Atlas silkinmeye doyamıyor ki zaten...

05 Şubat 2015 Dergi: Şubat-2015
“Her şeyin küçüğü sevilir, devletin de” şeklinde düşünen minarşist, objektivist, aslen Rus, devşirme Amerikalı kadın Ayn Rand, ben’cilliği özsaygının mutlak koşulu olarak gösterdiği meşhur eseri “Atlas Silkindi” (veya Atlas Vazgeçti) ile ekonomi ve siyaset dünyasından pek çok “takipçi” kazandı. Rand’ın görüşlerine göz atmadan önce kim olduğuna bakalım: Ayn Rand, 1905’te Çarlık Rusya’sında doğmuş, 21 yaşında ABD’ye kapağı atmış, adını değiştirmiş, 77 yaşında ölmüş. Rusya’da devrimi ve mülksüzleşmeyi yaşamış, “tamam, devlet olmalı ama sadece bireylerin güvenliğini sağlamak üzere asker, polis ve yasa uygulayıcılarından ibaret bir minik kurum yapısı şeklinde olmalı” düşüncesini savunan minarşizm yanlısı Rand, objektivizmin de kurucusu sayılıyor. Objektivizm deyince sanki “nesnellik”, “akılcılık” gibi bir şey çağrıştırıyor ama yakından bakınca o kadar da olumlu görünmüyor. Bu, her türden kolektivizme karşı olan bir görüş. Akıllı-üretken-girişimci insanların var ettiği kaynakların, onlar kadar işinde iyi ve akıllı olmayan “asalaklar” tarafından sömürüldüğünü öne süren çok “sivri” bir yaklaşım. Bu yaklaşımın manifestosu da “Atlas Silkindi” (Kitap adını Yunan mitolojisinde Zeus’un tepesini attırıp sonsuza kadar gökyüzünü sırtında taşıma cezasına çarptırılan Atlas’tan alıyor. Hatta bu nedenle tıpta da kafatasını taşıyan ilk omura bu ad verilmiş). Bilim kurgu-felsefe karışımlı romanda, çok iyi kazanan sanayici ve ticaret erbabı, sanatçı, düşünür gibi “üretken” kesim, işçilerin ihtiyaçlarına göre ücret alabilmelerini sağlayan düzenlemeler ile “haksızlığa” uğruyorlar ve yavaş yavaş ortadan kayboluyorlar. Bu “akıllı insanların grevi” sonucunda ülke uçurumun eşiğine geliyor. Ayn Rand; mistik ve sosyal amaçlarla yaşamanın aklı devre dışı bırakarak, kişinin kendi mutluluğu için yaşaması gerektiğini görememesine sebep olduğunu düşünüyor. Kitabın neredeyse sloganı olan cümle: “Hiçbir zaman başkaları için yaşamayacağım ve kimseden benim için yaşamasını istemeyeceğim.” Kitapta özetle; yardım talep edeni yamyam gibi gör, seni sömürmesine izin verme. Hayat bir “surviver” yarışması, akıllı yani güçlü olan hayatta kalacak. Birine karşılıksız olarak bir şey vermek kötüdür. Bencillik en kutsal erdemdir. Nazar etme ne olur, çalış senin de olur gibi mesajlar veriliyor. Bu nedenle roman değerinden ziyade felsefi yaklaşımı ile ünlenmiş bu kitap, sosyal devlet özelliğini eksilterek vahşi kapitalizmin ivmelendiği ülkelerde yeniden-yine gündeme geliyor, “atlasın silkinerek yüklerinden kurtulması” konuşuluyor. Sanki atlas bunu zaten yapmıyormuş gibi, sistem her gün birilerini sistem dışına atmıyormuş gibi…
Tamam, birey olabilmenin totaliter baskılarla törpülenmesinin karşısında, bireyin sisteme esir edilmesinin karşısında şeyler de söylüyor Ayn Rand ama “aman Tanrım, az kalsın birileri benim aklımdan istifade edecekti, daha dikkatli olmalıyım” şeklinde düşünmeye çağırmasına kulak vermek de mümkün değil sanki.
Birey mi olunmasın, sadece toplum için yaşamanın mı erdem olduğu savunulsun? Hem “ben”, hem “biz” için mutluluk üretemez miyiz?  En iyi cevabı vermiş Nazım Usta; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”
 
Ekip arkadaşlarımdan bazıları için not: “Amaan, yine anlamak için yüzlerce kalori harcatan kafa açıcı yazılardan” yorumunu yapan ekip arkadaşlarıma açık çağrımdır: Müsait bir zamanınızda Funda Arar’ın şarkısındaki “Bana ben olalı, sana seninim” sözlerini açıklayın lütfen, kaç kalori ise harcamaya hazırım.