Header

ALATURKA GLOBE VE MÜHENDİSLİK ETİĞİ

05 Mayıs 2000 Dergi: Mayıs-2000

Daha da açık belirtmek gerekirse, "kü-re'nin kurallarına uyacak donanıma sahip insan toplulukları ayakta kalabilecekler; uymayanlar, diğerlerinin arasında uğrayacakları "dissipasyon" sonucu yok olacaklardır. Yaşadığımız oluşum, aslında insanlığın düşünsel tarihindeki ortak bir ütopyanın, "enternasyonalizm"! n, gerçekleşmesidir. Ama hangi anlamda veya hangi yönde? Belki, bu yüzden kimilerine göre tarihin sonu 111 gelmiştir. Ama her değişim gibi, "küreselleşme" de kendi dinamiğini taşımaktadır ve tarih devam etmektedir. Aslolan; bu değişim sürecinde toplum olarak kendi tarihimize nokta koymamaktır. Dünya ile bütünleşme çabalarını bu açıdan irdelerken, ayakta kalabilmek için gerekli olan "küresel" donanımın nesneler düzeyinde kalmaması gerektiği gerçeğini "mühendislerin ve "mühendis yetiştirenlerin çok daha yakından görmeleri kaçınılmazdır. Çünkü; bugün anlaşılan anlamdaki donanım eksikliği ısının işe dönüştürülmesi ile başlayan sürece katkımızın hiç olmamasından kaynaklanmaktadır. Değişim ısının işe dönüştürülmesiyle bitmedi; elektronlar ışık oldu, atom parçalandı, sözcüklerin yerini "me-gabyte'lar aldı. Ve teknolojinin hızlandırdığı iletişim dünyayı yeniden küre yaptı!

 

Bu oluşumlardaki eksikliğimiz; nereden kaynaklanıyordu? Max Weber|2|, yaptığı saptamalarda, evrensel değerlerin batı kültürüne ait kavramlarla özdeş olmasını, batı toplumlarındaki 'meslek' kavramı ile bağdaştırmıştı. Teknolojikgelişmenin batı kaynaklı ve bugün için de batı yönlendirmeli olması batılıların "meslekli" olmalarına bağlıdır. 'Meslek' çoğu kez, bir uzmanlık dalında uzun bir hazırlanma dönemi sonucu kazanılır. Kişi, mesleğinin standartları ile karakterize edildiğinde "profesyonel" unvanını kazanır ve bu standartlar kişinin yoluna ışık tutar.

 

"Mesleksiz"  insanlardan oluşan bir topluluğun, başlangıcında yer alamadığı dönüşüm süreçlerine katılma çabalarının başarıyla sonuçlanacağını söylemek çok fazla iyimser bir yaklaşım olur. Ülkemizde yıllardır sürdürülen bu çabanın unutulan düşünsel yönü son yıllarda görülmek zorunda kalmıştır. Dünya ile bütünleşmek için, bütünleşilecek sürecin yönlendiricileri gibi meslek sahibi olmak; "mesleğin standartları ile karakterize edilmek" gerekir. (Meslek sahibi olmanın; yurt geneline dağılmış onlarca okuldan birinden alınan bir belge ile ölçülmesinin olanaklı olmadığı da neyse ki artık, ne yazık ki, bu kadar geç anlaşılmıştır.)

 

Mühendislik mesleğinin standartları, bu eğitimi veren kurumda öğrenilir, mesleğin sürdürüldüğü kurumlarda geliştirilerek uygulanır. Eğitimin görüldüğü kurum üniversitedir. Üniversite, bilimsel üstünlüğün ve akademik yeteneğin ağır bastığı bir ortamdır. Üniversitelerin görevi; çok yönlü, dünyaya geniş açıdan bakan, özgürlüğünü savunmasını, özgür değilse kazanmasını, elinden alınmasına direnmesini bilen insan yetiştirmektir. Pla-ton'un Akademisinden bu yana, üniversitenin görevi toplumun beyni olmaktır. Üniversite, toplumu yönlendirir.   Toplumun üniversiteyi yönlendirmesine izin verilmesi, mesleksiz insanların, üniversite üzerinde söz sahibi olmasına izin verilmesi demektir. Meslekli insanların toplumu olarak "küre" ile bütünleşmenin koşullarından biri, üniversitenin gerçek anlamda bir üniversite olarak algılanması-dır. Dolayısıyla, üniversite, mesleğin etiğinin de oluşturulduğu ve meslek sahibi olmaya aday kişilere sunulduğu yer olmalıdır.

Meslek etiği, değer yargılarının kişisel tercihlerden ayrılmasını gerektiren kuralları içerir. Gerek bu etiği sunan üniversitenin üyeleri, gerekse mesleğin uygulandığı kurumların yöneticileri bu yaklaşım tarzı ile öğrencilerine ve çalışanlarına örnek olmalıdırlar. Küreselleşme olgusunun iç dinamiği, küreyi sonradan yakalamaya çalışan toplumların bu anlayışı geliştirmelerine çeşitli yollarla engel olmaktadır. Bu yollardan en fazla başvurulanı yozlaştırmadır. Zaten, kürede sonradan yer edinmeye çalışan toplumların pozitif bilimlerdeki geçmişleri ile birlikte, demokrasi tarihleri de kısadır. Dolayısıyla, yozlaşmaya elverişlidirler. Örneğin, açılan onlarca üniversitede sunulan niteliksiz mühendislik eğitimi; hiç bir nesnel ölçüte dayanmaksızın yapılan akademik yükseltmeler, işyerlerinde eş-dost ilişkileri ile doldurulan kadrolar ve sonuçta üretimsiz bir mühendislik mesleği... Bu yozlaşma tablosu, tabii ki, ne bir standart gerektirmekteydi, ne de meslek etiği. (Aslında meslek bile gerektirmemekteydi.)

 

Fakat; köprülerin altından çok sular aktı ve nehrimizin yatağı biraz daha derinleşti. "Asri zamanlar"ın "onIar"a ait olduğunu, "onlar"dan aldıklarımızı "biz" gibi davranarak kullanmanın verimsiz olduğunu görmenin de zamanı geldi. Kısacası, ekonomik ve teknolojik gelişme ile birlikte sosyal ve düşünsel gelişmenin de endüstriyel (ve belki de ticari) ortama    egemen olması gerektiği anlaşıldı. "On-lar'ın teknolojik gelişiminin bilimsel araştırma temeline dayandığı, "on-lar'ın bilimsel araştırmalarının özgür üniversite ortamında geliştiği, "on-lar"ın endüstrisinin araştırmaya saygı duyduğu, dahası araştırma sonuçlarına dayalı ürünler geliştirdiği, "on-lar'ın bireysel kazançlarını toplumsal fayda ile birleştirmiş oldukları görüldü. En önemlisi de, başarının ve kabul edilebilirliğin nesnel ölçütlerinin, yani standartların, hiç bir öznel yargıya izin vermeyecek düzeyde ve çoklukta oluşturuldukları; gerek bu oluşum, gerekse üretim sırasında bağlı kalınan değer yargıları bütününden vazgeçil-mediği anlaşıldı.

Bu nedenle, ülkemizindışarıda yarışmayı göze almış büyüklükte ya da ce-aretinde olan endüstriyel kuruluşları ve üniversiteleri, standart belgesi almanın ötesinde yapılarını ve giderek düşünce biçimlerini de değiştirmek zorunda kalmış olduklarını anladılar. Tabii ki, hala ekonomimiz alaturka liberal, sosyal hayatımız alaturka modern,  alimlerimizi!)  alaturka   bilim adamları... Fakat; küreselleşmenin alaturkasının olmadığı anlaşıldı. Burada, ilk bakışta şaşırtıcı gelen, fakat; biraz daha incelendiğinde akılcı bir çıkarımla doğal olacağı sonucuna varılan olgu, "küre'ye belirli bir standartlar bütünü ve etik anlayışla ayak uydurulabileceği gerçeğininin farkına, akademisyenlerden önce endüstrinin varmış olmasıdır. Bunun nedeni, endüstrinin asıl kaygısı kazanç olsa bile, temel amacının "üretim" olmasıdır. Bilimin üretileceği varsayılan üniversitelerimiz ise kurumsal yapıları nedeniyle mühendisliğin bilimini yapmaktan uzaktırlar. Toplumsal geçmişimizde Max Planck'ın, Lord Kelvin'in ve benzerlerinin olmaması gibi, yukarıda sözünü ettiğimiz Max Weber gibi birinin de olmayışı; herhangi bir üniversitemizin California Institute of Science and Technology olamayışını da yeterince açıklar.zaten. Fakat; şurası da açıktır ki, küreselleşme olgusunun dinamiklerini Amerikan XYZ Corporation gibi olmayı başarabilmiş Türk ABC Ltd. Şirketi değil; üniversite görebilir ancak. Bu görüş, kürenin içinde verilen savaşın, moda deyimlerle, "gitgide küçülen dünyamızda", "ısınan sularda", "adeta yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide yaşayan" milyonlarca insanın geleceğinin, küreselleşmenin etiğinde nerede ele alındığı sorusu ile başlar. Bu soruyu ise ancak, bilim insanı gibi düşünen, öğretim üyesi gibi ders veren, akademisyen gibi yaşayan üniversite üyeleri sorabilir.

Kaynaklar:

[ 11 Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man, (New York, Free Press, 1992).

|2| Max Weber, Sosyoloji Yazıları, Çev. Taha Parla, (İletişim Yayıncılık, 1996.)

 

DOÇ.DR. SEYHAN UYGUN ONBASIOGLU

İTÜ Makina Fakültesi Öğretim Üyesi


Etiketler