesi, tüm sektörlerde temiz enerji yatırımlarına yönelmesi ve karbon sıfır üretim süreçlerine dönüşümü için uygun ekonomik ortam oluşabilir. Keza, Yeşil Mutabakat hedeflerine hızlı adapte olacak işletmelerin görece rekabet avantajı elde etmesi de mümkün. Ayrıca, Yeşil Mutabakat devletlerin ve kredi kuruluşlarının temiz enerji üretimine ve bu üretimi geliştirecek teknolojilere kaynak ayırmasını sağlayabilir. Bunun sonucu olarak üretim teknolojilerinde yaşanacak gelişmeler sürdürülebilir ve çevre dostu endüstri devrimini ülkemizde tetikleyebilir.

Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından bu yıl “Değişimin Yeni Paradigmaları” temasıyla sekizincisi gerçekleştirilen YEŞİL İŞ 2021 Zirvesi’nde de AB Yeşil Mutabakatı etraflıca konuşuldu. “Yeşil Mutabakat ve net-sıfıra giden yolda fırsatlar ve zorluklar” başlıklı oturumda konuşan Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve AB Genel Müdür Yardımcısı Bahar Güçlü, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın uluslararası ticarette oyunun kurallarını en baştan değiştireceği öngörüsüyle Bakanlık bünyesinde çalışmaları 2020 başında başlattıklarını söyledi. Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne ilişkin olarak Komisyon’a ülke görüşlerinin iletildiğini kaydeden Güçlü, “Türkiye’deki üreticilerin hiçbir şekilde Avrupa’daki benzerlerinden farklı bir muameleye tabi olmaması gerekiyor. Üreticilere bu sistemlere adapte olması açısından yeterli zaman verilmesi ve ek maliyet getirmemesi de önemli. Türkiye’nin bu politikalara uyumu, AB’nin değer zincirlerinin rekabetçiliği açısından da önemli ve ülkemizin AB fonlarından yararlanması gerektiğini düşünüyoruz. Gümrük Birliği ilişkimiz açısından da Avrupa’dan beklentimiz yakın bir diyaloğu tesis etmek. Yakın bir işbirliği sağlanabilmesi için çaba göstereceğiz” dedi. Türkiye’nin bir eylem planı hazırlığı yürüttüğünü belirten Güçlü, “İlk aşamada uygulanacak sektörlerde düşük karbonlu üretimi teşvik edecek yol haritaları hazırlanması, teşvik sisteminin gözden geçirilmesi, teknolojik altyapının geliştirilmesi için Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi, belgelendirmenin Türkiye’de yapılması ve AB’de tanınırlığının sağlanması, ülkemizde devam eden karbon fiyatlandırma mekanizmasına yönelik çalışmaların Sınırda Karbon Düzenlemesi esasında ele alınması gibi konular eylem planının belli başlı konularını oluşturuyor” dedi.

Aynı etkinlikte “İş dünyasının gelecek stratejileri” başlıklı oturumda konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Kemal Ebiçlioğlu da, Avrupa Birliği’nin 2019 yılında açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı ile sürdürülebilirliği merkeze alarak kararlı bir büyüme politikası başlattığını belirterek, “AB’nin yeni sürdürülebilirlik modelini, modern kaynak verimliliğine odaklanan rekabetçi bir ekonomi hedefi oluşturuyor. AB, Yeşil Mutabakat ile iklim değişikliğine yönelik mücadeleye yasal bir zemin kazandırarak, Paris Anlaşması ile uygulamasıyla küresel liderlik rolünü pekiştiriyor. TÜSİAD olarak AB Yeşil Mutabakat gelişmelerini yakından takip ediyor, bu konuda hazırlık ve çalışmalar yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeşil Mutabakat’ın konuşulduğu bir diğer etkinlik ise T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi, AmCham Türkiye (Amerikan Şirketler Derneği) ve SKD Türkiye (İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği) işbirliğiyle düzenlenen ‘Bölgesel Ticaret İlişkileri: Yeşil Mutabakat’ webinarı oldu. Webinarda Yeşil Mutabakat kapsamında Avrupa kıtası ve sanayisinin 2050 yılına kadar karbon nötr haline gelme hedefinin, Türkiye’nin uluslararası ticari bağları için barındırdığı fırsatlar görüşüldü. Türkiye’nin Yeşil Mutabakat’a uyum adımlarıyla sürdürülebilir ekonomiye geçişte yerini alarak teknoloji, ticaret ve üretim merkezi olmak için izlemesi gereken stratejilere vurgu yapıldı. Webinarda SKD Türkiye tarafından iş dünyasına yapılan Türkiye'de Düşük Karbonlu ve Döngüsel Bir Ekonomik Toparlanma İçin İş Birliği Çağrısı da yinelendi. Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu aracılığıyla yapılan altı maddelik çağrı, salgın sonrası sürdürülebilir, yeşil iyileşme için döngüsel ekonominin uygun bir çerçeve olarak benimsenmesini hedefliyor. Şubat 2021 yapılan çağrıya ilk yanıtı AmCham Türkiye vermişti. 

Türkiye’de Düşük Karbonlu ve Döngüsel Bir Ekonomik Toparlanma İçin İş Birliği Çağrısı, tüm iş dünyasını 6 ana maddede aksiyon almaya davet ediyor:
1. Sıfır atık ilkelerine ve döngüsel ekonomi stratejilerine bağlı kalmak,
2. Mevcut ölçüm araçları ile döngüsellik düzeylerine ilişkin farkındalığı arttırmak,
3. Ülke çapındaki döngüsel dönüşüme öncülük etmek,
4. Bilgi paylaşımı ile yeni iş birliklerinin güçlendirilmesi için Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformu’nun bir parçası olmak,
5. Yenilikçi finansal ürünlerle döngüsel ekonomiye geçişi desteklemek,
6. Avrupa Birliği (AB) döngüsel ekonomi sınıflandırmasını destekleyerek geniş çapta uygulanmasını sağlamak.

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, “İklim değişikliği, sonuçları itibarıyla sınır tanımayan küresel bir sorundur. Bu küresel sorunun olumsuz etkilerini en aza indirmek için zamanımız azalmaktadır. Dünyayı gelecek nesillere daha yaşanabilir şekilde bırakmak hepimizin görevidir. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik ortaya konulan gerek Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı gerekse diğer uluslararası gelişmeleri, küresel olarak düşük karbonlu bir üretim ve tüketim tarzını benimsememiz noktasında bir fırsat olarak değerlendirmemiz gerektiği görüşündeyim” şeklinde konuştu.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Ahmet İhsan Erdem yaptığı konuşmada, “Türkiye, Yeşil Mutabakat açıklanmadan uzun zaman önce enerji endüstrisini dönüştürmek için belirli politikaları uygulamaya başlamıştı. Yenilenebilir enerji, ülkemizin son on yılda büyük yatırımlar yaptığı önemli politika alanları arasında yer alıyor. Yeni ve sürdürülebilir yatırımlarla yenilenebilir enerjinin enerji üretimindeki payını yükseltmek ve enerji verimliliğini artırmak, Yeşil Mutabakat hedeflerine uyum sağlamada önceliğimiz” açıklamasında bulundu.

“Ülkemizin iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik programlarına entegrasyonuna aktif destek sağlamak derneğimizin öncelikleri arasında yer alıyor” diyen AmCham Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi, PwC Türkiye Ortağı Haluk Yalçın, “Küresel olarak yeşil ekonomiye geçiş sürecini hızlandırmaya yönelik her gün daha fazla adım atıldığını görüyoruz. Bu nedenle Yeşil Mutabakat’a uyumun ülkemizin küresel ticaret ve yatırımdan aldığı payı artırmasına destek olacağına inanıyoruz. AB’nin mutabakat kapsamındaki Sınır Karbon Vergisi Mekanizması çerçevesinde iklim değişikliğine yönelik politikaları, AB-Türkiye ticaret ilişkilerinde büyük bir etkiye sahip olabilir. AmCham Türkiye olarak, Türkiye’de faaliyet gösteren Amerikan şirketleri temsil etsek de, üyelerimizin çoğu AB ülkeleriyle Türkiye üzerinden ticaret yaptığı için Avrupa Birliği politikalarıyla da yakından ilgileniyoruz. Stratejik coğrafi konumu ve AB ile Gümrük Birliği ile Türkiye’nin Yeşil Mutabakat politikası kapsamında küresel değer zincirleri için büyük fırsatlar sunduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.

SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı, Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin ise, “SKD Türkiye olarak, AB Yeşil Mutabakat’ın en önemli gündem maddelerinden biri olan döngüsel ekonomi konusunda ülkemizin potansiyeline inanıyor ve bu alanda rehberlik etmekten memnuniyet duyuyoruz. Ülke olarak küresel ekonominin bir parçası olmaya devam etmemiz yeşil dönüşüm yolunda ilerlememize bağlı. Bu dönüşüm sürecinde iş dünyasına büyük bir sorumluluk düşüyor” dedi. Türkiye Döngüsel Ekonomi Platformuna da değinen Edin, “Büyük bir kararlılıkla etki alanını git gide genişlettiğimiz Döngüsel Ekonomi Platformu’na bugüne kadar yapılan çalışmaların neticesinde 24 farklı sektörden 170 üye katıldı. Platformda gerçekleştirilen işlemler sayesinde ise 1 milyon 400 bin Euro değere karşılık gelen 13 bin tona yakın malzemenin geri kazanılması sağlandı. Bu kadar kısa sürede ülkemize bu şekilde somut bir fayda sağlayabildiğimiz için kıvanç duyuyoruz” şeklinde konuştu.

ab-yesil-mutabakatiYeşil Mutabakat’ın etkileyeceği sektörler

AB’nin sera gazı emisyonlarının %75’inden fazlası; enerji üretimi ve kullanımından kaynaklanıyor. Bu nedenle yenilenebilir enerjili ürün ve sistemler ile yenilenebilir kaynaklardan enerji üretimi, en önemli iki başlık. Döngüsel ekonomi eylem planı çerçevesinde “sürdürülebilir ürünler” de ön plana çıkacak. Ürünlerinin “çevre dostu” olduğunu iddia edenler ise bu iddiayı kanıtlamak zorunda.

Enerji sektörü

Enerji sektörü AB’nin Yeşil Mutabakat kapsamında belirlediği hedeflere ulaşmak için belirlediği alanlar arasında öne çıkmaktadır. Avrupa ekonomisine bakıldığında enerji üretiminin, tahvilinin ve dönüşümünün AB’deki toplam karbon salımlarının %75’inin kaynağı olduğu görülüyor. Bu nedenle AB’nin enerji sektörü için Yeşil Mutabakat kapsamında belirlediği hedeflere ve atmayı planladığı somut adımlar şöyle:

  • Yenilenebilir enerji: 2030 yılında enerji kaynaklarının %32’sini yenilenebilir enerjiye dönüştürme
  • Enerji verimliliği: Sera gazı salımlarına etkisi itibarıyla 2030 yılında %32,5 enerji verimliliği hedeflenmektedir.
  • Yönetim düzenlemeleri: Her üye ülkeden 2021-2030 yıllarını kapsayacak şekilde 10 yıllık ulusal enerji ve iklim planı hazırlanması beklenmektedir.
  • Elektrik piyasaları regülasyonu: Uygun altyapıların geliştirilmesiyle AB genelinde entegre bir enerji piyasası kurulması hedeflenmektedir.

AB bu hedefler doğrultusunda atılması gereken somut adımları da ortaya koymaktadır. Bu kapsamda AB tarafından alınacak aksiyonlar ise şöyledir:

  • Akıllı sektör entegrasyonu: Bu strateji kapsamında elektrik, gaz, binalar, endüstri ve ulaşım gibi çeşitli enerji sektörleri karbon salımlarını azaltmak amacıyla entegre edilecek ve bu doğrultuda, fosil yakıt kullanımının yenilenebilir elektrik enerjisi ile yer değiştirmesi, elektrifikasyonun mümkün olmadığı alanlarda ise, düşük karbonlu yakıtların kullanılması
  • Açık deniz ve yenilenebilir enerji: Açık denizde bulunan rüzgârın kuvvetini ve dalgaların hareketiyle birlikte ortaya çıkan enerjinin, modern teknolojilerle birlikte kullanıma sunulması
  • Karbon nötr hedefi doğrultusunda devamlılığı sağlamak için, enerji altyapısında var olan düzenlemelerin revize edilmesi ve bu şekilde krizlere karşı dayanıklı ve daha entegre bir enerji altyapısının kurulması
  • Yeşil Mutabakat ile birlikte tüm enerji tedarik zincirlerinde, temiz enerjinin ulaşımını kolaylaştırmak ve binalardaki enerji tasarrufunu artırmak adına dijitalleşmenin teşvik edilmesi
  • “Bataryalar için Stratejik Aksiyon Planı” (Strategic Action Plan on Batteries) çerçevesinde Avrupa’daki enerji depolama kapasitesi artırılması

Sera gazı salımlarının %70’inden fazlasını enerji sektörüne borçlu olan Türkiye, AB’nin tasarladığı eylem planlarından kendi enerji endüstrisini daha yeşil ve sürdürülebilir hale getirmek adına faydalanabilir. Ayrıca elektriğin yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesi her sektör için ciddi derecede önemlidir. Zira ülkemizden AB’ye ihracat yapan her sektör yoğun enerji kullanmakta. Bu enerjinin fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesi her sektörün karbon emisyonunu azaltmasını, buna bağlı olarak karbon vergisi maliyetinin düşmesini sağlayacaktır. Bunun sonucu olarak ülke çapında elektrik üretiminin yenilenebilir kaynaklardan sağlanması tüm sektörlerin ihracatına olumlu etki yaratacak ve Türkiye ihracatının rekabet gücünü artıracaktır.

Çimento, demir-çelik ve yapı sektörü

Yeşil Mutabakat kapsamında AB Komisyonu tarafından yoğun bir şekilde eski ve verimli olmayan binaların yenileneceği üzerinde duruluyor. Bu yenileme işlemleri sırasında ise döngüsel ekonomiye katkısı olacak materyal kullanımı ön plana çıkmakta. Bu gelişmenin çimento ve yapı sektörü için yeni fırsatlar doğuracağı öngörülebilir. Bu kapsamda demir-çelik ve çimento gibi yoğun enerji endüstrilerinin karbon ayak izinin tutulması ve modern teknolojilerle emisyonunun azaltılması gerek.

SKD’nin ilk olarak ticaret hacmi yüksek olan klinker (çimento ana hammaddesi), kireçtaşı (lime) ve alçı (plaster) sektörlerini kapsama alarak yürürlüğe gireceği bekleniyor. İlerleyen aşamalarda ise kâğıt, organik kimyasallar, cam ve seramik ürünleri, kok, gübre, rafineri ürünleri, temel demir-çelik ürünleri ve alüminyum gibi ürünler kapsama alınabilir.

AB pazarına yapılan ihracat kaynaklı karbon salımı için ödenecek vergiden en çok çimento sektörünün etkileneceği öngörülmektedir. Sektörel karbon verimliliği göz önüne alındığında, AB ile ihracatta karşılaşılması muhtemel gelir kayıpları (karbon fiyatının ton başına 30 ya da 50 avro olması durumuna bağlı olarak) çimento sektöründe %13,2 - %22; demir-çelik’te %1,7 - %2,8 olarak hesaplanmaktadır. 

Ayrıca SKD’nin olumsuz makroekonomik etkilere yol açabileceği, ancak bu olumsuz etkilerin üreticilerin karşılaştığı diğer vergilerde (örneğin istihdam vergilerinde) bir hafifleme ile dengelenebileceği ve böylelikle ortaya koyulabilecek çevre politikasının aslında bir kazanıma dönüşebileceği de değerlendiriliyor.

İklimlendirme sektörü

Eurovent de Avrupa’yı 2050’ye Kadar İklim Açısından Nötr İlk Kıta Yapacak Avrupa Yeşil Anlaşmasını Destekliyor. Yeşil teknolojilere yapılan cesur yatırımlar, inovasyona yapılan destekler ve iklim dostu endüstriler için destek ile politika paketi, Avrupa HVACR sektöründeki işletmeler için yeni büyüme perspektifleri ve endüstrinin temiz ve sürdürülebilir alanlarda küresel liderler olarak konumunu güçlendirme potansiyeli sunuyor. Avrupa Yeşil Anlaşması’nın temel direklerinden biri, yenilenebilir kaynaklara geçişi ve enerji verimliliğine öncelik vermeyi içeren temiz enerji taahhüdü. Bu amaçla, CDU üyesi Alman siyasetçi ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Gertrud von der Leyen, Enerji Verimliliği Direktifi ve Yenilenebilir Enerji Direktifinin gözden geçirilmesini ve yeni bir iddialı Ecodesign çalışma planının ve döngüsel ekonomi eylem planının hazırlanmasını zorunlu kıldı. Ekotasarım ve Enerji Etiketleme düzenleyici çerçevesi daha fazla ilgi görecek ve döngüsel ekonomi ile yaşam döngüsü değerlendirme unsurlarını entegre edecektir. AB’deki enerji tüketiminin %40’ı binalara atfedilebilir ve bu da yapı sektörünü yeni Komisyonun karbondan arındırma stratejilerinin en önemli hedeflerinden biri haline getirir. En son 2018’de gözden geçirilen EPBD, büyük olasılıkla yine Yapı Malzemeleri Yönetmeliği gibi von der Leyen’in yetkisi altında incelemeye tabi olacaktır.

Avrupa Yeşil Anlaşması, AB’nin bina stokunun 2050 yılına kadar karbondan arındırma yolunda olmasını sağlamak için bina yenileme oranlarını iki hatta üç katına çıkarmayı ve bina dijitalleşmesini hızlandırmayı hedefliyor. Yeni Komisyon ayrıca, WHO yönergelerine uygun olarak hava kalitesi standartlarını cesurca taahhüt etti. Temiz hava, sağlık için temel öneme sahiptir. Bu konu hâlâ yeterince iyi anlaşılamıyor. Eurovent, insanların zamanlarının çoğunu geçirdikleri iç mekânlarda temiz havanın önemini vurgulamaya devam edecek ve sadece temiz ortam havasına değil, İç Hava Kalitesine de gereken değeri veren AB politikaları için baskı yapmaya devam edecektir. Eurovent’in Eski Başkanı Naci Şahin şunları söyledi: “Eurovent, Avrupa Yeşil Anlaşması girişimlerini güçlü bir şekilde desteklemektedir. Yapı mühendisliği sektörünü daha da sürdürülebilir kılmayı, piyasada bulunan en iyi teknolojilerin ve en verimli ürünlerin alımını teşvik etmeyi ve Ar-Ge faaliyetlerine daha fazla yenilik ve yatırımı teşvik etmeyi vadediyorlar. Zaten bugün, enerji açısından en verimli ısıtma, soğutma ve havalandırma ekipmanı AB’de pazarlanmaktadır. Avrupa Yeşil Anlaşması, Avrupa HVACR endüstrisinin yarının yapılı çevrelerinde oynama rolünü güçlendirmesini sağlamayı vadediyor.” Eurovent, Yeşil Yeni Anlaşma’nın geliştirilmesine eşlik etmek ve ortak iklim nötrlüğü hedeflerimize ulaşmak için cesur liderliğini eşleştirmek için Avrupa Komisyonu ile yakın bir şekilde çalışmayı dört gözle bekliyor. 

Tarım ve gıda sektörü

Avrupa Yeşil Mutabakat kapsamındaki “tarladan sofraya” stratejisi gelecek 30 yıl içerisinde AB’nin tarım ve gıda stratejisinin temelini oluşturmaktadır. Bu çerçevede gıda üretimini, nakliyesini, dağıtımını, pazarlamasını ve tüketimini kapsayan gıda zincirinin, bağlı olduğu kara, tatlı su ve deniz ekosistemlerini korumasıyla çevresel etkinin azaltılması hedeflenmektedir. Buna ek olarak, iklim değişikliğini hafifletmeye ve etkilerine uyum sağlamaya yardımcı olmak; arazi, toprak, su, hava, bitki ve hayvan sağlığı ve refahını korumak, biyolojik çeşitlilik kaybını ve atıkları azaltmak azaltmak için yeni politikalar belirlenmesi bu çerçevenin öne çıkan hedeflerindendir. 2030’a kadar tarım arazilerinin en az %25’inin organik tarım yöntemleri kapsamında olması amaçlanmakta ve bu kapsamda AB tarımsal gıda teşvik politikası geliştirilmektedir. Tarımsal gıda teşvik politikası hem AB iç pazarında hem de AB’ye ticaret gerçekleştiren ülkelerde kalite standartlarını teşvik edecektir. Bu doğrultuda Türkiye’nin de organik tarıma geçmesi ve karbon emisyonunu azaltmak için elektrikli traktörlerin kullanımını yaygınlaştırması bu hedeflere uyum sürecine katkı sağlayacaktır. Türkiye’den AB’ye yapılacak ihracatlar için önem arz eden başka bir husus ise Komisyon’un geliştirmeyi planladığı, zorunlu paket önü etiketlemesidir. Bu doğrultuda gıda ürünlerinin beslenme, iklim, çevresel ve sosyal yönlerini kapsayan sürdürülebilir bir gıda etiketlemesi sunulacaktır. Söz konusu etiketleme “tarladan sofraya” stratejisi doğrultusunda tüketicinin sağlık bilinciyle gıda seçimini yapmasını sağlayacaktır. Komisyon şu ana kadar herhangi bir etiketleme modeli önermemiştir, ancak 2022 yılının sonuna kadar tarladan sofraya stratejisine uygun bir model sunması beklenmektedir. AB sürdürülebilir gıda sistemlerine yönelik küresel hareketi desteklemek için diğer ülkeler ve uluslararası oyuncularla işbirliği yapacağını belirtmektedir. Bu doğrultuda Horizon Europe kapsamında gıda, biyo-ekonomi, doğal kaynaklar, tarım, balıkçılık, su ürünleri yetiştiriciliği ve çevre konularında Ar-Ge’ye 10 milyar euro yatırım yapılacaktır. Yeşil Mutabakat kapsamında ele alınan bir diğer konu ise, metan salımının azaltılmasıdır. Metan, iklim değişikliğine etkisi açısından en önemli ikinci sera gazı ve tüm sera gazı salımlarının %10’unu oluşturmaktadır. Tarımsal üretim ve gıda sektörü de en çok metan salımı yapan sektör olarak öne çıkmaktadır. Bu yüzden, metan salımlarının ölçümü ve raporlanması gündeme gelmektedir. Türkiye’den AB’ye ihracat yapanların bu doğrultuda metan gazı ölçümlerini ve raporlamasını sağlayacak bir sistem oluşturmaları ve yeni yapılacak yatırımları metan salımını göz önüne alarak yapmalarında fayda olacaktır. 

Ambalaj ve paketleme 

Komisyon’un 2030 itibarıyla her türlü ambalaj ve paketlemenin biyolojik olarak çözünür ve bitki bazlı plastiklerden sağlanması yönünde uygulamaları teşvik edeceği ve tek kullanımlık plastiklere yaptırımlar getireceği vurgulanıyor. İhracatçıların ambalaj ve paketleme konularında da değişime gitmeleri gerekebilecektir.

Tekstil sektörü

AB’nin 2021 yılının üçüncü çeyreğinde yayımlaması beklenilen kapsamlı sürdürülebilir tekstil stratejisi, sektörün geleceği için yol haritası çizecek. Bu stratejinin tekstil ihracatçıları tarafından yakından takip edilmesi gerek. AB’nin mevcut stratejisinde ise tekstil ürünlerinin geri dönüşüme uygun olmasını, eko tasarım önlemlerinin geliştirilmesini, ikincil hammaddelerin alımının artırılmasını ve zararlı kimyasallarının azaltılmasını desteklediğini görüyoruz. Ayrıca tekstil sektöründe de yaygın olarak kullanılan tek kullanımlık plastiklerin ve geri dönüştürülemeyen paketleme materyallerine yaptırımlar getirileceği de öngörülebilir. Bu doğrultuda AB’ye ihracat yapan Türkiye tekstil sektörünün iplik ayrıştırma teknolojileri geliştirmesi, pamuk alternatifi iplik malzemelerinin kullanım payını artırması, biyolojik olarak çözünür ve bitki bazlı ambalajlama kullanılması ve geri dönüşüme olanak sağlayacak tedarik zincirleri oluşması Türk ihracatçıları ticarette avantajlı konuma getirecektir.

Bunların yanı sıra elektronik ürünlerde dayanıklı ve tamiri mümkün, uzun süre kullanım ömrü sunan ürünler tercih edilecek. Ulaştırma sektöründe emisyonların %90’ının 2050’ye kadar azaltılması gerekiyor. Gübre ve antibiyotik kullanımının yanı sıra kimyasal böcek ilaçlarının kullanımını ve riskini önemli ölçüde azaltmaya yönelik önlemler alınacak. Taşıma, depolama, paketleme ve gıda atıkları konusunda harekete geçilerek, gıda işleme ve perakende sektörlerinin çevresel etkilerinin azaltılması hedeflenecek. Komisyon, 2021’de hava, su ve toprak için sıfır kirlilik eylem planını kabul edecek. Binalar, tüketilen enerjinin %40’ını oluşturduğundan verimsiz binaların yenilenebilmesi için AB üye devletlerinin kamu ve özel binalarında bir renovasyon hareketi başlatması bekleniyor. Ayrıca, büyük endüstriyel tesislerden kaynaklanan kirliliği ele almak için AB kuralları gözden geçirilecek. Yani AB Yeşil Mutabakatı, tarımdan ambalaja, enerjiden inşaat sektörüne, ulaşım-lojistik sektöründen karbon piyasasına kadar her şeyi etkileyecek. Bu da önümüzdeki süreçte tüm dünyada çok çetin bir enerji verimliliği ve karbonsuzlaşma yarışının olacağına işaret ediyor. 
 
AB ile ticari ilişkisi olan her devletin bu yarışın içinde olması gerek. Ayrıca Green Deal çerçevesindeki fonlar, sadece AB ülkeleri ile sınırlı değil, sürece hızlı uyumlanabilen, devletlerin, sektörlerin bu fonları kullanabilmek için projeler geliştirmesi şart. Kaldı ki Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı AB olduğundan konu, Türkiye için kritik öneme sahip. AB’ye yapılan ihracata uygulanacak karbon vergisi ve eko etiketleme için yeni standartlar getirilmesi bu alanda uyum sürecini tamamlayamayanlar için ekstra yük demek. İyileştirme ve uyum çalışmaları yapılmadığı takdirde Türkiye ihracatta ciddi pazar kaybı yaşayabilir. Yeşil Mutabakat, Türkiye’nin düşük karbonlu üretimi desteklemesine ve bu şekilde yüksek karbonlu ülkelere göre avantajlı konuma gelerek, AB ülkelerine yaptığı ihracatta pazar payını artırması için fırsat da yaratabilir. İklim değişikliği ekonomisi, çevre konularında uzmanlaşmış İngiltere merkezli bir danışmanlık şirketi olan Pengwern Associates’ın kurucusu John Ward “AB’nin iklim-karbon nötrlüğü arayışında Türkiye için önemli fırsatlar var. En açık şekilde, karbondan arındırma, yenilenebilir enerjide büyük artışlar gerektirecektir. Türkiye'nin bol yenilenebilir enerji kaynakları, bu talebin karşılanmasında çok önemli bir rol oynayabileceği anlamına geliyor. Enerji kaynaklarının Türkiye için stratejik bir zorluk ve risk olmaktan çıkıp büyük bir güç ve fırsat haline geldiği bir gelecek öngörmek mümkündür” diyor. 

Dış pazarlara açılma konusunda hevesli olan firmalar, ciddi bir Ar-Ge hamlesi planlamalı, karbon ayak izlerini mümkün olduğunca küçültmeli. Getirilen karbon vergileri, ürünlerin fiyat rekabeti avantajını ortadan kaldıracak çünkü. Ayrıca COVID-19 pandemisinin ardından sarsılan ülke ekonomilerinin toparlanabilmesi için yenilenebilir enerji yatırımları ve bu sayede küçülen karbon ayak izleri, yeni pazarlara açılma ve küresel rekabet pazarında var olabilmek için çok kıymetli bir anahtar…

Alınabilecek önlemler

Mutabakat’ın getirdiği düzenlemelere ve yeniliklere uyum sağlamak ve bu şekilde rekabetçi konumunu korumak amacıyla ihracatçıların alabileceği genel önlemler şu şekilde özetlenebilir:

  • SKD düzenlemesine yönelik ülke çapında ve şirketler özelinde hazırlıklar yapılmalı ve bu konuda AB’nin çıkaracağı düzenlemeler yakından takip edilmeli
  • Şirketlerin karbon salımının ölçülmesi ve düzenli olarak raporlanması için bir sistem oluşturulmalı
  • Şirket içinde karbon salım muhasebesi oluşturulmalı ve karbon vergisinin getireceği ek maliyetler ortaya konmalı
  • Yeni yatırımlar Yeşil Mutabakat hedefleri ve karbon salım oranları göz önüne bulundurularak yapılmalı
  • Modern teknolojiler kullanarak karbon salımı, enerji tüketimi ve atıklar azaltılmalı
  • Üretim süreçlerinde sürdürülebilir ve geri dönüştürülebilir malzemeler kullanılmalı
  • Hem üretim hem dağıtım sürecinde temiz ve yenilenebilir enerji tercih edilmeli

Diğer yandan bu konuda aksiyon alması gereken sadece özel sektör değildir. Zira üretim ve dağıtım süreçlerinde bütün ipler ihracatçıların elinde değildir. Karbon salımını azaltacak birçok unsur devlete bağlıdır. Bu kapsamda devlet düzeyinde alınabilecek önlemler arasında şunlar sayılabilir:

  • Ülke genelinde karbonsuzlaşma politikası belirlenmeli ve bu politikanın etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalı
  • Enerji sektöründe AB’nin koyduğu hedefler ve aldığı aksiyonlar takip edilmeli ve enerji sektörü yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirilmeli
  • Yeşil Mutabakat’a uyum amacıyla yapılacak yatırımlar için ulaşılabilir kredi imkânları ve teşviklerin sağlanması
  • Avrupa’nın sunduğu Horizon 2021 gibi fonlardan yararlanılması
  • Türkiye’deki ihracat yapan sektörlerin yeşil üretime geçişine ilişkin uluslararası alanda reklamının yapılması.

Kaynaklar
1) Termodinamik dergisi
2) Yeşil Düşünce
3) NTV
4) WWF
5) Rekabet ve Regülasyon
6) Sözcü 
7) European Comission
8) Euroheat
9) HVAC Informed
10) European Comission
 


Slider Altına