Slider Altına

AB Ürün Güvenliği ve Ürün Sorumluluğu Direktiflerinin Türk Teknik Mevzuatındaki Yeri

05 Temmuz 2004 Dergi: Temmuz-2004

Mak. Müh. Ali ÖZGENÇ

Erensan Kalite Güvence Müdürü

Bilindiği gibi Türkiye’nin AB’ne üye olma sürecinde devam eden Teknik Mevzuat uyumu kapsamında, AB Yeni Yaklaşım Direktifleri T.C. devleti tarafından kabul edilmiş ve AB Yeni Yaklaşım Direktifleri kapsamına giren ürünlerin pazara sunulması için üzerlerine CE işareti iliştirilmesi gerektiği, CE İşareti taşımayan ürünlerin Türkiye pazarına arz edilemeyeceği hükmü getirilmiştir. CE işareti taşımayan ürünlerin pazara arz edilemeyeceğine dair hüküm, uygulamada bir takım sorunlar olsa bile [1] yasal olarak 01.01.2004 tarihinden itibaren (bu kapsamdaki ürünlerin çok büyük bir çoğunluğu için) yürürlüktedir. CE İşareti ürünün kendisiyle ilgili Yeni Yaklaşım Direktiflerindeki Temel Güvenlik Gereklerini karşıladığını ve tüm uygunluk değerlendirme işlemlerinden geçtiğini gösterir. Bu nedenle CE işareti taşıyan ürünler asgari güvenlik koşullarına sahip olduklarından pazarda serbestçe hareket edebilirler. Yeni Yaklaşım Direktifleri yalnızca 24 adet ürün grubunu kapsamakta, bunlardan 21 adedi CE İşareti gerektirmektedir. Bu yazıda, AB’de CE işareti kapsamına girmeyen ürünlere ilişkin “ürün sorumluluğu” ve “ürün güvenliği” direktiflerinin, Türk mevzuatındaki karşılıkları olan ve CE işareti kapsamına giren veya girmeyen tüm ürünler için geçerli olan 4822 sayılı kaımnla değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ile 4703 sayılı ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunların (daha çok kısaca Çerçeve Kanun olarak anılmaktadır)  ürün Sorumluluğu ve ürün Güvenliği kavramlarını kapsayan bölümleri incelenecektir. Avrupa Birliği (AB) tüketiciyi koruma politikası, Avrupa vatandaşlarına tüketici olarak haklarının korunduğu garantisini vermeyi amaçlar. AB’de yaşayan tüketiciler, tüketici hakları ve tüketicilik bilincine eriştiklerinden Tek Avrupa Pazarında mal veya hizmet satın alırken yasal şemsiye altında korunmak istemekte ve kurdukları sivil toplum kurumları ile hak ve özgürlüklerinin takipçisi olmaktadırlar. AB vatandaşlarının sağlık ve güvenliğini koruyabilmek için Topluluk hukukunda AB içinde üretilen veya dağıtılan tüm ürünler için 92/59/EEC Genel ürün Güvenliği Direktifi benimsenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Bu direktife göre, tüketiciye sunulan bir ürün, her durumda ürünün normal kullanım durumunu tehlikeye düşürecek herhangi bir risk oluşturmamalıdır. Bu yaklaşıma göre bir bisikletin emniyeti, sürücünün bisikletten düşmesi gibi bariz risk durumunun dışında, o bisikletin sağlamlığı, ve güvenliği, örneğin frenlerin yeterli olması ile ilgilidir. Bu nedenle üreticilerin, sağlık ve güvenliğin yeterli düzeyde korunması şartını karşılamasını sağlamak için, tüketici kategorisi (özellikle çocuklar), ürünün bileşimi (mobilyada kullanılan malzemelerin yanabilirliği gibi), etiketleme (risklerle ilgili tüm bilgilerin belirtilmesini sağlama), ürün pazara sunumu, vb. gibi değişik hususları dikkate almaları gerekmektedir. CE işareti, ürünlerin, amacına uygun kullanılması halinde insan can ve mal güvenliği, bitki ve hayvan varlığı ile çevreye zarar vermeyeceğini, diğer bir ifadeyle ürünün güvenli bir ürün olduğunu gösteren bir işarettir. Ancak bu işaret pazara sunulan ürün gruplarının tamamını kapsamamaktadır. Bu nedenle AB sınırları içinde CE işareti kapsamı dışında kalan ürünler için güvenlik kriterlerinin belirlenmesi 92/59/EEC Genel ürün Güvenliği Direktifi içinde değerlendirilmektedir. Bunun dışında ürünle ilgili sorumlukların ne şekilde tanımlanacağı oldukça önemli bir husustur.

Daha önceden ürünlerle ilgili herhangi bir risk ortaya çıktığında, tüketici ürünü üreticinin talimatlarına uygun kullandığını kanıtlamak durumundaydı. Ancak AB de yürürlükte olan ürün Sorumluluğu direktifine göre, ilgili üründen dolayı bir kaza oluşması durumunda ürünün yeterince güvenli olmadığını iddia edilmesi durumunda üretici kendisinin bütün önlemleri aldığını ve riskli durumun ürünün yanlış kullanımından veya yapılan uyarılara uyulmadığından kaynaklandığını ispatlamak zorundadır. Genellikle AB’de ve gelişmiş ülkelerde uygulanmakta olan yukarıdaki haklar, tüketici hareketlerinin ve devletin vatandaşına bakışının sonucunda ortaya çıkmıştır. Türkiye’de tüketici haklarının gelişimi, 1980 öncesinde günlük gazetelerin tüketici köşelerinde başlamış ve 1980’lerin ikinci yarısından sonra kurulan tüketici dernekleri ile devam etmiştir. Bu nedenle Türkiye’de batılı ülkelerde olduğu gibi güçlü tüketici hareketlerinden söz edilmesi pek doğru olmaz. Türkiye’deki tüketici hakları, tüketici hareketlerinin mücadeleleri sonucunda değil, devletin batılı ülke mevzuatlarını ulusal mevzuat olarak yayınlaması ve konuya ilgi duyan gazetecilerin tüketici hakları konusunda kamuoyunu aydınlatma çalışmalarının sonucunda ortaya çıkmıştır. Tüketiciler, tüketici bilincine tam olarak erişmeden kısmi tüketici haklarına sahip oldukları için, kendisine verilen hakların ihlal edilmesi karşısında gerekli tepkiyi gösterememektedirler. Olayın bu yönü başka bir tartışma konusu olabilir. Tüketici haklarına konumuz açısından yaklaştığımızda, T.C. devleti tüketici haklarının temelini oluşturan “ürün, sorumluluğu” ve “ürün güvenliği” konularındaki mevzuatlarını batılı ülkelerden almıştır.

3. Ürün Sorumluluğu Direktifinin AB’de ve Türkiye’deki Durumu

3.1. Ürün Sorumluluğu

CE işareti gerektiren Yeni Yaklaşım Direktiflerinin amacı;

İnsanların can ve mal güvenliğinin sağlanması

Bitki ve hayvan varlığının korunması

Çevrenin korunmasıdır.

Bu yüzden, Yeni Yaklaşım Direktifleri, güvenli ve uygun olmayan ürünlerin piyasaya arzını engellerneyi amaçlamaktadır. Avrupa Biriliği içinde, Yeni Yaklaşım Direktiflerinin kapsamına giren bütün ürünlere uygulanabilen 85/374/EEC sayılı ürün Sorumluluğu Direktifi, ürün güvenliğini garanti etmek için güçlü bir teşvik sağlamakta ve “kusursuz sorumluluk” esasını düzenlemektedir. Kişiler veya mallar için zarara yol açacak kusurlu ürünlerden doğacak sorumluluğun yükleyeceği maliyetlerden kaçınmak bakımından güvenli ürünler temin etmek imalatçı, ithalatçı ve de dağıtıcılar için en uygun yol olmaktadır. Türkiye, Gümrük Birliği anlaşmasından doğan yükümlülüklerini yerine getirmek için teknik mevzuat sisteminin AB teknik mevzuata sistemine uyumlu hale getirme çalışmalarını hızlı bir şekilde tamamlamaya çalışmaktadır. Söz konusu teknik mevzuatın uyumlaştırılması kapsamında AB mevzuatında bulunan 85/374/EEC sayılı ürün Sorumluluğu Direktifinin uyumlaştırılması sırasında AB’de olduğu şekliyle ürün Güvenliği konusunda ayrı bir direktif yayınlama yolunu seçmemiştir. Söz konusu direktif tarafından şart koşulan gereksinimler, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun içine enjekte edilerek, AB deki 85/374/EEC sayılı ürün Sorumluluğu Direktifine paralel bir ürün güvenliği mevzuatı oluşturulmaya çalışılmıştır.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun yalnızca Yeni Yaklaşım Direktifleri kapsamındaki ürünler için değil tüm ürünler için geçerli olan bir kanundur. Yukarıda 2. pasaj da “... AB’de yürürlükte olan Ürün Sorumluluğu direktifine göre, ilgili üründen dolayı bir kaza oluşması durumunda ürünün yeterince güvenli olmadığını iddia edilmesi durumunda üretici kendisinin bütün önlemleri aldığını ve riskli durumun ürünün yanlış kullanımından veya yapılan uyarılara uyulmadığından kaynaklandığını ispatlamak zorundadır.” demiştik. Bu nedenle ürün sorumluluğu kavramının tartışılması sırasında her şeyden önce üretici tanımına ihtiyaç vardır. Kusurlu ya da ayıplı olan üründen, o ürünü piyasaya sunan üretici sorumlu olmak durumundadır. Tartışmanın bu aşamasında daha ileriye gidebilmek için, “üretici” tanunına bir açıklık getirilmesi gerekmektedir. 4703 sayılı Çerçeve Kanunda üretici şu şekilde tanımlanmaktadır: “üretici, bir ürünü üreten, imal eden, ıslah eden veya ürüne adını, ticari markasını veya ayırt edici işaretini koymak suretiyle kendini üretici olarak tanıtan gerçek veya tüzel kişiyi; üreticinin Türkiye dışında olması halinde, üretici tarafından yetkilendirilen temsilciyi ve/veya ithalatçıyı; ayrıca, ürünün tedarik zincirinde yer alan ve faaliyetleri ürünün güvenliğine ilişkin özelliklerini etkileyen gerçek veya tüzel kişidir.”

85/374/EEC sayılı ürün Sorumluluğu Direktifindeki güvenli ürün tanımı dışında kalan ürünler, Türk mevzuatında 4822 Sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun içinde “ayıplı mal” kavramı ile tanımlanmaktadır. Malın piyasaya sunum tarzı, makul kullanım şekli ve piyasaya sürüldüğü an ve benzeri diğer hususlar göz önüne alınarak, bir kimsenin o maldan haklı olarak bekleyebileceği güvenliği sağlamayan mal ayıplı sayılır. Söz konusu kanunda Tüketicinin Korunması ve Aydınlatılması başlığı altındaki 4. maddesinde “ayıplı mal” kavramı şu şekilde açıklanmaktadır: “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafmdan bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir. İmalatçının / üreticinin, sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin, malın ayıbını, uğradığı zararı ve ayıp ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi gerekir. Kanunda ayıbı bildirmek için tüketiciye;

30 günlük bir bildirim süresi,

Bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme,

Malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi,

Veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme hakları tanınmaktadır.

Kanun satıcıyı tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlü kılmaktadır.. Ayrıca tüketiciye bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/ veya kullanımdaki diğer mallard zarara neden olan hallerde imalatçıüreticiden tazminat isteme hakkı da verilmektedir. Müşteriye satılan ayıplı maldan kimin ne şekilde sorumlu tutulacağı ise şu şekilde tanımlanmaktadır: İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı ve 10 uncu maddenin beşinci fıkrasına göre kredi veren ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludurlar. Ayıplı malın neden olduğu zararlardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zaman aşın1ına tabidir. Bu süre konut ve tatil amaçlı taşınmaz mallarda beş yıldır. Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zaman aşımı süresinden yararlanılamaz. Burada, üretim sırasında ortaya çıkan larında fark edilemeyen, kaçınılmaz minör üretim hataları değil; can ve mal güvenliğini etkileyen ve üretim ve kalite kontrol aşamalarında yapılan ağır kusur nedeniyle saptanamayan veya saptansa bile çeşitli yöntemlerle gizlenen kritik hatalar kastedilmektedir. Görüldüğü gibi ürün güvenliğine ilişkin hataların üretici tarafından gizlenmiş olması durumunda, garanti süresi ürün ömrü boyunca devam etmektedir. Kanun, tüketicinin ayıplı olduğunu bilerek satın aldığı ayıplı mallar için, ayıplı malın neden olduğu zararların sorumluluğunu hariç tutarak, yukarıdaki hükümlerin üreticilere uygulanmayacağına işaret etmektedir. Malın ayıplı olduğunun bilinmesi için üreticilerin aşağıdaki hususları yerine getirmesi gerekmektedir: Satışa sunulacak ayıplı mal üzerine ya da ambalajına, imalatçı veya satıcı tarafından tüketicinin kolaylıkla okuyabileceği şekilde “özürlüdür” ibaresini içeren bir etiket konulması, zorunludur. Yalnızca ayıplı mal satılan veya bir kat ya da reyon gibi birbölümü sürekli olarak ayıplı mal satışına, tüketicinin bilebileceği şekilde tahsis edilmiş yerlerde bu etiketin konulma zorunluluğu yoktur. Malın ayıplı olduğu hususu, tüketiciye verilen fatura, fiş veya satış belgesi üzerinde gösterilir.”

3.2. Garanti Belgesi

Garanti Belgesi, ürünün piyasaya arz edilmesinden sonra, kullanıcın ürünü kullanma amacına uygun olarak kullanmasına rağmen üründe ortaya çıkan arızalara karşı üretici tarafından ürünün bedelsiz onarımı ve gerekirse değişimini taahhüt ettiği belgedir: 4822 Sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ürün sorumluluğunu Garanti Belgesi düzenleme zorunluluğu ile pekiştirmektedir.Kanunda Garanti Belgesinin düzenlenmesi tüketiciye  verilmesi, garanti süresi, garanti koşulları, üreticinin yükümlülükleri ve tüketicinin hakları tanımlanmaktadır. Buna göre: “imalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadırlar. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acentaya aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden  itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti süresi, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir. Görüldüğü gibi sanayi ürünleri ile ilgili yasal bir “garanti belgesi” düzenlenebilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan onay alınması gerekmektedir. Bu nedenle bakanlıktan onay alınmadan düzenlenen garanti belgelerinin yasalolarak geçerlilikleri yoktur. Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde, arızalanması halinde malı, isçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümIüdür. Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludurlar.

3.3. Kullanma Kılavuzları

Söz konusu kanun tarafından düzenlenen bir başka husus da ürünlerle ilgili olarak kullanma kılavuzlarının hazırlanmasıdır. Kanun üreticilerin, ürünlerin güvenli bir şekilde kullanılması, kurulması, montajı, taşınması ve bakımı ile ilgili bilgileri içeren bir kullanım kılavuzu hazırlamasını ve bunu ürünle birlikte tüketiciye vermesi gerektiğini hüküm altına almaktadır. “Kullanma Kılavuzu”, ürünün doğru ve güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için, ürün ile ilgili teknik özellikler ve işletme bilgileri gibi gerekli bilgilerin kullanıcıya verilmesi amacıyla hazırlanan resim, fotoğraf ve açıklayıcı metinlerden oluşan doküman olarak tanımlanabilir.

Kullanma kılavuzları ürünle ilgili taşıma, montaj ve işletme bilgilerini kullanıcıya aktaran dokümanlar oldukları için ürünün doğal bir parçası ve ürünün tamamlayıcısı olarak Kabul edilir. Bilindiği gibi AB Yeni Yaklaşım Direktifleri ile “ürün direktifleri” uyulması zorunlu “teknik mevzuat” kapsamına alınmış, ürünle ilgili teknik standartlara uymak ise üreticinin tercihine bırakılmıştır. Yeni yaklaşım direktiflerinde ürün güvenliği ile ilgili teknik koşullar Temel Güvenlik Gerekleri başlığı altındaki bölüm içinde tanımlanmıştır. Kullanma kılavuzları ürünün güvenliğini etkileyici bir unsur olarak değerlendirildiğinden, Yeni Yaklaşım Direktiflerinin  “Temel Güvenlik Gerekleri” bölümü içinde yer almış ve ürünle birlikte verilmemesi veya uygun olarak hazırlanmaması halinde, Temel Güvenlik gereklerinin karşılanmadığı, bir başka deyişle ürünün “güvenli olmadığı” varsayıldığından ürüne CE işareti iliştirilemez ve pazara sunulamaz (Yeni Yaklaşım Direktiflerinde Kullanma Kılavuzlarının diline varıncaya dek tanımlanmaya çalışılmış ve ürünün kullanılacağı ülke dilinde olması gerektiği belirtilmiştir). Ayrıca her Yeni Yaklaşım Direktifi kendi ürün grubu ile ilgili özellikler üzerinde durmakta ve bu özelliği öne çıkararak kullanıcının bilgilendirilmesi gereği üzerinde durmaktadır. Yasaya bakıldığında garanti şartlarının geçerli olabilmesi için, tüketicilerin ürünü ürünlerle ilgili kullanma kılavuzlarında yer alan hususlara aykırı olarak kullanmamaları gerekmektedir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun belirlediği bir hüküm de ürünün ayıplı olduğunun tespit edilmesi halinde yapılacak işlemler şunlardır: “Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olması durumunda Bakanlık, tüketiciler veya tüketici örgütleri, ayıplı seri malın üretiminin ve satışının durdurulması ve satış amacıyla elinde bulunduranlardan toplatılması için dava açabilirler. Satışa sunulan bir seri malın ayıplı olduğunun mahkeme kararı ile tespit edilmesi halinde, malın satışı geçici olarak durdurulur. Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren en geç üç ay içinde malın ayıbının ortadan kaldırılması için üretici-imalatçı, ve/veya ithalatçı firma uyarılır. Malın ayıbının ortadan kalkmasının imkansız olması halinde mal, üretici imalatçı ve/veya ithalatçı tarafından toplanır veya toplattırılır. Toplatılan mallar taşıdıkları risklere göre kısmen veya tamamen imha edilir veya ettirilir.” Yukarıdaki ifadede geçen “... bir seri malın ayıplı olduğunun mahkeme kararı ile tespit edilmesi halinde, malın satışı geçici olarak durdurulur.” Ibaresine üretici firmalar özellikle dikkat etmek durumundadırlar. Böyle bir olayın gerçekleşmesi halinde üç ay içinde malın ayıbının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bazı özel proseslere (kimyasal prosesler ile kaynaklı imalat prosesleri) dayanılarak üretilen ürün gruplarında, ayıbın ortadan kaldırılması mümkün olmayabilir. Bu durumda toplanan ayıplı malların tamamen imha edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle özel proseslere dayalı ve yüksek risk grubuna giren ürünlerin üreticileri seri üretim sırasında özellikle ürün güvenliği konusuna azami dikkati göstermek durumundadırlar. Aksi halde çok ağır maddi kayıplarla karşı karşıya kalabilirler. Ayrıca 4077 sayılı kanun ile, kanunu tamamlayıcı nitelikte 16 adet yönetmelik yürürlüğe girmiştir:

  • Etiket, Tarife ve Fiyat Listeleri Yönetmeliği
  • Kapıdan Satışlara İlişkin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Kampanyalı Satışlara İlişkin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Devre Tatil Sözleşmeleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Paket Tur Sözleşmeleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmelik
  • Ayıplı Malın Neden Olduğu Zararlardan Sorumluluk Hakkında Yönetmelik
  • Mesafeli Sözleşmeler Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmelik
  • Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu Esaslarına Dair Yönetmelik
  • Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik
  • Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin ilkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik
  • Reklam Kurulu Yönetmeliği
  • Tüketici Konseyi Yönetmeliği
  • Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Yönetmeliği

Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Kredinin Maliyet Oranını Hesaplama Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik “Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik” “Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik” ve “Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmelik” ler 4703 Çerçeve Kanun kapsamındaki ve Garanti Süreleri vb. gerekli revizyonları içerecek hale getirilmiş ve bu değişiklikler 24 Şubat 2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmıştır.

4. Ürün Güvenliği Direktifinin AB’de ve Türkiye’deki Durumu

4.1. Ürün Güvenliği

AB’de 92/59/EEC sayılı Genel ürün Güvenliği Direktifi; “ürün, Yeni Yaklaşım Direktiflerinin veya öteki Topluluk Mevzuatının kapsamına girmemesi” veya “emniyet unsurları veya risk kategorilerinin hiçbirisi Yeni Yaklaşım Direktifleri veya öteki Topluluk mevzuatının kapsamında olmaması” halinde piyasaya arz edilen tüketim ürünlerine uygulanır. Avrupa Birliği sınırları içerisinde yürürlükte olan, 92/59/EEC sayılı Genel ürün Güvenliği Direktifi piyasaya sürülmüş olan tüketim ürünlerinin normal veya öngörülen kullanım koşullarında herhangi bir risk oluşturmamasını sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Bu direktif, üreticilere ve dağıtıcılara sadece güvenli olduğu tescil edilmiş olan ürünleri piyasaya sürmeleri ve riskleri hakkında bilgi vermelerini gerektirmektedir. üretici, tüketiciyi kısa vadede teşhis edilemeyecek ve hakkında şikayet gelebilecek güvensiz ürünler ve bunların arz ettiği riskler konusunda peşinen uyarmak zorundadır. Bu direktif, aynı zamanda üye Devletlere piyasada bulunan ürünleri gözetlerne ve ciddi risk durumunda bilgilendirme sistemi veya korunma önlemleri kapsamında alınan tedbirlerle ilgili olarak Komisyonu bilgilendirme zorunluluğu da getirmektedir. Genel ürün Güvenliği Direktifi tüketim amaçlı olarak tasarımlanan veya tüketiciler tarafından kullanılması olasılığı bulunan ve ticari bir faaliyet sonucunda tedarik edilen yeni, kullanılmış ve yenilenmiş ürünleri kapsamaktadır. Genel ürün Güvenliği Direktifi, ilgili ürünlerin emniyetle ilgili bütün yönlerini düzenleyen Topluluk mevzuatında özel hükümler bulunmadığı sürece uygulanabilir. Ayrıca, AB mevzuatının özel hükümlerinin ilgili ürün için, ürün güvenliğinin ve ilgili ürün için risk kategorilerinin yalnızca belli yönlerinin düzenlenmesi durumunda, söz konusu ürüne ürün Güvenliği Direktifinin güvenlik yönleri uygulanabilir. Bu kural ürün güvenliği ve ürünlerin içerdikleri risk kategorilerinin bütün yönleri için Yeni Yaklaşım direktiflerindeki perspektifin uygulanmasına öncelik vermektedir. Ayrıca, Yeni Yaklaşım direktiflerinin kapsamına giren ürünler bakımından, gerektiğinde bu direktiflerin ve ilgili öteki Topluluk mevzuatı hükümlerinin eş zamanlı uygulanması sayesinde ön görülebilir bütün riskleri tanımlaması amaçlanmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere, AB sistemi çerçevesinde bir ürünün piyasaya arz edilebilmesi için, ürün yeni yaklaşım direktifi kapsamına girse de girmese de güvenli olması zorunludur. AB’nin Genel ürün Güvenliği Direktifi, tüm ürünler için güvenlik konusunun hangi esaslar çerçevesinde ele alınacağını belirlemektedir. Türkiye’de ise ürün Sorumluluğu Direktifi’nde olduğu gibi, ürün güvenliği konusunda da bağımsız bir yönetmelik yayınlama yöntemi tercih edilmemiştir. Bunun yerine, Genel ürün Güvenliği Direktifi’nin hükümleri 4703 Sayılı Çerçeve Kanun içine enjekte edilmiştir. AB’nin Genel ürün Güvenliği Direktifinin düzenlediği sistemin Türkiye’ye adaptasyonu çerçevesinde, ürün güvenliği konusu, “Teknik düzenlemelere uygun ürünlerin güvenli olduğu kabul edilir. Teknik. Düzenlemenin bulunmadığı hallerde, ürünün güvenli olup olmadığı; ulusal veya uluslararası standartlara; bunların olmaması halinde ise söz konusu sektördeki iyi uygulama kodu veya bilim ve teknoloji düzeyi dikkate alınarak değerlendirilir.” ifadesiyle 4703 Sayılı

Çerçeve Kanunun 5 inci maddesinin 2 inci paragrafında yer almıştır. 4703 Sayılı Çerçeve Kanunda piyasaya arz kuralları şu şekilde belirlenmektedir: “Piyasaya arz edilecek yeni ürünlerin ilgili teknik düzenlemeye uygun olması zorunludur. Bu hüküm, kullanılmış olmakla birlikte değişiklik yapılarak piyasaya tekrar arz edilmesi hedeflenen ürünler ile Avrupa Birliği üyesi ülkeler dışındaki ülkelerden ithal edilen eski ve kullanılmış ürünlere de uygulanır. Görüldüğü gibi kullanılmış olmakla birlikte önemli derecede değişiklik geçirerek piyasaya arz edilen ürünler ile AB ülkeleri dışındaki ülkelerden ithal edilen eski ve kullanılmış ürünler kanuna göre yeni ürün Kabul edilmekte ve ilgili teknik düzenlemeye uygun olması zorunlu hale getirilmektedir. Çerçeve Kanun “güvenli ürün” tanımını aşağıdaki gibi yapmaktadır: Üretici, piyasaya sadece güvenli ürünleri arz etmek zorundadır. Teknik düzenlemelere uygun ürünlerin güvenli olduğu kabul edilir. Teknik düzenlemenin bulunmadığı hallerde, ürünün güvenli olup olmadığı; ulusal veya uluslararası standartlara; bunların olmaması halinde ise söz konusu sektördeki iyi uygulama kodu veya bilim ve teknoloji düzeyi veya tüketicinin güvenliğe ilişkin makul beklentisi dikkate alınarak değerlendirilir. Üretici, güvenli olmadığı tespit edilen ürünün kendisi tarafından piyasaya arz edilmediğini veya ürünün güvenli olmaması halinin ilgili teknik düzenlemeye uygunluktan kaynaklandığını ispatladığı takdirde sorumluluktan kurtulur. Kanunun bu fıkrası son derece önemlidir. Güvenli olmadığı saptanan bir ürün için, üreticiyi sorumluluktan kurtaran hususlar;

  • Ürünü piyasaya sürmemiş olması,
  • Ürünün, satılmak gayesiyle veya ticari faaliyetlerin seyri sırasında üretilmemiş olması,
  • Tüm hal ve şartlar göz önünde bulundurulduğunda, zarara sebep olan ayıbın, ürün piyasaya sürüldüğünde mevcut olmaması, ürün piyasaya sürüldüğünde mevcut bulunan bilimsel ve teknolojik bilgilerin, ayıbın varlığının bilinmesine imkan vermemesi,
  • Ürünün güvenli olmamasının teknik düzenlemeye uygunluktan kaynaklanması.

Bunun dışında, nihai ürünün tasarımı ya da bu ürünün üreticisinin talimatı sebebiyle, bütünü oluşturan parçalardan birinde ortaya çıkan ayıbın sorumlusu parça üreticisi değiL, nihai ürünün üreticisidir. Bu nedenle, özellikle AB Yeni Yaklaşım Direktifleri kapsamında ürün üreten üreticiler, Onaylanmış Kuruluşların denetiminde yaptıkları üretimlerin uygunluk değerlendirme işlemlerinin hatalı olması durumunda bile sorumluluk kendilerine aittir. Onaylanmış Kuruluşların hatalı uygunluk değerlendirme işlemleri veya üretici tarafından yapılan ve Onaylanmış Kuruluşların dikkatinden kaçan hatalı uygulamaların sorumluluğu üreticiye aittir. Bu konuda zor duruma düşmek istemeyen üreticiler, ürünleri ile ilgili teknik düzenlemeleri çok iyi öğrenmek zorundadırlar. Bir ürünün güvenli kabul edilmesi için; ürünün bileşimi, ambalajlanması, montaj ve bakımına ilişkin talimatlar da dahil olmak üzere özellikleri; başka ürünlerle birlikte kullanılması öngörülüyorsa bu ürünlere yapacağı etkiler; piyasaya arzı, etiketlenmesi, kullanımı ve bertaraf edilmesi (kullanım ömrü sonunda elden çıkarılması A.Ö) ile ilgili talimatlar ve üretici tarafından sağlanacak diğer bilgiler ve ürünü kullanabilecek risk altındaki tüketici grupları açısından değerlendirildiğinde, temel gerekler bakımından azami ölçüde koruma sağlaması gerekir. Daha güvenli bir ürünün üretilmesinin mümkün olması veya piyasada daha az risk taşıyan ürünlerin mevcut olması, ilgili teknik düzenlemede aksi belirtilmedikçe, bir ürünün güvenli olmadığı anlamına gelmez.

Üretici, ürünün öngörülen kullanım süresi içinde, yeterli uyarı olmaksızın fark edilemeyecek nitelikteki riskleri hakkında tüketicilere gerekli bilgiyi sağlamak, özelliklerini belirtecek şekilde ürünü işaretlemek; gerektiğinde piyasaya arz edilmiş ürünlerden numuneler alarak test etmek, şikayetleri soruşturmak ve yapılan denetim sonuçlarından dağıtıcıları haberdar etmek, riskleri önlemek amacı ile ürünlerin toplatılması ve bertarafı da dahil· olmak üzere gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Bu nedenle üretici piyasaya arz ettiği ürün ile ilgili riskleri belirlemek zorundadır. Bunun için üretici risk analizi yapmalı, teknik düzeyin elverdiği ölçüde giderilebilen riskler giderilmeli, belirlenen riskin giderilmesinin mümkün olmadığı durumlarda giderilemeyen riskler ve sonuçları konusunda tüketici uyarılmalıdır. Üretici, ilgili teknik düzenlernede belirtilen tüm belgeleri; bu belgeler kapsamındaki son ürünün yurt içinde üretiliyor ise üretildiği, ithal ise ithal edildiği tarihten itibaren ilgili teknik düzenlemede belirtilen süre, bu sürenin belirtilmemesi halinde yetkili kuruluşça belirlenecek süre boyunca muhafaza etmek ve istenilmesi halinde yetkili kuruluşlara ibraz etmekle yükümlüdür. Dağıtıcı, sahip olduğu bilgiler çerçevesinde, güvenli olmadığını bildiği ürünleri piyasaya arz edemez. Dağıtıcı, faaliyetleri çerçevesinde, ürünlerin taşıdığı riskler ve bu risklerden korunmak için alınması gereken önlemler hakkında ilgililere bilgi verir. Üreticinin tespit edilemediği durumlarda, yetkili kuruluşça belirlenecek süre içinde üreticinin veya malı tedarik ettiği kişinin kimliğini bildirmeyen dağıtıcı, üretici olarak Kabul edilir. Uygunluk işaretinin veya uygunluk değerlendirme işlemleri sonucunda verilen belgelerin tahrif veya taklit edilmesi, usulüne uygun olmadan kullanılması yasaktır.”

Yukarıdaki tanımlamalardan anlaşılacağı üzere Çerçeve· Kanun AB’nin ürün güvenliğin e ilişkin sistemini birebir ülkemiz mevzuatına uyarlamakta ve güvenlik konusunda öncelikle ilgili teknik düzenlemeye bakılması gerektiğini hükme bağlamaktadır. CE işareti taşıyan bir ürünün, ilgili direktif hükümlerine uygun olmadığı tespit edilirse, ulusal mevzuata dayalı olarak, üye devletler tarafından bu malın imalatçısı ya da ithalatçısı hakkında işlem yapılması gerekir. Bu nedenle bir üye devlet, ürünü piyasadan çekmek ya da piyasadaki satış yerlerinde bulunmasını yasaklamak veya kısıtlamak için gerekli görebileceği her türlü tedbiri alma hak ve yetkisine sahiptir. Acil durum şartı hakkı saklı bulunan bu hakkın tasarrufu için hiçbir ön onay ya da vekalet alınması gerekmez. Bir üye devletin Güvenlik Maddesine başvurması halinde, bu üye devletin aldığı tedbirler konusunda komisyonu bilgilendirmesi, kararına ilişkin sebep ve delilleri açıklaması gerekir.

4.2. Piyasa gözetimi ve denetimi

Piyasa gözetimi ve denetimi, ilgili teknik düzenlemelerde ve/veya 4703 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır. Bunlara ilişkin idari düzenlemeler yetkili kuruluşlarca belirlenir. Yetkili kuruluşlar, piyasa gözetimi ve denetiminde, gerekli gördükleri durumlarda, gözetim ve denetime konu jirüne ilişkin uygunluk değerlendirme işlemlerinde yer alınayan test, muayene ve/veya belgelendirme kuruluşlarının imkanlarından yararlanabilirler. Ancak, piyasa gözetimi ve denetiminde nihai karar yetkili kuruluşlara aittir. Piyasa gözetimi ve denetiminde test, muayene ve/veya belgelendirme kuruluşlarının imkanlarından yararlanılması ve ürünün güvenli olmadığının tespit edilmesi halinde, test ve muayeneye ilişkin giderler üretici tarafından ödenir. Piyasa gözetimi ve denetimini gerçekleştirecek yetkili kuruluşların isimleri Müsteşarlık aracılığıyla Komisyona bildirilir.

4.3. Ürünün Piyasaya Arzının Yasaklanması, Toplatılması ve Bertarafı

İlgili teknik düzenlemeye uygunluğu belgelenmiş olsa dahi, bir ürünün güvenli olmadığına dair kesin belirtilerin bulunması halinde, bu ürünün piyasaya arzı, kontrol yapılıncaya kadar yetkili kuruluşça geçici olarak durdurulur. Kontrol sonucunda ürünün güvenli olmadığının tespit edilmesi halinde, masrafları üretici tarafından karşılanmak üzere, yetkili kuruluş;

a. Ürünün piyasaya arzının yasaklanmasını,

b. Piyasaya arz edilmiş olan ürünlerin piyasadan toplanmasını,

c. Ürünlerin, güvenli hale getirilmesinin imkansız olduğu durumlarda, taşıdıkları risklere göre kısmen ya da tamamen bertaraf edilmesini,

d. (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen önlemler hakkında gerekli bilgilerin, masrafları üreticiden karşılanmak üzere, ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle, risk altındaki kişilere duyurulmasını sağlar.

Risk altındaki kişilerin yerel yayın yapan gazete ve televizyon kanalları vasıtasıyla bilgilendirilmesinin mümkün olduğu durumlarda, bu duyuru yerel basın ve yayın organları yoluyla, risk altındaki kişilerin tespit edilebildiği durumlarda ise bu kişilerin doğrudan bilgilendirilmesi yoluyla yapılır.

5. Sonuç

AB’deki uygulamalarda Yeni Yaklaşım Direktifleri yani CE İşareti kapsamı dışında kalan ürünlerle ilgili ürün Sorumluluğu ve ürün Güvenliği konusundaki gereksinimler iki ayrı direktif hazırlamak suretiyle giderilmiştir. Türkiye’de bu gereksinimlerin giderilmesi sırasında aynı yöntem izlenmemiş, gereksinimler mevcut yasalara uyarlanmıştır. Bu nedenle gerek üreticiler ve gerekse tüketiciler mevcut yasa değişikliklerini sıkı bir şeklide takip etmemişlerse, konu ile ilgili düzenlernelerin yapıldığı hakkında bilgi sahibi olamamışlardır. Bu uyarlamalar sırasında dikkatlerden kaçan hususlar olduğu konusunda endişelerimiz vardır. Şöyle ki 4703 Sayılı Çerçeve Kanun’da; “...Teknik düzenlemenin bulunmadığı hallerde, ürünün güvenli olup olmadığı; ulusal veya uluslararası standartlara; bunların olmaması halinde ise söz konusu sektördeki iyi uygulama kodu veya bilim ve teknoloji düzeyi veya tüketicinin güvenliğe ilişkin makul beklentisi dikkate alınarak değerlendirilir.”

denilmektedir. Yasadaki, “...ulusal veya uluslararası standartlara...” ibaresi üreticiye “ulusal” ya da “uluslararası standartlardan” birini seçme hakkı vermektedir. Mevcut mevzuata göre gerçekte üreticinin böyle bir seçim hakkı yoktur. Halen yürürlükte olan CE İşaretlemesi kapsamı dışında kalan ürünlerle ilgili çok sayıda mecburi ulusal standart mevcuttur. 4703 sayılı yasadaki seçme hakkını kullanmak isteyen bir üretici, söz konusu yasaya uygun davranmış olsa bile, mevcut yasal mevzuata uygun davranmadığı için yasaları çiğnemiş olacaktır. Bu konuda yasal boşluğun olduğu muhakkaktır. Yetkili Kuruluşların üreticileri bu ikilemden kurtaracak yasal düzenlemeleri bir an önce yapmaları beklenmektedir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında yer alan ürün Sorumluluğu konusunda, yaptırımların uygulanması konusunda çok ciddi sıkıntıların yaşandığı bilinmektedir. Kanun ve ilgili yönetmeliklerde Garanti Belgelerinin nasıl düzenleneceği konusu tüm ayrıntıları ile tanımlanmış olmasına rağmen, üreticilerin bir kısmının ilgili yasa ve yönetmeliklere uyma konusunda gereken hassasiyeti göstermedikleri görülmektedir. İlgili yasa ve yönetmeliklere göre sanayi ürünlerine Garanti Belgesi düzenleyebilmek için üreticilerin, Sanayi Bakanlığı’ndan izin belgesi almaları gerekmektedir. Bazı üreticilerin bu gerekliliklere uymadıkları, bakanlıktan izin almadan kendi başlarına Garanti Belgesi düzenledikleri ve bu belgeleri tüketicilere verdikleri bilinmektedir. Bu konudaki yasal sürecin nasıl işlediği Konusunda bilgisi olmayan tüketiciler, üretici firmanın problem çıkarması halinde ellerindeki Garanti Belgelerinin hiçbir işe yaramadığının farkında olmadıkları için, kullandıkları ürünlerin Garanti Belgeli olduğunu sanmaktadırlar. Kaldı ki, kanundaki para cezaları da günün gereklerini karşılamaktan uzaktır. Garanti Belgesi düzenlemeyen veya kullanma kılavuzu vermeyen bir üreticinin ödeyeceği ceza 01.01.2004 tarihi itibarı ile 128.500.000 TL. dir [günün koşullarına uyarlanmış miktardır(!)]. Yasa, Garanti Belgesinin usulüne uygun olarak düzenlenmemesi veya yönetmeliğe uygun kullanma kılavuzu verilmemesi hallerinde herhangi bir ceza öngörmemektedir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ürün kullanma kılavuzları, doğrudan ürün güvenliği ile ilişkilendirilmekte ve tüketicileri, doğru yönlendirmeyen kullanma kılavuzlarının hazırlanmaması halinde, ve özellikle de bir kaza olması durumunda, üreticiler çok ağır para cezaları ile yüklü tazminatlar ödemek zorunda kalmaktadırlar. Bu tür haberler genellikle medyada “inanılması güç” haber başlıkları atılarak yayınlanmakta ve “kullanma kılavuzlarının” önemine pek vakıf olamadığımız için bizleri hayretler içinde bırakmaktadır. Bu nedenle özellikle risk grubu yüksek olan ürünlerde Garanti Belgesi’nin usulüne uygun düzenlenmemesi ve Kullanma Kılavuzu verilmemesi halleri için yasaya caydırıcı hükümler konuımalı, ya da bu konudaki denetimler sıkılaştırılarak üreticilerin yasa ve yönetmeliklere uyması sağlanmalıdır. Piyasa Gözetimi ve Denetimi yalnızca CE işaretli ürünleri kapsayan yönetmelikler değildir. Pazara sunulan, pazarda hareket eden tüm ürünleri kapsamakta ve pazarda dolaşan ürünlerin güvenli olup olmadığının kontrolünü düzenlenmektedir. Piyasa Gözetimi ve Denetimi mekanizmasının çalıştırılması konusunda başta Yetkili Kuruluşlar olmak üzere, piyasayı oluşturan tüm aktörlerin üzerine düşen görevi yapmaları gerekmektedir.

Kaynaklar

1. A.ÖZGENÇ-Türkiye’de CE İşareti Gerçekten Başladı mı? Mühendis ve Makine- Şubat 2004

2. A.ÖZGENÇ- ürün Güvenliği ve Devletin Görevleri-Hidrolik ve Pnömatik Dergisi-Sayı: 11 / Nisan-Mayıs 2004

3. CE İşareti - İstanbul Sanayi Odası- 2001

4. www.dtm.gov.tr

5. Tanıtma ve Kullanma Kılavuzu Esaslarına Dair Yönetmelik

6. Ayıplı Malın Neden Olduğu Zararlardan Sorumluluk Hakkında Yönetmelik

7. Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmelik

8. 4822 sayılı Kanunla Değişik 4077 Sayılı Tüketicilerin Korunması Hakkında Kanun

9. 4703 sayılı ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun



Yaklaşan Etkinlikler
Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum