Aydın olmak, aydın-latmak...

05 Şubat 2005 Dergi: Şubat-2005
Vakti zamanında entelektüellerin toplumun önünde olmaları, ilerisinde olmaları doğru bulunurdu. Münevver (aydın) oldukları kadar ‘münevvir’ (aydınlatan) olabilmeleri için, önde-ileride bulunmaları gerekirdi. Sonraları, toplumun ilerisinde olmak, ‘dışında’ olmaya; toplumdan kopuk, kapalı bir kast sistemine dönüşünce, entelektüel sözündeki mutlak değer incinmesin ve sözcüğün içeriği boşaltılmasın diye olsa gerek, ‘entel’ denmeye başladı ‘münevvir’ olamayan ‘münevver maskları’na.

Baktılar böyle de olmuyor, aydının ‘aydınlığı’ tartışılıyor, toplumdan kopuk olmamak adına, önce ortalamayı yakalamak, ortalamaya hitap etmek derken, ortalığa düşüldü. Her konudan herkes kadar anlayan, gereğinde spordan, gereğinde sanattan, gereğinde ekonomiden, gereğinde sosyal psikolojiden bahseden, her derde deva Aspirin misali bir entelektüel modeli türedi. Popüler olanı yakalama popülizmi içinde, ayaklı ‘lüzumsuz bilgiler ansiklopedileri’ ortaya çıktı cilt cilt.. Tabii ya, köri baharatının gerçekte hangi baharatların karışımı olduğunu sayamayana, dünyanın en popüler malt viski ve puro markalarını bilmeyene aydın mı deriz biz, demeyiz.

Oysa bir şeylerde bir terslik olduğu sezinlendiği her durumda, ‘biz nereden geldik buralara’ bab-ı’na geri dönmek gerekir. Kime, hangi özelliği yüzünden hangi sıfat yüklenmiş, yeniden bakmak, hatta gerekiyorsa sözlük anlamına yeniden göz atmak faydalı olabilir.

‘Her varlığın erişmeye yöneldiği yetkinlik durumu’ anlamından yola çıkan, Türkçede ışıldayan, parlayan anlamlarının karşılığı ‘münevver’ ile birleşen ‘aydın’, -hayatın her alanında, her meslekte, her dönemde- düşünmeyi de, düşüncenin bir çıktısı olarak hayata akan eylemi de yetkinleşme çabası içinde yoğuran kişilerdir. İş yaşantısını, sosyal yaşantısını, ailesini, arkadaşlarını, hobilerini kimliğinin bütünleşik parçaları olarak gören ve kimliğinin bu bütünleşik parçaların her birinde ‘daha iyiyi’, ‘yetkinliği’ hedefleyerek yaşamı geliştirenler, aydındır. Aynı zamanda aydınlatır etrafını.

Onlar, değişimi gelişme yönünde değerlendirebilir ve değişim için gerekli cesaret ve basirete sahiptirler. Yanılmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanların aksine, insanın yanılabilirliğe açık kapısının hep aralık kalmasını yeğlerler. Hani ‘Mümtaz Zeytinoğlu, yirmi yıl öncesinde ‘Topluma Dönük Sanayi Bildirisi’yle Anadolu’dan sesini yükselttiğinde, ‘bana yanılabilme özgürlüğünü veriniz, bu hakkımı elimden alırsanız, canlılığımı, diriliğimi yitiririm.’demiş’ ya, işte öyle bir canlılığın sahipleridir aydın dediklerimiz.

Bir usta, çırağına sadece o iş kolunun tekniğini değil, işe bakış açısını, kendi felsefesini de aktarır. Sadece ne yaptığını değil, nasıl yaptığını da gösterir. O işin erbabı olmak için gereken ahlakın tohumlarını atar çırağının kişiliğinde. Bu bir heykeltraş da olabilir, tornacı da, bir terzi veya doktor da.

Yani aydın olmak için bir gazetenin köşesine yerleşmeye, sanat sergilerinin müdavimleri olmaya, tai mutfağından, özellikle suşiden çok iyi anlamaya-hatta çok seviyor görünmeye- gerek yok ki. Yani iki kapılı hanın çıkıştaki kapısına doğru ilerlediğimiz her bir gün, ‘insan olma’nın yetkinliği için uğraş vermeye gerek var sadece.

Tabii bütün bu uğraş, bunca toplantı, fuar, iş görüşmeleri, kongreler, seyahatler arasında pek de mümkün görünmüyor derseniz, zaten ‘geliştirme’, ‘değişim’ adına yapılmaktadır onca faaliyet. Yani kendi alanımıza ışık tutabilenler olabilmek içindir, aynı amaca yöneliktir yani...

Değiştirebilme gücünüzün daim olması dileğiyle...

Dr. Oya BAKIR

oyabakir@dogayayin.com

Etiketler