Slider Altına

“TTMD artık bilgi paylaşmanın ötesine geçerek bilgiyi üretmek istiyor”

05 Ekim 2008 Dergi: Ekim-2008


Gündemin ilk sırasında Clima 2010 Dünya Kongresi var

ilindiği gibi Clima 2000 kongreleri, REHVA’nın (Avrupa Isıtma ve Klima Dernekleri Federasyonu) 1975’ten bugüne sürdürdüğü ve HVAC&R sektörünün en önemli birliktelikleri arasında sayılan bir kongre dizisi. REHVA, 1963’te kurulan ve bugün 30 üye ülkesi ve ferdi olarak 110 bin üyesi olan bir federasyon. REHVA’nın otuz yılı aşkın süredir organize ettiği Clima 2000 kongrelerinin ilki 1975’te Milano’da yapılmış. Her kongre, talepeden ve talebi onaylanan bir üye ülkenin ev sahipliğinde düzenleniyor. Önceleri beş, daha sonra dört yılda bir yapılan Clima 2000 dünya kongreleri, artık üç yılda bir yapılıyor. Bir önceki kongre 2007’de Helsinki’de yapılmıştı. 2010’da yapılacak olan kongreye Rehva’da Türkiye’yi temsil eden derneğimiz talip oldu ve talebimizin onaylanması ile birlikte, 2010’da onuncusu yapılacak olan dünya kongresinin ev sahibi Türkiye oldu. Bu, derneğimizin de bu güne değin yürütücüsü olduğu en büyük uluslararası organizasyon. Bir bilim ve bir de organizasyon komitesi oluşturduk. Organizasyon komitesine Numan Şahin, bilim komitesine Prof.Dr.Ahmet Arısoy başkanlık ediyor. 


Clima 2010 Dünya Kongresine rekor katılım bekliyoruz

ABD’den Japonya’ya kadar pek çok ülke bu kongreye katılıyor, katkı sağlıyor. Bugüne kadar çeşitli ülkelerin yaptığı kongrelerde katılım 1000-1100 kişiye ulaşmış. 


9-12 Mayıs 2010 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak olan Clima 2010’da ise katılımcı sayısı olarak da bir rekor kırılacağını düşünüyoruz. Zira Türkiye’mizin coğrafi konumu ve ulaşım olanakları, Antalya’nın zengin turizm potansiyeli, kongre tarihinin Antalya için turizm sezonunun başlangıcına isabet etmesi, pek çok Avrupa ülkesine nazaran fiyat cazibesi, katılımın daha fazla olmasına yardım edecek koşullardır. Bu doğrultuda dünyanın her yerinden gelecek yaklaşık 1500 profesyoneli Antalya’da ağırlamaya hazırlanıyoruz. Antalya’da tüm dünyadan gelen akademisyenler, bilim adamları son teknolojileri tartışacağız, bilgiyi paylaşacağız. Clima 2010’un teması; binalarda sürdürülebilir enerjinin kullanımı. Yenilenebilir enerji teknolojileri, bina HVAC sistemlerindeki son gelişmeler, geleceğe yönelik binalarda enerji kullanımına yönelik beklentiler, hedefler, stratejiler tartışılacak. HVAC&R alanında teknik yönüyle büyük bir organizasyon ve sektör için faydalı bir çalışma olmasının yanı sıra Clima 2010’un Türkiye’nin tanıtımı açısından da çok büyük bir fırsat yaratacağını düşünüyoruz. Bunun için pek çok kurum ve organizasyon da konferansı destekliyor: TOBB, İklimlendirme Meclisi vasıtasıyla, bu kongrenin en etkin biçimde duyurulabilmesi için katkı sağlıyor. MMO kongreye  katılımı artırma konusunda  çaba safediyor.  ISKAV, İSKİD, İZODER, DOSİDER ve TTMD olmak üzere oluşturduğumuz güç birliği ile gerek sektörümüz gerekse ülkemiz açısından bir gurur vesilesi olmasına çalışıyoruz. 


Ar-Ge fonu için 53 proje önerisi geldi, fonu artıracağız

Öncelikle bir Ar-Ge fonu yaratalım, Türkiye’de HVAC sektörünün yararına Ar-Ge projeleri geliştirelim ve bunları üniversite-sanayi işbirliği çerçevesine çekerek bu çalışmaları üniversitelerimize yaptıralım istedik. Bu çalışmaları hem Clima 2010 dünya kongresinde sunalım, hem de çıkan sonuçları Türkiye HVAC sektörü ile paylaşalım düşüncesi ile bahsettiğimiz sektörel derneklerle bir araya geldik, Ar-Ge projemiz için bir fon ve komisyon oluşturduk. Sektöre yararlı olabileceği düşünülen proje önerilerini, üniversitelere desteklenmesini istedikleri projelerini bildirmeleri için bir duyuru yaptık. Bu duyuru üzerine 15 gün içinde 53 proje teklifi geldi, açıkçası bu kadarını beklemiyorduk. Şunu düşündüm; hani yeterince makale üretemiyoruz, akademisyen sayımıza göre makale, proje sayımız çok düşük deniyor ya, demek ki bilim adamlarımızın çalışmalarının önünü açabilsek, destek verebilsek bu alanda da ilerlememiz öylesine mümkün ki.. Türkiye HVAC sektöründe Avrupa ile yarışıyor ve Avrupa’nın üretim üssü olmayı başardı. Sektörel derneklerimiz ve vakfımızın ortak amacı, bu alanda ülkemizin teknoloji üssü olmasını sağlamaktır. 


İşte bu nedenle Ar-Ge projeleri çağrımıza gelen, birbirinden ilginç 53 proje içinden seçim yapmakta zorlandığımızda Ar-Ge fonunu artırma kararı aldık. Ayrım yapmaksızın bu fonu artırarak daha fazla projeyi finans etme kararındayız. Projelerin bir kısmı, firmalar tarafından doğrudan desteklenecek. Bunu da yeni bir gelişme olarak sizinle paylaşmak isterim. 


Helsinki’de yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık olarak 250’si sözlü, 400’ü poster bildiri olmak üzere toplam 650 civarında bildiri sunuldu. Clima 2007’de Türkiye’den de 7 bildiri sunulmuştu. Buradaki katılımı da TTMD olarak desteklemiştik ve uluslararası bir kongrede ilk kez böyle bir sayıya çıkıldı. Bu gibi platformlarda yer almak, Türkiye’nin temsili açısından çok önemli.


 


Firmalarımızın sponsorluk başvurularını bir süre daha kabul ediyoruz

Clima 2010 Dünya Kongresinde; Ashrae (Amerikan Isıtma, Soğutma ve İklimlendirme Mühendisleri Derneği), Eurovent (Klima Santralı ve Soğutma Ekipmanları Üreticileri Avrupa Komitesi), Scanvac (İskandinavya, İzlanda ve Baltık Ülkeleri Ulusal Teknoloji Dernekleri-HVAC Müşterek Organizasyonu), IIR (Uluslararası Soğutma Enstitüsü), TMMOB Türkiye Makina Mühendisleri Odası destekleyen organizasyonlarımız. Kongre paydaşlarımız HMSF ve MTMD (Mekanik Tesisat Mühendisleri Derneği). Finansal destek veren kuruluşlarımız (1 Ekim 2008 tarihine kadar sözleşmesi tamamlananlar) Friterm, ODE, AFS, LENNOX ve Testo firmaları. Ama halâ kendi hazırladığımız teknik şartname gereği sponsor firmalara ihtiyacımız var. Özellikle A ve B tipi sponsorluklarımızda boşluğumuz var. Bunları da Türkiye’deki firmalar ve Avrupa’daki partnerleriyle görüşerek tamamlamaya çalışıyoruz.


AR-GE Projeleri başvuruları bitti. Clima 2010’da sunulacak makalelerin kabulü başlamadı. İki ay içinde ikinci duyuruyu yapacağız. İkinci duyuruda makale gönderimi ile ilgili takvim bildirilecek. 


Clima 2010’un uluslararası tanıtım atağı tüm hızıyla sürüyor

Avrupa’da, Asya, ABD’de önemli sektörel kongrelerde Clima 2010’un tanıtımını yapıyoruz. Geçen yıl Ashrae toplantısında bir tanıtım yaptık. Yeni yılın başlangıcında Ashrae Winter Meeting’e Prof.Dr.Ahmet Arısoy, Abdurrahman Kılıç, Numan Şahin gidecek ve Clima 2010’un tanıtımını yapacaklar. Bugünlerde Romanya’da sektörel bir kongre var; Prof.Dr.Birol Kılkış hocamız hem bir tebliğ sunacak hem de Clima 2010’un tanıtımını yapacak. 


Çalışmalar bütün hızıyla devam ediyor, heyecan içindeyiz. Bu vesileyle tüm kongre destekleyen kuruluşlarımıza, firmalarımıza teşekkür etmek isterim.


Yılda altmışa yakın sayıda TTMD eğitim semineri yapılıyor

Son dönemde temsilcilik sayımız on üçe çıktı. Gerçi henüz hepsinde eğitim çalışmaları yok. Pek çoğunda standart eğitim çalışmalarını yapıyoruz. İstanbul’da ve Bursa’da düzenli olarak yılda 8 seminer yapılıyor. Diğer illerdeki seminerler Ankara’dan planlanıyor. Ankara’daki seminerleri iki yıldır MMO ile ortak yapıyoruz. Kayseri, Eskişehir, Samsun gibi bazı illerdeki seminerleri de MMO ile ortak yapıyoruz. İstanbul ve Bursa hariç diğer illerde yaptığımız yıllık seminer sayısı ortalama 40. Sponsor firmalar vasıtasıyla giderler karşılanıyor. Bir TTMD geleneği haline gelen eğitim seminerlerinde, Türkiye tesisat sektörünün geleceği için önem taşıyan konularda bilgiyi paylaşıyoruz. Ama TTMD artık bilgi paylaşmanın ötesine geçerek bilgiyi üretmek istiyor. İlk kez 2008 bütçesinde, Ashrae modelinde olduğu gibi Ar-Ge fonu oluşturduk. Özellikle teknik komitelerimizin yürütücülüğünde bilgiyi üretmeye çalışacağız. Bazı spesifik konularda yeni komiteler oluşturarak bu çalışmalara ağırlık vereceğiz. İleri düzeyde enerji etkin bina tasarımı, ısı pompaları ağırlıklı olarak ele almak istediğimiz konular arasında.


Yeni TTMD kitapları

Faydalı olduğunu onayladığımız kitapların çevirilerine de hız veriyoruz. Yeni kitaplarımız arasında; çevirisi tamamlanan ve basıma hazırlığı süren Ashrae Green Guide var. Danfoss’un sponsorluğunda bölgesel ısıtma sistemlerinde basınç, sıcaklık, akış kontrolünü konu alan bir diğer kitabımızın da basım öncesi kontrolleri tamamlanmak üzere. Soğutma kitabımızın da çevirisi tamamlandı, reklam alımı ile ilgili çalışmaların tamamlanması ile baskıya verilecek. Yangın Yönetmeliğine olan yoğun talep üzerine ikinci kez basılıyor. Teknik Terimler Sözlüğü çalışmaları devam ediyor. Recknagel’in son versiyonunu tekrar çevirmek istiyoruz, bu çalışma muhtemelen yeni döneme kalacak. 


19-21 Aralık tarihleri arasında yenilebilir enerjileri tartışacağız

Enerji Komisyonumuz, Çalıştay Komisyonumuz, Bölgelerdeki Eğitimlerle ilgili Komisyonlarımız rutin çalışmalarını, dünya ve ülkemiz tesisat sektörünün gündemindeki konulara paralellik sağlamaya çalışarak sürdürüyor. Geçen yıl enerji verimliliği yönetmeliğini tartıştık. Bu yıl, 19-21 Aralık tarihleri arasında, Antalya’da yenilenebilir enerjileri tartışacağız. Burada kamudan, üniversitelerden, MMO’dan büyük katılım bekliyoruz. Özellikle kamunun katılımını sağlamak çok önemli. 


Mevzuat çalışmalarına katkılarımız devam ediyor

Güncel mevzuat ve yönetmeliklere çok ciddi katkı koymaya çalıştık. Enerji verimliliği yönetmeliklerine katkı koyduk. Bir ara çalıştay da MMO ile birlikte, Antalya’da yaptık; performans yönetmeliklerine katkı koyduk. Bayındırlık Bakanlığımızın “Mühendislik Mimarlık Hizmetleri Teknik Şartnamesini” yenileme projesi vardı. Buna özellikle tasarımcılar açısından sorunları ortadan kaldırabilecek yönde görüş belirttik, katkı koyduk. Isı yalıtım yönetmeliğinin yenilenmesi gündemde; onunla ilgili de bir çalışma yaptık, Bakanlığa aktardık. 


Düşük karbon emisyonu için REC Türkiye ile ortak bir çalışmamız var

REC Türkiye Bölgesel Çevre Merkezi ile çalışmalara başladık. İngiltere hükümetinin desteklediği bir projeye dahil olduk. Projenin temel yaklaşımı; Kyoto protokolünde belirtilen düşük karbon emisyonlarının sağlanabilmesi amacıyla iş dünyasının bilinç düzeyini yükseltmek. REC Türkiye ile, İngiltere hükümetinin desteklediği bu projeyi birlikte yürüteceğiz. Niyet mektubumuzu gönderdik, İngiltere hükümeti tarafından kabul edildi, anlaşmasını yapmak üzereyiz. 

Yine benzer amaçla, sektörel derneklerle birlikte Kyoto protokolüne destek kampanyası başlattık. Bu konudaki deklerasyonumuzu yayınladık ve Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Bakanlıklara, TBMM’ne gönderdik, çok olumlu tepkiler aldık. 


Bir İŞBAP projesinde de işbirliğimiz var

Çukurova Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi ve bazı firmalarla birlikte bir TÜBİTAK projesi var: İŞBAP (Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Ağları ve Platformları Kurma Girişimi Projeleri). İŞBAP, TÜBİTAK’ın, ÜSAM (Üniversite-Sanayi Ortak Araştırma Merkezleri) Programı yerine yürürlüğe konmuştu. Birlikte yürüteceğimiz bu proje ile hem üniversite-sanayi işbirliği hem de özellikle KOBİ’lerin üretim planlaması açısından iyi bir çalışma ortaya koyacağımızı düşünüyorum. 


ISKAV’dan ASHRAE’ye diğer işbirlikleri ve faaliyetlerimiz

TTMD Sempozyumu, uluslararası platformda güçlenerek, kurumsallaşarak sürüyor.

ASHRAE ile birlikte sertifikalı eğitim programı oluşturuyoruz. İlkini bu dönemde başlatmak istiyoruz, sonra gelenek olarak sürmesini sağlayacağız.Mekanik tesisat sektöründe ara eleman yetiştirilmesine yönelik bir AB projesininde de Eğitim Komisyonumuz ve Fon Geliştirme Komisyonumuz İSKAV ile birlikte çalışacak. Dernek olarak EİEİ ile bilikte yürüttüğümüz çalışmalar da oldu. İki yıldır enerji yöneticilerinin eğitimlerini gerçekleştiriyoruz. Bunların belki bir çoğu bireysel katkılarla gerçekleşiyor ama bu süreçten geçerek bir noktaya geliniyor.


Dernekte çalışma çok, gündem yoğun, tempo hızlı...

Dernek halâ amatör, halâ üyelerinin gönüllü çabalarından besleniyor ama çok yol aldı ve hem maddi hem de moral değerler açısından güçleniyor. Maddi ve manevi güçlendikçe daha çok profesyonel isdihdam ederek bu işleri çok daha rahatlıkla, çok daha genişleyen kapsamda yapacak. Kuruluşundan bu güne görev almış herkesin çabası bu yönde değil miydi? TTMD, meslek grubuna, topluma, ülkemize daha yararlı bir dernek olabilmek için hiç bir zaman mola almadı, almayacak da.


TTMD, özelikle son dönemde sektörel derneklerle çok fazla içiçe oldu. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte sektörel derneklerle sen-ben ayrımı olmaksızın, aynı fayda için tek bir vücut olarak hareket edebiliyoruz. Sektörün ve dolayısıyla ülkenin yararına bir projede birlikte çalışabiliyoruz. Bundan çok etkilendiğimi söylemeliyim. Sadece benim için değil, diğer sektörlerdeki kişi ve kuruluşlarca da etkileyici bulunduğunu görüyorum. Eskiden insanlar bilgi becerilerini paylaşmak istemezdi, acı olan; bilgi sahipleri aramızdan ayrılıp giderken tüm bu birikim de yitiriliyordu. Biz, toplum olarak bilgiyi paylaşmayı öğreniyoruz. Bilgiyi paylaştıkça ülke olarak kurumsallaşacağız. Bugün Türkiye, HVAC sektöründe bütün dünyaya proje, uygulama, mal satıyor, dünyanın en karmaşık binalarında görev alıyor, müteahhitlik hizmetlerini üstleniyor. Bu çok önemli bir gelişme. Mimarlar, elektrik mühendisleri bize gıpta ile bakıyor, siz bu birlikteliği çok iyi sağlayabildiniz diyor. Bu yönüyle TTMD’nin ve kurduğu meslek içi işbirliklerinin diğer sektörlere de örnek olabileceğini düşünüyorum.


Enerjinin etkin kullanımı için kolektif bir bilincin oluşması gerekiyor

Gelişmiş ülkeler “yeşil bina tasarımı”, “sıfır enerjili bina tasarımı” konusunda hızla yol alıyor, Türkiye ise bu alanda ağır kaldı. Bu hareketi yakalamamız lazım. Çünkü gelişmiş ülkelerin varlıklarını sürdürebilmesi, gelişmekte olan ülkelerin gelişebilmesi için enerji temin edebilmesi ve enerjiyi etkin kullanabilmesi gerekiyor. Derneğimizin çalışma konularının başında da enerji geliyor. Zira enerjinin çok büyük bölümünü ulaşım ve mekanik tesisat sektörü kullanıyor. Enerjinin üretiminde değilse de tüketiminin yaklaşık olarak %70’inde varız. Dolayısıyla bizlerde bu bilincin oluşması lazım. Ulaşımda bu bilinç oluştu. Ulaşım sektörü kendini çok sık yeniliyor. Ulaşım aracına sahip olan, aracının sarfiyatını ölçüyor. Yapı sektöründe ısıtma kazanı kullanan, kazanının veriminden habersiz; “iyi ısınıyor” diyor. Kazan çalışıyorsa tabii ki iyi ısınabilir, ama nasıl ısınıyor, bu kazan verimli mi, çevreci mi, enerjiyi etkin kullanıyor mu, yeterli performansı sağlıyor mu? Eğer apartman yöneticisi, işletmeci bu soruların yanıtının önemini bilse, bu bilinçte olsa kesinlikle o kazana, brülöre, mekanik tesisat sistemine müdahele eder. Bu bilinci harekete geçirmek lazım. Kazanların arkasına, baca bağlantısına piyasa değeri 15 YTL olan bir termometre koysak, baca gazı sıcaklığını ölçsek, apartman yöneticisi o baca gazı sıcaklığını görse, bunun ne demek olduğunu anlasa, o kazana muhakkak müdahale edecektir. Bunun için mekanik tesisat eğitimi almasına gerek bile yok. Bugün baca gazı sıcaklıkları 200 °C’dir. Bir kazan 250-300 °C baca gazı sıcaklığında çalışıyorsa -ki bunlar var- kesinlikle yönetici müdahale edecektir. İlkokuldan başlayarak her düzeyde, her kesimde enerji ve çevre bilincini oluşturmamız lazım. Bir bina yöneticisi, işletmeci iki ayda bir, kazanının performansının ölçülmesi gerektiğini, buradaki %1-5 oranında kurtarılan enerji potansiyelinin neye karşılık geldiğini görse, kesinlikle müdahale eder.Herşeye rağmen bugün enerji dünyada halâ ucuz. Pek çoklarımıza öyle gelmeyebilir ama demek istediğim, enerjinin bu kısıtlılığına, bu değerine karşılık gelebilecek bedelde değil. Gelişmiş ülkelerdeki yatırımcı, yatırımını kaç yılda geri kazanacağının hesabını yapıyor; ama salt bu hesabı yapmıyor (zaten bu aslında insanın esas problemi de değil), benim ülkem geleceğe nasıl bakıyor, 10 yıl sonra benim ülkem nerede, dünya milletleri nerede diye de düşünüyor. Enerji, her geçen yıl daha dar bir boğaza giriyor. Enerji bütün devletlerin ve herkesin ortak olduğu bir güç. İsveç’te doğalgaz yok, hangi enerjiyi kullandıklarını sordum,  hidrolik kaynaklı elektrik kullanıyoruz dediler. Ama elektriği su ve toprak kaynaklı ısı pompalarıyla kullanıyorlar ve devlet desteği var. Bugün İsveç’in kişi başına düşen milli geliri 30 bin †. İki misli enerji tüketebilecek imkânları pekala var. Ama dışa bağımlı olmaktan kurtarılmış, temiz bir çevreye hizmet eden, kendi özüne yönelmiş bir enerji politikası var. 


Sahip olduğumuz enerji kaynaklarını etkin olarak değerlendirebileceğimiz bir enerji politikamız olması lazım

Elektrik üretimimizin neredeyse %60’ının doğalgaza dayanması, şahsen üzüntü verici. Doğalgaz arzının ne kadar güvenilir olduğunu birlikte gördük. Türkiye’nin ampullerinin sönmesi önemli değil, onu hallederiz, ama en önemlisi sanayi durur. Bizim elektrik üretiminde derhal kömür, hidrolik, rüzgâr ve ne varsa her türlü potansiyelimizi kullanarak ağırlıklı olarak doğalgaz bağımlılığından kurtulmamız lazım. Bir başka eksiğimiz, pek çok elektrik üreten tesis var, ama kojenerasyon yapan sayısı çok az. Hatırı sayılır bir sanayi sitesinde, doğalgazdan elektrik üreten bir tesiste kojenerasyon yapılacak dendi, öğrendik ki kojenerasyon değil, kule..Sabaha kadar gökyüzüne enerji bırakıyor. Ama aynı sanayi sitesine doğalgaz döşeniyor.. Sokağa sabaha kadar enerjiyi atıyoruz, aynı yerde ithal ettiğimiz gazı yakıyoruz, yani bir işe iki kere para veriyoruz. Şimdi üçüncü bir boyut çıktı: su problemi... Kulede kullanılacak suyun temini  büyük bir güçlük.  O santrale şimdi tankerlerle su taşınıyor. Maliyetini siz de düşünebilirsiniz. Böyle bir şey olabilir mi? Halbuki atık ısıyı kullansam, vatandaşım ucuz  işletme giderleri ile ısınsa, enerji üreten santralin kule ve su problemi çözümlense, atık ısıdan alacağı katkı payı ile enerji maliyetini düşürse, yani herkes kazansa.. İşte buyurun bir entegre proje.. Bunu yapamayacak ne var? Şunu çok net olarak görmek lazım: Doğalgazdan elektrik üreteceksen, atık ısını değerlendireceksin.. Kaldı ki bir sanayi sitesinde pek çok işyeri var, atık ısıyı ön izoleli borularla işyerlerine taşımak, atık ısıyı kullanmak, onların maliyet girdilerine de olumlu yansıyacak. Böylelikle hem ithal edilen gaz miktarı düşer, hem daha ucuza ısınılır, çevre korunur, hem de dışa bağımlılık azalır. 


Avrupa’ya her gittiğimde üzüntü duyuyorum: Örneğin Danimarka’da kojenerasyon %52 oranında yaygınlaşmış durumda,  şu anda üretilen elektriğin %30 ‘u rüzgardan sağlanıyor.  Helsinki’de  şehir ısıtma ve soğutma sistemi trijenerasyon olarak planlanmış.  Avrupa’lılar  hem zengin hem daha az para harcayacak yöntemlere yöneliyorlar. Bütün mesele geleceği düşünmek, günü kurtarmak yerine uzun vadeli, sürdürebilir yöntemleri düşünmek.. Doğalgaza ihtiyaç bu kadar arttı, temin etmeye çalışıyoruz diyoruz; bu, mevcut politikanın doğal sonucu. Sonucun olduğu noktada değil, başlangıcın olduğu noktada yeniden düşünmek gerek, jeotermal kaynak zengini Afyon’a doğalgaz götürülmeli mi? Bölgesel enerji kaynaklarının avantajlarını değerlendirmeyen bir enerji politikası ne kadar doğru olabilir?  


Türkiye’li insanımız yaratıcıdır, yeter ki onun ve tüm ülkenin yararına olabilecek o potansiyelleri gösterebilelim.. Neden son bir kaç yıldır binaların mantolanması bu denli ivmelendi? Çünkü ısı kayıplarını engellemenin kişiye, topluma faydası anlatılabildi. 

Son çalıştayımızda davet ettiğimiz bankacı katılımcılarımıza “neden yalıtım kredisi” açmıyorsunuz dedik. Üstelik bu kredi, kendi kendisini ödeyebilecek bir kredi olarak, çok daha geri dönüşü garantili bir kredi. Üniversite kampüsleri, devlet dairelerinin bunun için bir bütçe aramalarına gerek yok, 5-6 yıl vadeli bir kredi sistemi içinde, hiç bir şey yapmadan kendi kredi borcunu ödeyecek bir sistemden bahsediyoruz.  Şimdi ısı yalıtım kredisi çıkıyor. Tabii ki bunlar olumlu gelişmeler.


Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum