Header

Alışılagelen Enerji Sınırındaki Dünya ve Sınırın Ötesi

05 Ocak 1996 Dergi: Ocak-1996

'" Ticari enerji tüketiminin % 90 kadarı fosil yakıtlardan sağlanırken, genel enerji tüketimi içinde fosil yakıtların payı % 80'e yakındır. 20. yüzyılın son üç çeyreğinde fosil yakıtların payı % 80-90'lık ağırlığını korumuş, değişen yalnızca fosil yakıtların tüketim kombinasyonu olmuştur. 1925 yılında fosil yakıt tüketiminin % 80'i kömürden sağlanırken, 70 yıl sonrasında fosil yakıt tüketiminin % 45'i petrol, % 25'i doğalgaz ve % 30'u kömürden sağlanmaktadır. Enerji tüketiminin durağan olmaktan çıkıp,'dinamik bir karakter kazanması endüstri devrimi ile başlar. Dünya ekonomisinin ve tekniğin gelişimi 1750 yılından bu yana, aralarında belli bir faz farkı bulunan beş harmonik dalgalanma biçiminde sıralanmıştır. Her ekonomik ya da te-cimsel dalgalanmanın tabanında, teknik yenilik dalgası yatmaktadır. 1750-1825 yılları arasındaki birinci teknik dalga buhar makinası, mekanik dokuma tezgahları, buharlı gemiler, kömür ve demir teknolojisine dayanıyordu. 1825-1860 arasındaki ikinci teknik dalga ise izole elektrik kabloları, demiryolları, telgraf, fotoğraf ve çimento ile oluşturulmuştu. 1860-1910 yılları arasındaki üçüncü teknik dalga elektrik ampulü, elektrifikasyon, transformatörler, telefon, petrol motorları, yapay gübreler, motorlu araçlar ve alüminyum ile gerçekleştirilmişti. 1910-1970 yılları arasındaki döndürücü teknik dalga naylon, perlon, plastikler, radar, radyo-televizyon, roketler, uzay ..raçları, elektronikler ve bilgisayarlar, nükleer güç teknolojilerine dayandırıldı. Sıralanan dört teknik dalgalanmada, ekonominin devitken girdisi enerji odundan başlayıp zirveye ulaşan fosil yakıtlarla karşılanmış, nükleer enerji uygulamaya konulmuşsa da, dünya ticari enerji bütçesindeki payı % 7'nin üzerine çıkarılamamıştır. Şimdi 1970'lerde başlayan, 21. yüzyılın neresinde son bulacağı henüz kestirilemeyen yeni bir teknik dalga içindeyiz. Yeni dalganın oluşumunda güneş enerjisi, hidrojen yakıtı, seramikler, kompozite malzemeler, mik-roelektronikler, lazer/cam fiber, gen teknolojileri yer almaktadır. Bu dalgalanmanın dünya genel enerji bütçesini ne denli değiştireceği 21. yüzyılda izlenecektir. Dünya enerji bütçesini besleyen birincil kaynaklar değiştirmeli mi, buna niçin gerek var? Bu sorunun yanıtı alışılagelen enerji tüketiminin sınırlarını ve bu sınırları aşma olanaklarının neler olduğunu ortaya koymaktadır.

2. TÜKENİR KAYNAK ÖMRÜ

Kapital enerjiler de denilen tükenir enerji kaynaklan grubunda yer alan fosil yakıtlar, bilinen sınırlı rezervleri ile gelecek için "ne zaman tükenecek" diye bir sorun olagelmişlerdir. Kuşkusuz, tükenme zamanı kullanma miktarına ve tüketimin artış hızına bağlıdır. Ancak, dünyanın enerji tüketimindeki artışın dinginliğe ulaşması beklenemez. Dünya Enerji Konseyi (WEC)'nin International Institute for Applied Systems Analysis (HASA) adlı kuruluşa hazırlattığı 1995 tarihli "Global Enerji Perspektifleri" başlıklı raporda dünya nüfusunun 2050 yılında 10.1 milyar ve 2100 yılında 11.7 milyar olacağı varsayılmaktadır. Tasarlanan üç değişik senaryoya göre, dünyanın yıllık genel enerji istemi 2050 yılında 14-25 GTEP ve 2100 yılında da 21-45 GTEP arasındaki bir düzeye çıkacaktır. <2) Kabaca 2050 yılında 850 EJ ve 2100 yılında 1450 T düzeylerine ulaşabilecek düny erji tüketimleri beklenebilir. Yapılan başka araştırmalar yukarıda açıklanan düzeylerin aşılabileceğini de ortaya koymaktadır. Öte yandan, belli dönem başlarındaki ya da sonlarındaki yıllık olası enerji tüketimlerinden çok, bir periyodun kümüla-tif toplamı önemlidir. 2000-2100 döneminde dünyanın kümülatif enerji tüketiminin en az 82500 EJ olabileceği hesaplanmıştır. Bilinen fosil yakıt rezervleri bu kümülatif tüketimi karşılamaya yeterli midir?

Günümüz verileri ile dünyanın petrol ve doğalgaz rezervi toplamı 8000-11500 EJ arasında kestirilmektedir. Kömür rezervi ise 00-20900 EJ kadardır. Görülece Jbi, bilinen ve hesaplanabildi rezervlerin toplamı 2100 yılına dek uzanacak kümülatif tüketimi karşılamaya yeterli değildir. Bu tüketim karşılanırken fosil yakıtlarla birlikte diğer enerji kaynakları kullanılacak, nükleer enerjinin payı 2000Tİ yılların ilk yarısında hızlı artış gösterecek, yenilenebilir kaynakları kullanımı ivmelenen artış trendine sokulacak, bu arada bugün bilinmeyen başka fosil yakıt rezervleri de saptanabilecektir. Ancak dünya petrol yataklarına 40 yıldan, doğalgaz yataklarına 60 yıldan ve kömür yataklarına 250 yıldan çok ömür biçilemiyor.

3. YAKIT VE YANMA TEKNOLOJİSİNİN AÇMAZI

Bir an için fosil yakıt rezerv sorunu olmadığını varsaysak bile, acaba bugünkü artışla fosil yakıt tüketimini sürdürebilir miyiz? 1980' li yıllarda enerji dünyasının penceresi yeni bir soruna açılıyordu. Aslında söz konusu sorun 100 yıl öncesinde başlamıştı, ama görülemiyordu. 1980'li yıllarda çevrenin yaşamsal geleceğini etkileyen faktörün, uzun dönemde tersinmez değişiklikler oluşturan enerji üretim ve tüketimi olduğu yadsınamaz biçimde görülmüştür. Böylece sürdürülebilir ekonomik gelişme ve sürdürülebilir enerji tüketimi kavramları orta"" çıkmış bulunuyor.yanmalı motorlardan termik

santrallara ve ısıtmadan soğutmaya dek her teknolojik işlemde enerji girdisi olarak kullanılabilen fosil yakıtlarda depolanmış kimyasal enerji, yanma teknolojisi ile açığa çıkmaktadır. Fosil yakıtlar yanma denilen fizikokimyasal reaksiyon altında oksijenle birleşerek ısı yayarlarken, çevreye emisyonlar atmaktadırlar. İnsanın karşılaştığı emisyonlar içerisinde birincil kir'eticiler denilen karbon oksitler, kükürt oksitler, azot oksitler, hidrokarbonlar ile ikincil kirleticiler denilen bazı aerosollar, aldehitler, olefinler, polisikler aro-matikhidrokarbonlar, oksidantlar gibi atıklar bulunmaktadır. Söz konu-rıisyonlar insan sağlığı üzerinde ıum yolu enfeksiyonları ve kalp hastalığından, kansere dek uzanan etkiler oluşturmaktadırlar. Ancak, burada tıpla ilgili sorunlar üzerinde durulmayacaktır.

Yanma emisyonları içerisinde yer alan birincil ve ikincil kirletici gazların önemli bir bölümü sera gazlan olarak tanımlanan gazlardır. Ancak, sera gazlarının başlıcası tüm yanma biçimlerinde ortaya çıkan C02 (kar-bon-dioksit)'dir. Çünkü, öteki sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonu C02 ile kıyaslanamayacak kadar azdır. Fosil yakıt kullanımı koşulunda GJ başına ortalama C02 emisyonu kömürde 85.5 kg., petrolde 69.4 kg ve doğalgazda 52.0 kg. düzeylerindedir. 1957-1977 döneminde kullanılan fosil yakıtlarla 60 gigaton C02 üretilmiştir. Bu üretim

son dönemde yılda 6.1 gigaton dolaylarında sürmektedir. Yirminci yüzyılda yapılan kümülatif C02 emisyonunun yıla düşen miktarı 2 gigaton'dan az değildir. Tüm teknik önlemlere ve uluslararası olası yasal engellere karşın, 2020 yılında bu emisyonun yıllık olarak 8.4 gigatona ulaşması beklenmektedir. Yapılan bilimsel irdelemeler atmosferdeki C02 'in sanıldığı gibi okyanuslar tarafından soğurulamayacağını, bitkilerce tutulamayacağını göstermiştir. İnsanlığın önündeki en büyük çevre sorunu, atmosferdeki sera gazı C02 'in ısı tuzağı oluşturmasından ve artan konsantrasyonu ile etkisinin giderek artmasından kaynaklanmaktadır. Kısa dalgalı güneş radyasyonunun yeryüzüne ulaşmasına bir engel oluşturmayan C02, yeryüzünden yayılan uzun dalgalı radyasyonu soğu-rarak atmosfer dışına salınmasını engellemektedir. Sera etkisi denilen bu etki ile dünya ortalama sıcaklığı sürekli artmaktadır. Aşırı fosil yakıt kullanımının getirdiği olgu global ısınma süreci olmuştur.

4. FOSİL YAKITLAR VE SERA ETKİSİYLE GLOBAL ISINMA

Dünya ortalama sıcaklığındaki artış ile atmosferdeki C02 konsantrasyonu arasında matematiksel olarak formüle edilebilen bir ilişki vardır. Atmosferdeki C02 konsanstrasyonu 1850 yılındaki yaklaşık 275 ppmv düzeyinden, 1958 yılında 315 ppmv'e ve günümüzde 360 ppmv düzeyine çıkmıştır. G) Fosil yakıt tüketimi 20. yüzyıl trendi ile sürecek olsa, 2025 yılında 475 ppmv, 2050 yılında 600 ppmv, 2075 yılında 825 ppmv ve 2100 yılında 1100 ppmv olacaktır. Çok duyarlı ve kararlı bir dengede bulunması gereken dünya ortalama sıcaklığının, 1860 yılından bu yana 0.7 K'lik artış gösterdiği belirlenmiştir. ,4> C02 konsantrasyonları yukarıdaki değerlere ulaşırsa, dünya ortalama sıcaklığındaki artışın 2025 yılında 1.25 K, 2050 yılında 2.2 K, 2075 yılında 3.5 K ve 2100 yılında 5.4 K olabileceği hesaplanmaktadır.

Son yapılan bazı çalışmalarla, 2050 yılı için yıllık enerji tüketimi olarak 1000 EJ'un göz önüne alınması gerektiği, bu istemin temiz kaynaklara yönelmeden fosil yakıtlarla karşılanması koşulunda CO? konsantrasyonunun 625 ppmv düzeyine yükseleceği, dünya ortalama sıcaklığındaki artışın ise 3-5 K arasında olacağı savlanmaktadır. Araştırma bulguları arasında farklar bulunsa bile, yadsınamaz olan önümüzdeki 50 yıl içinde dünya ortalama sıcaklığının iki-üç derece artabileceğinin görülmüş olmasıdır.

İlk bakışta küçük gibi görünebilen bu sıcaklık artışlarının olası etkileri, ne yazık ki küçük olmayıp, dünyadaki yaşamı alt üst edebilecek kadar ve çok büyüktür. Çünkü her bir derecelik artış, kuzey ve güney yarım kürede iklim kuşaklarına 160 km'lik yer değiştirtecek, 5 derecelik artış ise kutuplardaki buz erimeleri sonucu denizlerin 1 m'den daha çok yükselmesine, pek çok yerin sular altında kalmasına, göllerin kurumasına, tarımsal kuraklığa ve toprak erozyonuna neden olacaktır.

5. FOSİL YAKIT KULLANIMI VE EKONOMİK ZARAR

Bir doğal kaynağın direkt olarak veya uygun sistem yardımıyla dışsal aktivite üretme kapasitesi olan enerji, ekonominin emek, sermaye ve toprak (ham maddeler) biçiminde sıralanan üç klasik üretim faktörüne, teknolojik gelişmenin eklediği çağdaş bir üretim faktörüdür. Genel enerji tüketimi ile brüt ekonomik kazanç arasında, büyük bir korelasyon sayısı ile geçerli regresyon ilişkisi bulunur. Ulusal ekonominin çalıştırıcı (devitici) girdisi olan enerjinin, üretimi-taşınması ya da iletimi ve tüketimi aşamalarında neden olduğu çevre kirlilikleri ile oluşturduğu bazı ekonomik kayıplar da vardır. Dünya enerji bütçesinin aşırı ölçüde fosil yakıtlara dayandırılmış olmasının sakıncası, yalnızca global ısınma sürecini başlatması ve emisyonların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri değildir. İnsan sağlığı üzerinde olduğu kadar, hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunduğu gibi, tarımsal üretim, bitki plantasyonları ve ormanlar üzerinde de olumsuz etkileri vardır. C02 ve COx (kükürt-oksitler)'in neden oldukları asit yağmurları, emisyonların oluşturdukları hava kirliliği ürün kayıpları oluşturmaktadır. Bu olumsuzlukta azot oksitlerin ve ozonun da etkisi vardır. Canlıların ötesinde binalar ve yapılar bile bu emisyonlardan olumsuz etkilenmektedir. COx '1er ve nem ile oluşan sülfirik asit metalik yüzeyleri korrozyona uğratırken, kalsiyum karbonatı çözülebilir sülfatlara dönüştürdüğünden binalardaki taşları bile erozyona uğratmaktadır. Azot-oksitler boyaları soldurmaktadır. Fosil yakıtların üretiminde ve özellikle katı olanlarının açık işletmecilikle yeryüzüne çıkarılması aşamasında, çok geniş bir alanda doğa tümüyle yok edilmektedir. Fosil yakıtların taşınmasında bile önemli çevre kirlilikleri oluşmaktadır. Petrol tankerlerinin deniz kazaları, bu kirli taşımacılığın çarpıcı örnekleridir. Çeşitli biçimde oluşan su kirliliği aku-atik ekosistemleri bozmaktadır. Hava, su kirlilikleri, asit yağmurları, sera etkisi ve iklim değişimi biyolojik bozulmaya yol açmaktadır. Yukarıda sıralanan olumsuz etkilerle fosil yakıt kullanımının çevreye verdiği ekonomik zarar, 1981-1989 dönemi olguları ile bir araştırma konusu yapılmış, 1990 yılında dünyada tüketilen 290 EJ fosil yakıtın (96 EJ kömür, 117 EJ petrol ve 77 EJ do-ğalgaz) verdiği toplam zararın 2360 milyar ABD Doları (kömürün verdiği zarar 940 milyar US $, doğalga-zm verdiği zarar 430 US $) olduğu hesaplanmıştır. 1990 yılında dünyanın bürüt kazancı (gayri safi hasılası) 17000 milyar ABD Doları ve nüfusu 5.2 milyar olduğundan, kişi başına düşen kazanç 3270 ABD Doları iken, kişi başına düşen fosil yakıt zararı 460 ABD Dolarıdır. Zarar/ekonomik kazanç oranı 0.14 düzeyindedir.

6. FOSİL YAKITLARIN YERİNİ ALACAK OLAN

Ekonomik üretimin gerçekleştirilebilmesi, yaşamın çağdaş boyutlarda sürdürülebilmesi, güvenliğin sağlanabilmesi için enerji vazgeçilemeyecek bir temel girdidir. Dolayısıyla, çevre kirlenmesine neden olsa bile, başka teknolojik olanak olmadığında o kirlilik katlanılabilir kirlilik olarak varsayılmak zorundadır. Yüzyılımızın son çeyreğine kadar, enerji ve çevre kirlenmesi üzerinde hiç durulmuyor, çevrenin yok edilmesinden değil, fosil yakıtların tükenme olasılığından korkuluyordu. Enerji girdisi o denli vazgeçilemezdir ki, global ve bölgesel savaşlarda fosil yakıt yataklarını (özellikle petrol yataklarını) ele geçirme istemleri hep görülmüştür. Bugün dünya bir global savaştan uzak görünmekte ise de, dünya petrol yataklarının kullanımının paylaşımı, 21. yüzyılın ilk yarısında bile çıban başı olmaya devam edecektir.

Fosil yakıtların tükenebileceği görülmüştür. Tam tükenmese bile, fosil yakıt hammaddeleri enerji kaynağı olmanın yanı sıra kimya endüstrisinin bir hammaddesi özelliğini kazanmışlardır. Bu nedenle yakarak tüketmek yerine, gelecek kuşaklara da bırakmak gerekir. Fosil yakıtların oluşturduğu çevre sorunları, fosil yakıt kullanımının 21. yüzyılda 20. yüzyıl ivmesi ile sürdürülemeyece-ğini, yoksa dünya yaşamının sınırlanacağını göstermiştir. Kısacası fosil yakıta dayalı alışılagelmiş enerji tüketiminin sınırları görülmüştür. Teknoloji fosil yakıtların yerine başka hangi kaynakları koyabilecektir ya da alternatifler nelerdir? 21. yüzyılın ilk çeyreğinde artacak enerji tüketiminin daha çok nükleer enerjiye yönelim getirmesi beklenmelidir. Geliştirilmiş teknoloji ile yapılan ve yapılacak olan nükleer santrallar çevre sorunu oluşturmayacak kadar güvenli olabilmektedirler. Günümüzde nükleer santrallar teknolojik, ekonomik ve çevre koruması açısından fosil yakıt santrallarına göre üstünlük taşır duruma gelmişlerdir. C02 emisyonlarının olmayışı ile sera etkisine karşı önlem oluşturmaktadırlar. Kullanılmakta olan fis-yona dayalı nükleer enerji teknolojisinin 2050 yıllarına dek gelişerek varlığını sürdürmesi beklenebilir. Asıl büyük atılımın, yenilenebilir enerji teknolojilerinde ve özellikle güneş enerjisinde olması beklenmelidir. Güneş enerjisinin enerji bütçelerinde büyük paylar almaya başlaması, güneş-hidrojen teknolojisinin yaygın kullanımı ile olabilecektir. Bugün araştırma ve geliştirme safhasında olan bu teknolojinin uygulamaya aktarılması 21. yüzyılın ilk çeyreğinde olacaksa da, fosil yakıtlardan ve nükleer kaynakt-- daha ucuz birim fiyatlarla enerji i ilinde yaygın kullanımı ikinci yarısında gerçekleşebilecektir. Diğer yenilenebilir ana kaynaklan oluşturanlardan klasikleşmiş hidrolik enerji, tüm teknik potansiyeli ile kullanılacakken, jeotermal enerji ve gel-git enerjileri ekonomik potansiyelleri ile kullanılacaklardır. Güneş enerjisinin indirekt biçimleri olan rüzgar enerjisi, deniz-dalga enerjisi, biomass enerji, okyanus ısıl enerjileri yine ekonomik potansiyellerine uygun ölçülerde kullanımda yerlerini alacaklardır. Ancak, tüm bu enerjilerin potansiyelleri toplamı, güneş enerjisinin potansiyeli yanında çok küçük kalmaktadır. Fotosentez, rüzgar ve okyanus akıntılar içi ineş enerjisinin % l'den daha az bölümü harcanmaktadır. Yağmurun oluşumunun bağlı bulunduğu hidrolik devreyi yaratan buharlaşma için bile güneş enerjisinin % 30'u kullanılmaktadır. İnsanın yaşam süresi ve dünya ölçütleri ile sonsuz denebilecek güneş enerjisi tek tükenmez kaynak iken, diğer yenilebilir enerjilere ikinci el yenilenebilir kaynaklar diyen literatürler vardır. Gerçekten güneş enerjisi sonsuz mudur?

Hidrojenin füzyon reaksiyonu ile helyuma dönüşmesi biçiminde ortaya çıkan güneş enerjisinin oluşumunda, güneşin kütle kaybı vardır. Yine de güneşin milyarlarca yıllık olası ömrü ile insan ömrüne göre sonsuz olduğu söylenebilir. Güneşin bir yılda yaydığı toplam enerji 1.2x1016 EJ kadardır. Dünya izdüşü-m alanı ya da bir başka deyişle dünya çapındaki disk tarafından alınan güneş enerjisi yılda 5.4xl06 EJ olup, dünyanın günümüzdeki yıllık enerji tüketiminin 13500 katıdır. Dünyanın yaşanabilir alanlarına düşen güneş enerjisi 3 ile 30 mJ.mlgün düzeylerindedir.

Güneş enerjisi bugün için kontrollü olarak, ısıl uygulamalar (aktif-pasif ısıtma, soğutma ve iklimlendirme, endüstriyel ve tarımsal amaçlı kurutma, pişirme, buhar üretimi, kuvvet rro,"inaları ve elektrik üretimi) ile 'oltaik uygulamalarda kullanılabilmekte olup, ekonomik sınırlar içerisinde gelişme teknolojilerden yararlanılmaktadır. Bu uygulamaları yaygınlaştırılması ile 2050 yılında dünya genel enerji tüketiminin en az % 15'inin güneşten karşılanması hedeflenmektedir. Ancak, güneş enerjisinde atılım sağlayacak uygulama güneş-hidrojen sistemi uygulamaları olacaktır.

Fosil yakıtların yerine konularak, onların oluşturduğu çevre sorunlarının ortadan kaldırılabilmesi, C02 emisyonunun engellenmesi, sera etkisinin neden olduğu iklim değişikliği sürecinden çıkılabilmesi için kullanılması gereken temiz yakıt ojendir. Hidrojen bir birincil ji kaynağı olmayıp, ikincil ya da sentetik yakıt ve en doğru deyişle elektrik gibi bir enerji taşıyıcıdır. Hidrojenin yanma reaksiyonunun emisyonu doğaya zarar vermeyecek su buharıdır.

Hidrojen hammadde olarak sudan ve fosil yakıtlardan çeşitli enerji girdileri ile üretilebilmektedir. Üzerinde en çok durulan üretim yöntemi ise, güneş santrallarından elde olunacak elektrikle suyun direkt elektrolizidir, kısaca, güneş-hidrojen denilen bu sistem için geliştirilmekte olan teknolojiler vardır. Hidrojenin tüm enerji tüketim noktalarında kullanılabilmesi için geliştirilmiş hazır teknolojiler de bulunmaktadır. Uygulamaların     önündeki     engel ekonomik faktörlerdir. Bu faktörlerin aşılarak 2000 yıllarının ilk başlarında bile hidrojenin yakıt olarak piyasada yer alması beklenmektedir. 21. yüzyıl hidrojen çağı olmaya adaydır.

2000 yılından başlayacak hidrojen kullanımının, 2025 yılında dünya enerji bütçesinde 125 EJ pay alması, 2050 yılında bu payın 800 EJ düzeyine çıkması, 2075 yılında 1200 EJ ve 2100 yılında da yaklaşık 1400 EJ olması sonucu, atmosferdeki CO-, konsantrasyonunun 2040 yılında 520 ppmv'e yaklaşması, bundan sonra inişe geçerek 2100 yılında 420 ppmv'e inmesi ve sonra hızla 1950 yılı düzeyine düşmesi beklenmektedir. Hesaplanan böyle bir senaryonun uygulanması, 2025 yılından sonra dünya ekonomik kazancının, hidrojenin olmadığı koşula göre hızlı bir yükselişe geçeceği beklentisini de getirmektedir. Hidrojenin kullanılmadığı koşulda, kaynak kullanım sınırları nedeni ile dünya ekonomisinin 2050 yılından sonra daralma dönemine girmesi kaçınılmaz görünmekte, bu daralmadan ancak hidrojen teknolojisi ile kur-tulunacağı beklenmektedir. Başlangıçta da açıklandığı gibi, dünya ekonomisinin beşinci harmonik aşama ile büyümesine neden olacak teknik ve teknolojik yeni dalga, 1970'lerde oluşuma başlamış olup, 21. yüzyılın neresinde son bulacağı henüz kestirilememektedir. Bu dalganın oluşumunda ve gelişiminde güneş enerjisi ve hidrojen teknolojisi ile seramikler, kompozite malzemeler, mikroelektronikler, lazer/cam fiber, gen teknolojileri yer almaktadır.

Yeni teknik ve ekonomik dalga dünya genel enerji bütçesine alışılagelen enerji tüketiminin sınırlarını aşma olanağını, güneş-hidrojen sistemi ile getirecektir. DİPNOTLAR 01 jEp. Ton Eşdeğer Petrol 1 TEP=44 GJ (giga joule) ve İEJ (eksa joule)= 1x10' GJ=22.7 MTEP (milyon TEP) '-' 1 GTEP(giga=10"TEP)=44EJ. a] ppmv: Hacimsel olarak milyonda bir.

 

141 Buradaki sıcaklık artış AT olduğu için K veya °C eşdeğer sayısal büyüklüktedir. KAYNAKLAR

1.         Akjueres, J.L. and P. Erber, 1995. International Trade and Sustained Development: Contributions for a New International Environmental Policy, World Energy Council Journal, July 95, pp. 80-84, London.

2.         Anonymous, 1993. Energy İstatistikleri, Dünya Energy Konseyi Türk Milli Komitesi Türkiye 6. Energy Kongresi, İzmir.

3.         Anonymous, 1995. Global Energy Perspectives to 2050 and Beyond, HASA, World Energy Council Report, London.

4.         Barbir, F., et al., 1990. Environmental Damage due to Fossil Fuels Use, Int.J. Hydrogen Energy, Vol. 15, No. 10, pp. 739-749, Pergamon Press plc, Oxford.

5.         Barbir, F., et al., 1993. Modeling of Hydrogen Penetration in the Energy Market, Int.J. Hydrogen Energy, Vol. 18, No. 3, pp. 187-195, Pergamon Press Ltd.. Oxford.

6Hefner III, R.A., 1995. Toward Sustainable Economic Growth: The Age of Energy Gases, Int.J. Hydrogen energy, Vol. 20, No. 12, pp. 945-948, Elsevier Science Ltd, Oxford.

7.         Hollins, J.G. and et al., 1995. Global VVarming Abatement: The Technology Envelope, 16th World Energy Congress, Division 4, PS/SRD 4.1. Global Enviromental Issues, pp. 91-113, Tokyo.

8.         Jefferson, M., 1995. What is Happening to C02 Emissions, World Energy Council Journal, July 95, pp.92-94, London.

9.         Selvam, P? 1991. Energy and Environment-And Ali Time Search, Int.J. Hydrogen Energy, Vol. 16, No.l, pp. 35-45, Pergamon Press plc, Oxford.

10.       Twide, J.W. and A.D. Weir, 1993. Renevvable Energy Resources, E&F.N.Spon Ltd., Cambridge.

11.       Veziroğlu, T.N., et.al., 1989. Remediation of Greenhouse Problem Though Replacement of Fossil Fuels by Hydrogen, Int.J. Hydrogen Energy, Vol. 14, No. 4, pp. 257-266, Pergamon Press plc, Oxford.

12.       Winter, C.J. and J. Nitsch, 1989. Hydrogen Energy, -A "Sustainable Development" Tovtards A World Energy Supply System for Future Decades, Int.J.

Hydrogen Energy, Vol. 14, No. II, pp. 785-

796, Pergamon Press plc, Oxford. 

(*) Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Yüksek Danışına Kurulu Başkan Yardımcısı, Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü Başkan Yardımcısı, Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi, Türk Isı Bilimi ve Tekniği Derneği Başkan Yardımcısı, Temiz Enerji Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, International Hydrogen Energy Association Onur Üyesi.

 

Prof.Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR (*) / ANKARA ÜNİVERSİTESİ

Prof.Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR (*) / ANKARA ÜNİVERSİTESİ


Etiketler