Slider Altına

Ah, insan denilen o meçhul...

05 Haziran 2006 Dergi: Haziran-2006
Geçenlerde bir kitabın arka-sözü içinde rastladığım şu sözler; ‘Sırları istediğiniz kadar yayınlayın, gerçek esrarını korur’ (Imprimatur Secretum Veritas Mysterium), güneşin altında söylenmedik söz kalmamış olsa bile, ‘bilinmeyen-bilinemeyenin’ hep korunacağını sezdiriyor. Yani hep bilmeye çalışarak yaşayacağız. Ne kadar öğrenirsek öğrenelim, öğrendiklerimiz, bildiklerimizin değil, bilmediklerimizin çokluğunu netleştirmeye yarayacak.

Curt GOETZ’in dediği gibi; ‘Zaman büyük bir öğretmendir, ne yazık ki bütün öğrencilerini öldürür’. Tabi öğrenmenin, öğrenmeye çalışmanın nafileliğini söylemeye çalışmıyorum aslında. Çelişik bir hazdan bahsediyorum; öğrenmenin kendini tamamlayamayacak oluşuna rağmen dayanılmaz çekiciliği.. Gelişim başka nedir ki? Sadece şimdiye oranla daha iyiyi sağlama hedefi, sağlanabilecek en iyiye duyulan heves. Bu yaratıcı çabayla pek çok şeyi yapabiliyorsunuz ama insanın davranış kodlarını yeterince çözümleyebilmek, paylaşmak istediğiniz duygu ve düşünceleri paylaşabilmeniz için kapıları açabilmek.. İşte bu belki de en zoru. İnsanın kendisini ve başka insanları anlayabilmesi çabasında herkese en büyük yardımcı yine kendisi.

İnsanların söylediklerinden ziyade söylemediklerinde gizli nedenler, niçinler.. Hatta niçinlerden kaçınabilmenin en iyi yollarından biri olan ‘gerekçe kalıpları’nı kullanmayı yeğlemek..

Mesela ‘İşimden memnun değilim, ayrılacağım’ ‘Neden?’ ‘Aldığım ücretten memnun değilim’. Oysa araştırmalar gösteriyor ki, işten ayrılma nedenlerinin ilk üçünde ‘ücret’ yer almıyor. İşsel gelişime açık olunmaması, iş kapsamı, yönetim anlayışı, çalışma ortamı, çalışma arkadaşları ile ilişkiler, uyum, ücretten önce geliyor.

‘Eşimden ayrılacağım’ ‘Neden?’ ‘Beni anlamıyor’. Çoğu evlilik, iyi anlaştığına inanan kişilerce başlatıldığına göre, bizi dün anlayan, bugün anlayamıyorsa, muhtemelen bunun tanımı ‘anlamamak’ değildir. Zira karşımızdakinin bizi anlaması ne diliyorsak onu yapması değildir. Ama dün yapıyor, bugün yapmıyorsa, özveri yorgunudur, karşılık bulamamaya tepkilidir, aşk uçup gitmiştir.

‘Arkadaşım sanmıştım, bir daha yüzüne bakarsam..’ ‘Neden?’ ‘Zor günümde yanımda değildi’. Zor günümüzde lazım olur diye tedarikimiz ise hayatımızdaki insanlar, yanlış yatırımları iptal etmemiz tabii ki en doğrusudur. Bu gibi örneklerin pek çoğu, insanın tüm duygu ve davranışlarının, kararlarının altında ‘ben’ duygusunun varlığını gösteriyor. Zaten ‘ben’ duygusu doğuştan her insanda vardır. ‘Sen’ duygusuna-algısına geçiş değil midir düşünürlerin insanlığın erdemi olarak tanımladığı şey? Bu geçiş için sürekli öğreniriz, öğrenmeye çalışırız. Pek çok kişi, bu kazanımı yaşlılığın getirisi olarak görür. Bernard Shaw da demiş ya; ‘Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim’. Aslında imkansız görünmüyor. Ön yargılarımızın farkında olmak, gerekçe kalıplarına sığınmamakla başlayabilir insan olarak gelişme süreci. Kalıpları kırmak, düşünceyi özgürleştirir. Özgür düşünce, kendini geliştirebilmeye açılır. Zahmete değmez mi?

‘Bana yakın geldin’ dedi sevdi, ‘Bana uzak düştün’ dedi vurdu. Adlarını sordum; ‘insan’ dediler..
Özdemir Asaf


Dr. Oya BAKIR
oyabakir@dogayayin.com

Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum