Başkasının malını alan, talan eden kimseye artık 'çapulcu' değil, 'plaçkacı' diyebileceğiz

05 Aralık 2013 Dergi: Aralık-2013
Malum 2013’ü de geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Şöyle bir ardımıza bakıp 2013’e imzasını bırakan olaylara bir göz atalım dedik. 2013’te üç ay tutulması, iki güneş tutulması yaşanmış. 120 kilo güreşçimiz Taha Akgül serbest stilde Avrupa Şampiyonu olmuş. Alkol ile ilgili düzenlemeleri de içeren Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek gece saat 22.00'den sonra perakendede alkol satışı yasaklanmış. Asya ile Avrupa arasında denizin altından demiryolu ulaşımını sağlayacak Marmaray, 21. yüzyılın “underground” cini olarak törenle açılmış. Türkiye ile Japonya arasında Sinop'a yapılacak nükleer santral yapımı için imzaları atmışız. Devlet nişanlarından ve bazı kamu tabelalarından T.C. ibarelerini “lüzumsuz” görüp kaldırmışız. ABD’de çocuklar her sabah “Amerika Birleşik Devletleri bayrağına temsil ettikleri cumhuriyete… herkese özgürlük ve adalet sağlayan bölünmez bir ulusa bağlılığıma yemin ederim” diyerek eğitim hayatlarına başlarken 1933’ten beri var olan Andımız’ı da “lüzumsuz” bularak kaldırmışız. Ama bence, 2013’e fosforlu kalemle imzasını koyan olay, Türkçe’nin bir sözcüğünün başkalaştırılması olmuştur. 2013 Haziran’ından sonra başkasının malını alan, talan eden kimseye artık “çapulcu” değil, “plaçkacı” diyebileceğiz. İdeolojik savaş alanında dilin değişime uğramasına yabancı değiliz aslında. İktidarlar “kreatif-yaratıcı” olmaktan çok “tekrarcı” bir tarzı seviyor.
İttihatçıların 1909 yılında 31 Mart ayaklanmasını bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmay başkanlığındaki Hareket Ordusu’na Necip Fazıl, “çapulcu sürüsü” demişti. Sarkozy, 2005 ayaklanmasının arifesinde “it kopuk sürüsü” olarak tanımladığı banliyö gençleri için olaylar devam ederken “voyou” demişti yani; “çapulcu”. Osmanlı elit’leri Paris Komünü sırasında isyancılara “yağmager” demişti, yani; “çapulcu”. Dilin anlam tabakasıyla ilgilenen bilim dalına anlam bilimi “semiyoloji” adı veriliyor. Her bir kelimenin manası, karşıladığı bu nesne veya olay hakkındaki kavramla sıkı sıkıya bağlı. Eğer bir kelimenin manası, o dili kullanan herkes için aynı değilse o zaman bu kelimeler dilde fazla barınamıyor ve kullanım dışında kalıyor. Biz de de 2013 yılında “çapulcu” sözcüğü anlamı dışına firar ederek sıvıştı, kaçtı. Çapul TV, Çapulcu Halk Partisi, The Çapulcu bilgisayar oyunu, Çapulcu Şarkıları, Çapulcu Sözlüğü oluşturuldu, kuruldu ve anlamının dışında bir “Çapulcu literatürü” oluştu. Bu süreci sadece ulusal değil, uluslararası tepkiler de destekledi. Medyacı olarak yakından takip ettiğimiz ABD'li siyasi düşünür ve dilbilimci Noam Chomsky, Gezi Parkı eylemlerine destek için çektiği videoda yer alan pankarta "I am also a çapulcu in solidarity. RESISTANBUL" yazdı. Tabii Fethullah Gülen’in, yaptığı bir konuşmada, "eylemcilere çapulcu demeyin" açıklamasını da unutmuyoruz. Boğaziçi Caz Topluluğu’nun “Çapulcu musun vay vay” şarkısının ardından gelişen listeyi pas geçip Türk Dil Kurumu’nun açıklamasında küçük bir mola veriyoruz: Hayır, sözlükte "çapulcu" kelimesinin anlamında herhangi bir değişiklik yapmadık diye gazetelere beyanat vermişler.
Tarih, kitabında tüm dünyada benzer kurallarla sayfalarını artırıyor ama söz konusu olan yer Türkiye ise Hakan Günday’ın son kitabı “Daha”nın arka kapak tanıtımındaki sözü tekrarlamak isterim: “Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim”.
2014 için tüm okurlarımıza mutlu, sürdürülebilir refah ve sağlık dolu bir yıl dilerken, algılarımızın, kavramlarımızın erozyona uğratılmayacağı bir yıl olmasını da gönlümden geçiriyorum.

Etiketler