Header

Bahri Türkmen Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti. Firma Sahibi Bahri Türkmen: 'Her binayı sertifika alacakmış gibi planlamak gerekiyor, çünkü sertifikasyonun gereklilikleri, aslında sağlıklı bir binanın gerektirdikleridir'

05 Aralık 2011 Dergi: Aralık-2011

Hayat felsefem kendimi aşmaktır

 

Ben 1976 Ocak'ta Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden mezun oldum, 1978'in sonuna kadar Celal Okutan Mühendislik Bürosu'nda çalıştım. Daha sonra bir arkadaşımla ortak yirmi iki sene süren bir iş ortaklığımız oldu ve 2000 yılında ondan da ayrılarak Bahri Türkmen Mühendislik Müşavirlik Ltd. Şti.'ni kurdum. Mühendis olarak, enerji performansını artırmamız, enerji tüketimini azaltmamız, işletme maliyetlerini minimize etmemiz gerektiğine inanıyorum. Bir Türk vatandaşı ve mühendisi olarak öncelikli hedefimiz bu.

Bugüne kadar çok sayıda başarılı tasarıma imza attık. Şu anda da mekanik tesisat tasarımını  yapmakta olduğumuz Şişli Okmeydanı Hastanesi ve Göztepe Hastanesi var. Bunlar aşağı yukarı 800 yataklı, her biri ortalama 300.000 metrekare ve en son teknolojiye göre yapılıyor. Yurtdışında da çok sayıda projede yer aldık. Yurtdışına gittiğimiz zaman bir firma veya bir mühendisin ömür boyunca sadece hastane projesi yapabildiğini görüyoruz ama Türkiye'de böyle bir şansınız yok. Bunun aslında dezavantajlarının yanı sıra avantajları da var; her proje için farklı çözümler üretmek durumunda kaldığınızdan çok ciddi tecrübe kazanıyorsunuz. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu, CER Modern Müzesi, MAN Motor Fabrikası, Konya Dedeman Oteli, Ankara Divan Oteli, çok sayıda hastane projesi gibi çok geniş bir yelpazede bina türlerinde çalıştığımız için edindiğimiz tecrübe de büyük.

Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Rusya, Ürdün, Cezayir, Belarus, Venezüella, Nijerya, Bangladeş gibi ülkelerde de tasarım yapıyoruz. Yabancı bir ülkede proje yapmak çok zor. Çünkü her seferinde o ülkenin standartlarını öğrenmek, mücadele etmek gerekiyor. Burada en ciddi sorunlardan biri devletin yurtdışında herhangi bir destek vermemesi. Ne yapıyorsak kendi imkanlarımızla yapıyoruz. Ama benim hayat felsefem, kendimi aşmaktır. İşimi de severek yaptığımdan ki bu bence başarının olmazsa olmaz kriteridir; yurtdışı projeleri bizi korkutmuyor.

 

Grup çalışmaları çok başarılı projeler doğuruyor

 

Dünyanın hiçbir yerinde sırf mekanik tesisat tasarım ofisi diye bir şey yok artık. Hep mimari, elektrik, statik, tesisat, bir müşavirlik firması olmak üzere bir grup çalışması söz konusu. Böylece çok sağlıklı projeler ortaya çıkıyor. Türkiye'de ise birbirlerinden bağımsız çalışan ofisler var. Bu firmaların bir araya gelmeleri halinde daha büyük işler yapabileceğimizi düşünüyorum. Bunun dışında eleman sirkülasyonu da ciddi bir sıkıntı... Her seferinde emek verip yetiştirdiğiniz kişilerin firmadan ayrılması ve yerine gelen kişinin baştan yetiştirilmesi konusu büyük bir zaman ve emek kaybına sebep oluyor. Türkiye'de ara elemanlar ne yazık ki okullarda değil, piyasada yetişiyor. Çok değerli arkadaşlarımız var elbette ama bunların sayısının artması, eğitim olanaklarının gelişmesiyle doğru orantılı. Bunun önümüzdeki süreçte gerçekleşeceğini ve sektörümüzün böylece çok daha hızlı yol alabileceğini umuyorum.

 

Türkiye'nin ilk LEED Platinum Sertifikalı Binası Eser Holding

 

Referanslarımız arasında yer alan Ankara Eser Holding Binası, Türkiye'nin ilk; dünyanın ise sayılı LEED Platinum belgesine sahip binası. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Pamir, Ankara Eser Holding binasının mimari projesini yapan kişi. ODTÜ'nün mimarlık fakültesine bağlı MATPUM araştırma enstitüsü danışmanlarından Arif Künar, Dr. İbrahim Çakmanus ve Prof. Dr. Birol Kılkış ise proje sürecinde yer alan diğer kıymetli hocalarımız. Bu süreçte mal sahibinin ikna edilmesi, başlangıçta Haluk Hoca ve bu ekip tarafından yapılmış. Projeye ben daha sonra dahil oldum. Projenin yeşil bina olarak tasarlanması konusunda Eser İnşaat'ın sahibi Sayın İlhan Adiloğlu ve Can Adiloğlu çok duyarlı davrandılar.

Bilim adamlarından oluşan ekibimizin ve çok deneyimli profesyonel bir kadromuzun olması ve bilinçli bir işverenimizin olması, bizim için çok büyük bir şanstı. Proje ile ilgili yaptığımız her toplantıda yaklaşık otuz kişilik bir ekip, görüşlerini bildirdi, olması gerekenler konuşuldu, tartışıldı ve ardından LEED sertifikası alma hedefi konuldu. Böylece LEED uzmanları da işin içine dahil oldular. Profesör Birol Kılkış Hocamızın geliştirdiği konseptin mekanik tesisat projesi haline getirilmesini biz üstlendik. Burada önemli olan şey, en az enerji ile maksimum fayda yaratabilmekti. Dolayısıyla klasik çözümler yerine mühendislik konseptini ortaya koyarak daha doğru ve enerji verimi yüksek sistemlerin oluşturulması konusuna yoğunlaştık.

Sistemlerin maksimum verimle kullanılması için çok iyi otomasyona sahip olmaları gerekiyor. Genellikle mal sahipleri inşa edilecek binayı kendisi kullanacaksa, belli cihaz ve sistemlerin kullanımı konusunda ikna sürecinde bir sorun yaşamıyoruz. Ama yap-sat mantığı ile inşa edilen binalarda ne yazık ki bu süreç biraz sancılı olabiliyor. Eser İnşaat ile çalışmamızda böyle sorunlar yaşamadık. Mühendisçe yaklaşımlarla klasik sistemlere göre daha akıllı cihazlar seçildi.

Eser binasında LEED belgesi almak hedeflendiği için bütün olanaklar kullanıldı. Maksimum yükün yarısını kojen sistemiyle yarısı ısı pompasıyla karşılandı. Isı pompası düşük ısılı sıcak suyu, su soğutmalı VRF sisteminde kullandı. Dolayısıyla orada ürettiğimiz sıcak suyun ısısını tekrar kullanmış olduk. Su soğutmalı VRF kullanıldığında bina içinde oluşabilecek ısıyı hiçbir şekilde dışarı atmıyorsunuz. Mesela alışveriş merkezlerinde orta kısımda yer alan kuyumcular yaz-kış soğutma sistemine ihtiyaç duyuyor. Kuyumcu mağazasını soğuturken, üretilen ısıyı çevre mağazaların ısıtmasında kullanabiliyorsunuz. Bu sistemin COP değerleri çok yüksek. Eser binasında da bu çözüm kullanıldı. Öte yandan ısı pompaları, elektrik üretiminde kojen sistemi, kojen sisteminin atık ısısı da kullanıldı. Böylece enerjiyi neredeyse hiç kaybetmemiş oluyorsunuz.

Klima santrallerinin verdiği temiz havayı dönüş havasından kontrol ederek ihtiyaca göre hava miktarını azaltıp çoğaltıyorsunuz. Eğer dönüş havası temizse, karbondioksit oranı düşükse bu demektir ki içeride insan sayısı az. Sistem bunu algılıyor ve cihazın kapasitesi kademeli olarak düşüp-yükseliyor. Ama hiçbir zaman durmuyor. Çünkü cihazlarda enerjinin büyük çoğunluğu dur-kalk sırasında harcanır. 

Binadaki bütün klima santralleri ısı geri kazanımlı seçildi. Bütün klima havalandırma santrallerinin fanları, sirkülasyon pompalarının motorları frekans konvertörlü seçilerek ciddi oranda enerji tasarruf edildi. Düşük ısılı bir sistem olduğu için ıslak zeminlerde döşemeden ısıtma sistemi kullanıldı. Bu da yine ısı pompasının ürettiği 50 °C'lik tanktan alınıyor. Isı pompası kojenin yanı sıra duvar tipi yoğuşmalı küçük kapasiteli kazanlarımız da 24 saat devrede. İhtiyacınız olmayan ısı enerjisini tanklarda depoluyorsunuz, ihtiyacınız olduğu zaman kullanıyorsunuz. Onun dışında sistem Platin belgesi almak olduğu için rüzgâr enerjisiyle sembolik sayılabilecek 1kW'lık elektrik; fotovoltaik panellerle 6 kW civarında elektrik üretildi. Absorbsiyonlu chillerin ürettiği atık ısı ise bir sosyal sorumluluk projesi olarak Çankaya Belediyesi'nin çocuk parklarından birinin kullanımına verildi. Bu davranış da LEED sertifikasyonu sürecinde projeye artı puan kazandırdı. Projenin ilk yatırım maliyeti, elde edilen tasarruf sayesinde üç yıl gibi bir süre içinde geri dönmüş oluyor; daha sonrası kâr.

Şişli Okmeydanı ve Göztepe Hastanesi projelerinde de bütün altyapıyı sertifika alacaklarmış gibi tasarlıyoruz. Aslında böyle bir başvuru yok. Ama sertifikasyon için gerekenler, aslında sağlıklı bir binada olması gerekenler. Biz zaten diğer binalarda da LEED belgesi alsın almasın bunu öneriyoruz.

Yine Eser binası projesinin detaylarını değerlendirirsek; projede pis su arıtma sistemleri ve yağmur suyu depolama sistemleri kullanıldı. Suyun olabildiğince tasarruflu kullanılabilmesi için fotoselli musluklar tercih edildi. Kojen sistemiyle karbondioksit salımı minimize edildi. Bunlar da sertifikasyon sürecinde artı puan kazandıran sistemler. Aldığınız malzemeleri inşaat alanına naklettiğinizde gerçekleşen karbondioksit salımı bile değerlendirilen kriterler arasında. Bu nedenle cihazları olabildiğince yerel/yakın bölgelerden temin etmeniz gerekiyor. Geri dönüşümlü malzemelerin kullanımı da önemli değerlendirme kriterlerinden biri. Örneğin çelik, su bazlı boya gibi malzemeler kullanıldı. Bunlar ayrıca insan sağlığına da zarar vermiyor.

 

Olması gerekeni yapmak önemli

 

Daha önce de belirttiğim gibi olaya sadece sertifika açısından bakmamak; doğru olanı yapmak gerekiyor. Mesela otomatik kontrol sistemi çoğu binada yok. Ben yetkili olsam, bütün binalara otomatik kontrol sistemini zorunlu hale getirtirim. Şimdi ısı pay ölçerler var ama bu konuda da okuma sistemlerinin doğruluğundan emin olmanız gerek. İyi izolasyonlu, doğru projeler yapılırsa çok ciddi miktarlarda enerji tasarrufu sağlayacağımız kesin. Ben yapı denetimi mekanizmasının da doğru çalıştığına inanmıyorum. Daha küçük birimlerle bu işi yapmanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. İki buçuk milyon bina var. İki buçuk milyon binayı kim, nasıl kontrol edecek? Denetimin gelişmesi ve en önemlisi insanların kendini denetleme alışkanlığı, sorumluluk bilinci olması şart. Sorumluluk ve vicdan sahibi bir insanın üç kuruşluk demiri, betonu çalması mümkün değil. Ama Türkiye'de firmaların sermayesi çok yetersiz. Bir milyon doları olan firma on milyon dolarlık iş alıyor. O zaman da sıkıntılar ortaya çıkıyor.

Bazı yasaların çıkış sürecinde Makine Mühendisleri Odası, sektör dernekleri gibi kuruluşların daha etkili olması gerek. Türkiye'deki en büyük sıkıntılardan biri; çoğumuzun katılımcı olmaması. Bir sektör olarak olması gerekenleri dile getirebilir ve bu konuda devlet ayağında da yetkilileri ikna edebilirsek, çok daha doğru işler yapabiliriz diye düşünüyorum.

 

Sektörümüzün geleceği parlak

 

Türk firmaları, yurtdışına açılmaya başladıktan sonra çok büyük tecrübeler edinip, çok büyük işlere imza attı. Birçok mühendis, teknik eleman yetişti. Onların Türkiye'ye büyük bir ölçüde geri dönüşü var. Türk mühendisi, birçok projede batılı müşavirlerle bire bir görüşüp tartışıp onlardan hiçbir şeyimizin eksik olmadığını gördü. Ekstra bir özellik olarak çok cesur ve atak bir sektörümüz var. Bu nedenle ben de birçok sektörde olduğu gibi mühendislikte de iyi bir durumda olduğumuzu ve bundan sonra daha da sektörümüzün geleceğinin çok parlak olacağını düşünüyorum.


Etiketler