Slider Altına

9. EKODesign Konferansı, “Yeni Nesil Yeşil” Temasıyla Düzenlendi

05 Mayıs 2016 Dergi: Mayıs-2016

Yapı-Endüstri Merkezi (YEM) tarafından düzenlenen EKODesign Konferansı Poncebloc sponsorluğunda, YAPI Dergisi bilgi sponsorluğunda ve ÇEDBİK, GYODER, İNDER,  ICVB, Türkiye İMSAD ve ULI Türkiye destekleriyle 26 Nisan 2016’da YEM’in Fulya’daki merkezinde düzenlendi. Bu yıl 9’uncusu düzenlenen EKODesign Konferansı’na ‘yeşil tasarım’la ilgili önemli isimler dışında Enerji ve Çevre bakanlıklarından yetkililer katıldı. Konferansın açılışında konuşan YEM Etkinlikler Yöneticisi Zeynep Gülşen, konferansın bu seneki teması hakkında bilgiler paylaşarak fiziksel çevrenin gelişimine katkıda bulunan projelere yer vereceklerini belirtti.

“Bütünleşik bina tasarım yaklaşımı yaygın bir kültür olmalı”

Açılışın ardından gerçekleştirilen “Bütünleşik Bina Tasarım Yaklaşımının Türkiye Ortam ve Koşullarına Uyarlama Süreci” başlıklı tartışma oturumunda bütünleşik bina tasarım süreçlerinden bahsedilerek, Türkiye’nin bu tasarım süreçlerindeki yeri anlatıldı. ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Abdi Güzer, bütünleşik bina tasarım yaklaşımının yaygın bir kültür olarak yerleşmesinin hayati derecede önemli olduğunu belirtti. Güzer; “Üç beş tane ayrıcalıklı yapıyı herkes yapar, dünyanın en geri kalmış yerlerinde bile böyle yapılar var. Bunun yaygın kabul görmesi, genel kültür olarak özümsenmesi, bilincin yayılması gerekiyor. Bunda da rol model olan kamu sektörünün öncülük yapması gerekiyor. Bütünleşik Bina Tasarım Yaklaşımı ile inşa edilecek yeni nesil yeşil binalar bu açıdan çok önemli” dedi. Güzer, söz konusu yaklaşımın mevcut sistemde daha iyi, çevreye duyarlı binaların yapılabileceğini ve katılımcı süreçlerin işleyebilir olduğunu gösterdiğini belirtti. Son yılların gündemden düşmeyen konularında olan kentsel dönüşüme vurgu yapan Güzer; “Türkiye’de ciddi bir yapı stoğu var. Sıfır noktasından başlamıyoruz. Yeni yeşil binaları yaparken var olanı da iyileştirmemiz gerekiyor. Kentsel dönüşüm müthiş bir şans. Ancak bunu iyi kullanmadığımız yönünde endişelerim var. Kentsel dönüşüm yerinde yeniden yapmaya dönüştüğü zaman amacının dışına çıkıyor. Böyle yaparak faydalanılabilecek birçok şeyden faydalanmamış oluyoruz. Kentsel dönüşüm doğru uygulanırsa bünyesine enerji meselesi ve başka şeyler rahatlıkla katılabilir. Enerjiyi de böyle büyük formüllere sıkışmış şekilde anlatmaya gerek yok. Örneğin; ‘Gerçekten bu yapıya ihtiyacım var mı, bu kadar büyük olmasına ihtiyacım var mı?’ sorusu ile değişime başlayabiliriz” dedi. Enerji verimliliği yüksek yeni nesil yeşil binaların inşasında finansman ile ilgili bir sıkıntı olduğunu düşünmediğini söyleyen Prof. Dr. Güzer; Türkiye’de enerjiye müthiş miktarda para harcandığını, maliyetin azalacağına inandığı zaman vatandaşların bununla ilgili yatırım yapacağını söyledi. Yüksek enerji maliyetinin kültürel önlemlerle ve alternatif enerjilere geçerek düşürmenin mümkün olduğunu belirten Güzer, bu bağlamda güneş enerjisinin iyi bir örnek olacağını vurguladı. Güzer; “Güneş enerjisi ile ilgili yasal düzenlemeler yapılır ve insanlara da imkân verilirse dönüşümü Türkiye’de cep telefonları modellerinin değişimi kadar hızlı olur. Yeter ki sağlam bir altyapısı ve teşvik sistemi olsun. Başarmak için mali yükten ziyade bürokratik kolaylık ve teşvik sistemi çok önemli. Almanya gibi uluslararası başarı öykülerine baktığımızda iyi planlanmış teşvik sistemlerinin etkili olduğunu görüyoruz” dedi. Kaynaklar doğru kullanılmazsa güneşin bile işe yaramayacağını söyleyen Güzer, “Dünyada tüketim kültürü pompalanıyorken, kimlikler yarışmalarla belirleniyorken bunu söylemek kolay değil ama insanların daha minimal tüketimlerle yaşamaları mümkün. Atık dönüşüm meselesi de bir zorunluluk olarak gündeme gelecek çünkü kaynaklar bitiyor. Önlem almazsak pil yapamıyor olacağız mesela, bir süre sonra güneş enerjisi bile işe yaramayacak hale gelecek” dedi.

“Kamuda yeşil dönüşümün kısa sürede yapılabileceğini gösterdik”

Güzer’in ardından söz alan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UNDP Türkiye Binalarda Verimliliğinin Artırılması Projesi Yöneticisi ve Yüksek Çevre Mühendisi Aslı Karabacak, Türkiye’de herkesin yeni nesil yeşil binalarda oturmasının uzak bir hayal olmadığını söyledi. Türkiye’de özel sektörün bu zorunluluğun farkına vardığını ve üretim tesisleri dâhil binaların enerji verimli sürdürülebilir yeşil binalara dönüşmeye başladığını belirten Karabacak, yeşil binaların geri ödeme sürelerinin de sanılanın aksine çok uzun olmadığını ifade etti. Bütünleşik bina tasarımı kapsamında Ankara’da 5 tane kamu binasının oluşturulduğunu belirten Karabacak, bunlardan birinin tapu kadastro genel müdürlüğü hizmet binası, diğerlerinin ise MEB’a bağlı okul binası olduğunu söyledi. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hizmet Binası’nda labirent tasarımın olduğuna vurgu yapan Karabacak, ilk defa bir kamu binasında bu tasarımın uygulandığını söyledi. Karabacak, “Türkiye’de özel sektör bu konuya ilgi duyuyor ancak kamu ayağı eksikti. Projemizin doldurduğu yer tam da burası oldu. Kamuda yeşil dönüşümün kısa sürede yapılabileceğini gösterdik. Güzel olan şu ki projemize Enerji, Çevre ve Milli Eğitim bakanlıkları büyük destek verdi. İnşaatı devam etmekte olan demo binalardan birinin 4,5 yılda kendini ödemesi inanılmaz bir sonuç. Bakanlıkların istekleri değerlendirildi ve inşaatları devam etmekte olan Ankara’daki 5 demo binada yerel koşulları da göz önünde bulundurduk. Bu konu çok olumlu ve önü açık bir konu” dedi.

“Sürdürülebilir yapılaşmaya önem veriyoruz”

Karabacak’ın ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü Enerji Verimliliği Daire Başkanlığı’ndan Makine Mühendisi Korkmaz Gül; binalara yönelik enerji performans sözleşmelerini hayata geçirmek için kanun tasarısı hazırlayıp meclise gönderdiklerini belirtti. Gül, bakanlıktaki teknik çalışmaların yanı sıra bünyesinde kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları gibi konu ile ilgili tüm paydaşların bulunduğu Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu çalışmalarına da düzenlemelerde yer verildiğini söyledi. Kamuda sürdürülebilir bina yapmanın maliyetinin çok yüksek olduğunun düşünüldüğünü söyleyen Gül, “Bu tabuyu artık yıktık. Sürdürülebilir yapılaşmaya önem veriyoruz ve bütün dokümanlarımızı buna göre hazırlıyoruz. Öncelik temel standartları sağlamaya yönelik. Kentsel dönüşüm kapsamında yalıtımı iyileştirmeye yönelik çalışmalar yapılması bizim için çok önemli. Biz doğadan ilham aldık. Sürdürülebilir kalkınma düşüncesi böyle doğdu. Bu düşüncenin 3 sacayağı var; ekonomik, çevresel, sosyal. İşte ‘Bütünleşik Bina Tasarımı Yaklaşımı’ bunları bir araya getiriyor” diye konuştu.

“Amaç; çevreyi korumak, maliyeti düşürmek ve kaliteyi artırmak”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü, Enerji Verimliliği ve Tesisat Dairesi, Enerji Verimliliği Şube Müdürlüğü’nden Yüksek Mimar Nilay Özeler Kanan ise enerji etkin bina tasarımında bütünleşik tasarımının ne olduğunu anlatarak konuşmasına başladı. Kanan buradaki amacın çevreyi korumak, maliyeti düşürmek ve kaliteyi artırmak olduğunu belirtti. Bütünleşik bina tasarımı yaklaşımında kullanılan aktif teknolojilerden bahseden Kanan, bu yaklaşıma dünya mimarlığından örnekler verdi. Kanan, bütünleşik bina tasarımı yaklaşımının ekonomik, sosyal ve çevresel avantajlarının bulunduğuna dikkatleri çekerek tasarım, malzeme ve işçilik maliyetlerinin yüksek olmasının sistemin dezavantajı olduğunu belirtti.

ÖzÜ ScOLa Binası anatomik olarak incelendi

Konferansın ‘Yapı dergisi Özel Seçkisi’ adlı bölümünde ‘Anatomik Bir Vaka Etüdü: ÖzÜ SCOLA Binası’ başlıklı oturumda Özyeğin Üniversitesi’nin İngilizce Hazırlık Binası masaya yatırıldı. Yapı dergisi Genel Yayın Yönetmeni Y. Mimar Yasemin Keskin Enginöz’ün moderatörlüğündeki panelde, EÇEM Direktörü Prof. Dr. M. Pınar Mengüç, Y. Mimar Yasemin Somuncu, B-Design’dan Mimar Emre Gürsoy, Özyeğin Üniversitesi Teknik Hizmetler Müdürü Saadet Özkan ve Özyeğin Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Direktörü Nergis Uyan Akbay ile ScOLa binası incelendi. Panelin ilk konuşmacısı olan Özyeğin Üniversitesi Enerji Çevre ve Ekonomi Merkezi Direktörü Pınar Mengüç, SCOLA binasını oluştururken gezegendeki kaynakların yetmeyeceğini ve birtakım şeylerin değişmesi gerektiği fikrinden yola çıktıklarını anlatarak “Biz SCOLA’da tabiat ve iklim merkezinde, insan ve toplum çerçevesinde bir proje tasarladık. Burada ‘bina kullanım amaçları’, ‘bina kullanıcılarının istekleri’, ‘termal ve görsel konfor’, ‘işletme maliyetleri’, ‘entegre mimarlık-mühendislik’, ‘sürdürülebilir finans/risk’ başlıklarını dikkate aldık” dedi. Mengüç’ün ardından Özyeğin Ünversitesi Enerji, Çevre ve Ekonomi Merkezi Kıdemli Araştırmacı Yasemin Somuncu, SCOLA projesinin ‘European Commission through the Seventh Framework Programme’ çerçevesinde geliştirilen NEED4B projesi kapsamında oluşturulduğunu söyledi. Türkiye dışında İspanya, Belçika, İsveç ve İtalya’da da benzer projeler yürütüldüğünü anlatan Somuncu, “Bu sayede farklı inşaat kültürleri olan, farklı coğrafyalardan gelen deneyimlerle ortak bir metodoloji oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu. B Design Mimarlık Yönetici Ortağı Emre Gürsoy, SCOLA binası için yapılan enerji verimliliği çalışmalarına değinerek, projenin yeşil bina olmasını sağlayan detayları paylaştı. Özyeğin Üniversitesi Teknik Hizmetler Müdürü Saadet Özkan da, projedeki enerji dağıtım merkezini ele aldı. Isıtma, soğutma, havalandırma, temiz su, yangın söndürme gibi birçok durumu buradan kontrol ettiklerini vurgulayan Özkan, “Yeşile uygun olarak, doğal kaynakları en optimumda koruyarak bu kontrolleri yapmaya çalışıyoruz” dedi. Özyeğin üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Direktörü Nergis Uyan Akbay ise, binanın 7/24 yaşadığına dikkat çekerek, “Derslerimizde bahsedilen sürdürülebilirlik konusunu burada somut olarak örnekliyoruz” diye konuştu.



Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum