Ayarla çok fazla oynamamak ve biraz da şans...

05 Ağustos 2003 Dergi: Ağustos-2003
Hayatın milyonlarca, milyarlarca ipten örülü bir örgüsü var diyelim. Diyelim bu iplerin her birini geren makaralar, ayar kolları var. Herkes, bu örgüyü kendi tercihlerine göre uyarlamak istiyor. Bunun için iplerin arasında gidip geliyor, ayar kolları ile ipleri geriyor veya gevşetiyorlar. Bazılarımız daha iyi motifler veya doku elde ederken, bazılarımız motifleri kaydırıyor veya örgüde delikler oluşturuyor. Herkesin farklı işçilik ortaya koymasında, farklı sonuç almasında bir çok etmen vardır şüphesiz. Ama ben en çok ikisini anarım: İlki hiçbir alıcının,aparatın -hayatın dahil- ayarları ile çok fazla oynamamak lazım, Ayar tellerini, liflerini çok fazla germemek, kasmamak lazım. Hırsta aşırıya kaçmak, gelişmeyi ivmelendiren değil, engelleyen bir faktör olarak karşımıza çıkarken, hayatın çok fazla gerilmeye gelmeyen örgüsünü de deforme eder. Kimilerin ‘mükemmelliyetçi eğilim’ dediği, kimilerin ‘aşırı titizlik’ dediği kusursuzu istemekte aşırılık, kusursuza ne kadar yaklaşılırsa yaklaşılsın bundan tad alamama, başarının bile keyfini çıkaramama sonucunu getirecektir beraberinde... İkincisi ise; hayatın bir fizik, kimya veya matematik laboratuvarı olmadığını hiç unutmamak lazım. Her zaman aynı datayı girdiğinde, aynı sonucu alacağı beklentisi, yaşamı pek karşılamıyor galiba. Çünkü yaşamda her zaman atlanabilecek, sürece eklenmiş bir faktör bulunabiliyor, tabii bir de şans...

Pers imparatorunun başveziri Büzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan, dünyanın en popüler oyunlarından biri olan tavla oyunu; bu düşünceye bir örnek teşkil etmek için var edilmiş. Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanmış. Senenin birliği olarak tavla bir tanedir. Tavlanın içindeki karşılıklı 6’şar hane 12 ayı temsil eder. 15 açık ve 15 koyu renkli pul, ayın gece ve gündüzlerini, karşılıklı 12’şer hane günün 24 saatini...

Eski zamanlarda Hint imparatoru, satranç oyununu Pers imparatoruna, yanında bir mektup ile hediye olarak göndermiş. Mektubunda oyunla ilgili hiçbir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmış: ‘Pers imparatoruna; Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyor ise, o kazanır. İşte hayat budur...’ Pers imparatoru, dönemin en alim veziri olan Büzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak ondan oyunu çözmesini ve kendisinin de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini istemiş. Vezir, haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taşının hareketlerini ve oyun stratejisini çözmüş, daha sonra da 10 günde ‘Tavla’yı icat etmiş, imparatoruna sunmuş. Hint imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanmış; ‘Hint imparatoruna; Evet, kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyor ise o kazanır. AMA BİRAZ DA ŞANSTIR. İşte hayat budur...’

Yani, azim, ‘en iyiyi’ arzulama, hayatı geliştirmeye çalışma hiç şüphesiz ki gerekli, mutlu olmak için. Ama sadece sonuçlardan değil, süreçten de keyif almalı kişi. Süreç içinde kazandıklarının farkında olmalı, her edindiği bilgiyi, tecrübeyi, bilgeliğe dönüştürmeli mutlu olmak için... Bilgili olmak ile bilge olmak, birbirine karıştırılmamalı bu arada. Bildiğin kadar, bilmediğini de bildiğinde; bir bilgi sahibisin demektir.

Torunu Keigh, Konfüçyüs’e ‘Bir adama ne zaman bilgili denir’ diye sormuş. ‘Peki daha önce sen cevap ver, bir adama ne zaman iyi okçu denir. Attığı hedefi vurduğunda’ demiş Konfüçyüs. Bilgi için de aynı şey söylenebilir. Okçulukta hedefi bilmek marifet sayılmaz. Marifet hedefe isabet ettirmektir. Yani, bilgiyi, gerçek amaç olan mutlu olmanın hizmetinde kullanıp, mutlu olmayı becerebiliyorsa kişi, bilgiyi bilgeliğe devşiriyor demektir.

Güzel bir yaz mevsiminin ardından, iş mevsimine giriyoruz. Diyeceğimiz o ki; tüm okurlarımıza, -her ne yapıyorlarsa, nasıl yapıyorlarsa- yollarındaki çabalarının, yaşamın bizatihi kendisinin kendilerine mutluluk getirmesini diliyoruz.

Saygılarımla,

Dr. Oya Bakır

oyabakir@dogayayin.com

Etiketler