Slider Altına

“Teknik müşavirlik teşvik edilirse, yapı endüstrisi, en az yetmiş beş kat büyük hacimde hizmet ve ürün ihracı yapabilecek”

05 Ağustos 2009 Dergi: Ağustos-2009

“Teknik müşavirlik” uzmanlık alanının tescili, üniversite diplomaları değildir

Birliğin çerçevesinden bahsederken zaman zaman “müşavirler, mühendisler, mimarlar..” gibi bir özne kullanılıyor ama öncelikle şunun altını çizmeliyiz; müşavirlik başlı başına bir meslek değildir. Birliğimizin adında geçen “müşavirlik” sözcüğü, mimarlık ve mühendislik alanında çalışan müşavirleri tarif ediyor. TürkMMMB’nin ana amacı; Türkiye’de teknik müşavirlik kavramının ne anlama geldiğinin iyi anlaşılmasını sağlamak, icra edilmesi gerektiği şekli ile yaygınlaştırabilmektir. Üye olabilmek için bazı koşullar mevcut. Öncelikle altını çizdiğim gibi, müşavirlik başlı başına bir meslek değil. Üniversiteden müşavir olarak mezun olamazsınız. Ancak mesleğinizin üzerine bir iş, bir ihtisas alanı olarak geliştirebilirsiniz. Bunu yapabilmek için uzmanlaşmanız gerekir. Profesyonel olarak diplomanız, sizin uzmanlaştığınızı gösteren bir belge değil. O mesleği pratikte kullanmazsanız, o alanda uzman olarak kabul edilebilmeniz mümkün değil. Bir konfeksiyoncu, mimarlık eğitimi ve diploması almış olabilir, ama profesyonel anlamda mimarlık değil de konfeksiyonculuk yapıyor ise, diplomasına sahip olduğu dalda uzman kabul edilemez. Bu uzmanlığı bazı kıstaslara bağlayarak tarifliyoruz: Mühendislik veya mimarlık dalından en az on yıl önce mezun olmak, son on yıldır aktif olarak mesleğini sürdürmek. Yani, yeni mezunlar, birliğimize üye olamıyor. Ayrıca üyelerimizin, bu on yılın son beş yılında fiili olarak bağımsız teknik müşavir olarak çalışmış olması gerekiyor. 

Bu noktada titiz davranmamız gerekiyor. Ülkemizde biraz parası olan herkes  müteahhitlik yapabiliyor, neredeyse hiçbir kriter söz konusu değil. Türkiye yapı sektörünün büyük bir zaafıdır bu. Teknik müşavirlikte de böyle sayılır. Yasal anlamda bir kıstas yok. Akıl, yokluğu ancak deneme yanılma yoluyla ortaya çıkabilen bir şey olduğu için herkes akıl satmaya kalkışabiliyor. Bunu biraz engelleyebilmek için birliğimize üye olacak mühendis ve mimarların, son on yılında mesleğini icra ettiğini ve mesleğini icra ettiği son beş yılında ise bağımsız teknik müşavir olarak çalıştığını belgeleyebilmesi lazım. Nerede çalıştı, çalıştığı kurumlar ne kadar bağımsız? Bunları incelemeden geçiriyoruz. 15 yıl üniversitede akademisyen olarak çalışmış ve danışmanlık yapan bir kişi derneğimize üye olamıyor. Bir alanın uzmanlığına sahip, ama bağımsız değil. ‹şverenle işi yapan arasında olması, ne işverenin ne de yüklenicinin tarafında olmaması gerekiyor. Üniversitenin kaynaklarını kulanarak bir danışmanlık yaparsa, üniversitenin kaynaklarını kendisine bir maliyeti olmaksızın kullanıyor ve bağımsız bir teknik müşavirden ucuza iş yapıyor demektir. Nitelikli iş yapıyor olabilir, ama bu bağımsızlığını giderdiği için bağımsız teknik müşavirlerle aynı ortamda rekabet içinde olabilmesini etik bulmuyoruz. Başvuran üye adayının bağımsız olarak değerlendirilebilmesi için; kamu kuruluşunda çalışmaması lazım, bir müteahhitlik firmasının yan kuruluşu olmaması lazım. 




Tüzel kişilikte üye kabulü, üye sayımızı etkiliyor

Üye sayımız, ülke koşullarına paralel olarak değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin ekonomik krizin de etkisiyle içinde bulunduğumuz dönemde üye sayımızda bir miktar düşüş var. fiu an için 140 üyeye sahibiz. Dernekler yasasındaki değişikliğin paralelinde üyelik statüsü sadece özel kişilikler, şahıslarla sınırlı olmaktan çıkıp, tüzel kişiliklerde üye kaydı yapılabiliyor, yani doğrudan firmaları üye olarak kaydetmek mümkün. Eskiden şahıs olarak üye olanlar, şimdiki mevzuata göre, isterlerse şirketlerini temsilen tüzel kişi üyeliğine geçebiliyor. Bazı üyelerimiz de şahıs üyeliğinden çıkarak, firmasını üye kaydettirdi ve firmasını temsilen üyeliğini sürdürüyor. Bir firmadan birçok üye kaydedilebiliyor. Buna dair bir kısıtlama yok. Bu 140 üyemizin bünyesinde bulunan teknik personel sayısı 5000 civarında ki bu sayıya idari personel dahil değil. Yani TÜRKMMMB, 5000 kişilik teknik bir zümreyi temsil ediyor. 


Üye profilimiz, dünya geneli ile benzerlik gösteriyor

Üye profillerimize baktığımızda, firmaları ölçeklerine göre üçe ayırıyoruz: 1-25 kişilik teknik personele sahip firmalara küçük ölçekli firmalar diyoruz. Üyelerimizin % 65 kadarı küçük ölçekli firmalar. 25-100 arasında teknik personeli bulunan firmalar, orta ölçekli olarak nitelendiriliyor. Bunlar da % 25 civarında.. 100 kişiden daha fazla teknik personel çalıştıran firmalar ise büyük ölçekli firmalar olup üyelerimizin yaklaşık % 10’u bu kapsamda. Küçük ölçekli firmadan kasdedilen şey, çalışma alanı sadece küçük ölçekli yapılar, apartmanlar olan firma değil. Dar bir ilgi alanında derin bilgiye sahip, bir konuda ihtisaslaşmış, ama bünyesinde 25 kişiden fazla teknik personel isdihdam etmeyen kuruluşlardır. Yangın konusunda veya otomasyon konusunda uzman ve çalışma alanı büyük ölçekli yapılar olan firmalar, buna örnek olarak gösterilebilir. Büyük ölçekli firmaların ilgi alanları daha geniştir ama belli noktalarda uzman firmalarla çalışma ihtiyacı duyabilirler. Genel anlamda küçük ile büyük ölçekli firma arasında nitel değil nicel farklarımız oluyor. Türkiye bu alanda firma büyüklükleri açısından dünya ile aynı profili gösteriyor. Dünyada da küçük ölçekli kuruluşlar % 60-65 civarında. Büyük ölçekliler ise % 10-15 oranını geçmiyor.


Teknik müşavirlik sektörünün yarattığı katma değer, cirosunun neredeyse yüz katı

Üyelerimizin yaklaşık % 90’ı, yurtdışına bir hizmet ihracında bulunmuş, uluslararası tecrübeye sahip. Toplam yıllık ciromuz 390 milyon USD civarında. Bunun 110 milyon USD’ı hizmet ihracı olarak gerçekleşmiş. Aslında çok büyük rakam gibi görünmüyor ama meseleye şu açıdan bakmak gerekiyor; müşavirlik sektörünün hizmet bedelleri çok düşük, buna karşın yarattığı katma değeri çok büyüktür. 1 liralık teknik müşavirlik hizmeti karşılığında 75-100 misli bir katma değer yaratılır. 

Müteahhitlik sektörü ile sağlıklı bir ilişki süreci içine giriyoruz. Devletimiz de özellikle geçen yıl itibarıyla hizmet ihracında bu alanın müteahhitlikten önce geldiğini anladı. Teknik müşavirlik teşvik edilirse, ardından 75 misli büyük bir yapı endüstrisinin hizmet ihracı yapabileceği, onun da ardından yapı ürünleri ihracının yapılabileceği anlaşıldı.  Bunun başarılabilmesinin bir ön koşulu var: yapı endüstrisinde üretim yapan firmalarımızın yurtdışında ürünlerinin belgelendirilmesi şart. Bu çerçevede DPT ile ortak bir çalışma başlatmayı planlıyoruz. 

Bir başka önemli husus da bir teknik personelin yıllık ciroda ortalama 100 bin TL’lık katma değer yaratabilmesidir. Büyük ölçekli firmalarda bu rakam düşebiliyor. Çünkü tekniker boyutunda da adam çalıştırıyorlar. Küçük ölçekli firmalarda ise göreceli olarak daha çok uzman personel bulunduğundan bu miktar 265.000 TL’na kadar çıkıyor. Bu sonuçlar çok önemlidir. Firmaların bu nitelikli personelleri kaybetmemeye çalışıyorlar. Bu nitelikte kişilerin yetişmesi çok zor. 


Bu yılın teknik kongre konusu; “Yaratıcı düşünce ve teknik müşavir”

Her yıl Genel Kurulumuzla eş zamanlı gerçekleştirdiğimiz, birliğin genel felsefesine uygun teknik kongremiz var. Bu seneden önceki üç yıl için öngörülmüş bir plan vardı. “Biz kimiz?” sorusu ile başladık. Önce kendimizi tarifleyelim, sonra konumlandıralım istedik. Bunun sonucunda nihai hedefimiz; hizmetlerimizden faydalanacakların sayısını artırmaktı. Bunun için gereken politikaları saptamaya çalıştık. Bu çabamız, başarıyı getirdi. Bu yıl da dahil dört yıldır, gerek kamu gerek özel sektör nezdinde başvurulan bir birlik olduk. Alanımızdaki herhangi bir konuda, gündemde önce bize danışılıyor. Örneğin kamunun Ekonomik Koordinasyon toplantısında, müşavirlik ve müteahhitlik konusu gündeme geldiğinde biz çağrılıyoruz. 


AB ve Türkiye Arasındaki Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Hibe Programı Çerçevesinde “Müşavir Mühendislik Sektörü Geliştirme Projesi” 

Yetkinleştirme adına bir eğitim vermiyoruz ama bu doğrultuda talep olduğunda etkinlik programımıza alabileceğiz. Bu yıl birlik tarihinde ilk kez bir AB projesi yürüttük. Bir yıl süreli bir projeydi. Temmuz ayının sekizinde projemizi bitirdik. Bizimle birlikte 111 sivil toplum örgütünün yararlanacağı bir hibe programdı. Bu hibe programının içinde zamanına uygun, amacına uygun, hatta amacından da ileride hedeflerini koyarak bitiren ilk örgüt olduk. Bu süreçte yaptığımız eğitim, seminer ve çalıştaylar çok spesifikti. Genel anlamda birliğin, sektörün tanıtımına ilişkindi, gerçek anlamda bir eğitim programı oldu. Çok ciddi sayıda katılımcı vardı. 

Bunun dışında düzenlediğimiz etkinliklerimizde, bilgi ve görüş alış verişleriyle mesleki sorunlarımıza çözüm arıyoruz. Örneğin kamu ihale yasası ile ilgili bilgilendirme, tarafları biraraya getirip sorunların tartışılması gibi temalar ön plana çıkıyor. Yapı denetimi mevzuatı nedir? Türkiye için etkileri nelerdir? Mesleki Sorumluluk Sigortası nedir, sektör açısından getirileri nelerdir? Bunlar gibi sektörün genel çerçevesi ile sorunlarını ele alıyoruz. Ama birliğimiz, çok geniş bir bilgi alanını içeriyor. Bu nedenle, bir mimarlık, ulaştırma, çevre, enerji ve daha pek çok konuda, bu uzmanlık alanlarına odaklı özel etkinlikleri gündemimize alabilmemiz çok zor. Bu gibi ihtisas alanları etkinlikleri için ancak işbirliklerimiz olabilir diye düşünüyorum. 


Arabuluculuk riskli, biz sadece bilgilendiriyoruz

Birliğimizin, üyelerinin ilgili olduğu çevrelerle temaslarını güçlendirebilmeleri için katkıları oluyor. Türk MMMB’ni etrafa tanıtınca birçok kamu kuruluşu projeleri için, o konuda çalışacak firmaları bildirmemizi istiyor. Biz bu talebi üyelerimize duyuruyoruz. Çalışmak isteyen üyelerimizi bildiriyoruz. Ama altını çizmem gerekir ki, bir arabuluculuk yapmaya çalışmıyoruz ve bunu çok tehlikeli olabileceğini düşünüyoruz. Bir ihaleye çıkılınca bir genel davet yapılır, bunlar arasından eleme yapılarak yeterli görülenler listelenir. Bu “kısa liste - short list”tir, ihaleye de bunlar davet edilir. Biz, o kurumlar adına bu listeyi hazırlamak istemeyiz, ama konu ile ilgilenen üye kuruluşlarımızı bildirmemizi istemeleri de anlaşılır bir şey. Uluslararası Federasyonlarla da ilişkili olduğumuz için yurt içinden olduğu kadar yurt dışından da bunun gibi bilgi talepleri, proje bilgileri bize geliyor. Temel anlamda da bu bilgilerin üyelerimize duyurusunu yapıyoruz.


Bir mesleğin gelişmesinden 

çok profesyonel işin, ihtisasın gelişmesine çalışıyoruz 

Bazı dernekler ve birliklerle ortak işbirliği protokollerimiz var. Meslek örgütleri ne kadar daralırsa o konuya ilgi duyan insan sayısı o kadar fazla olabiliyor. Yani bir ihtisas alanının mal temin edenleri, akademisyenleri, uygulayanlarının bir araya geldikleri derneklerde üye sayısı da, o alandaki etkinlikleri de daha fazla olabiliyor. Biz ise pek çok mühendislik disiplininde ve mimari alanda, danışmanlık hizmeti veren ve genellikle kendi firmaları bulunan üyelerden oluşan bir çatı örgütüyüz. Bir başka deyişle bir mesleğin gelişmesinden çok profesyonel işin, ihtisasın gelişmesine çalışıyoruz. Üyelerimizi yetkinliğe ulaştırmak, yetkinleşmekten ziyade “iyi hizmet üretebilmenin standartlarını” tanımlamaya çalışıyoruz. Mühendislik hizmetinin kalitesini ölçen bir kıstas yok. Bunun ölçülebilir hale getirilmesini istiyoruz. 


Kalitenin standardize edilmesi, akreditasyon demek değildir

Birlik olarak ISO Kalite Belgesine sahibiz. Bizden hizmet talep eden kurumlardan geri besleme almak istiyoruz. Aldıkları hizmetten memnuniyet seviyelerini sorgulayan bir sistemi kurmak istiyoruz. Bilirsiniz, insanların çoğu, geri bildirim konusunu çok ciddiye almıyor. Oysa kalitenin geliştirilebilmesi ve standardize edilebilmesi büyük ölçüde buna bağlı. Birlik üyelerimizin kaliteli hizmet verdiğini kanıksatabilir ve bunun arkasında durabilirsek, üye olmak isteyenler de artacak, üyelerimiz, bir kalite güvencesi olarak görülebilecek, hizmeti talep edenler, daha güvenli bir limana girdiklerini hissedecek. 

Bazı sivil toplum örgütleri bunu “akreditasyon” olarak ifade ediyor. Buna katılmıyoruz. Örneğin Müteahhitler Birliği, müteahhitlerin akredite edilmesini istedi. Yine Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanımız, bunu üstüne alarak akreditasyon sistemini kurmak üzere beyanlarda bulundu. Son yaptığımız toplantılarda bunun yanlış bir şey olduğunu söyledik, onlar da vazgeçti. 

Müteahhitler Birliği 200.000 müteahhit olduğunu söylüyor. Herkes müteahhitlik yapabiliyorsa, bunları disipline edebilmek, hizmetleri standardize edebilmek mümkün değil. Yurtdışında yüzümüzü kara çıkartan müteahhitler var. Yarattıkları algı nedeniyle bizler iş yapamaz olduk. Yapılması gereken şey, bir otokontrol sistemidir. Siz düzgün bir sigorta sistemi getirirseniz, yaptığınız işin karşı taraftan beklentilerinize cevap verip vermediğini iyi anlayabilirseniz, kendi kendinizi akredite etmiş olsunuz. Akreditasyon çok basit bir sistem aslında. Eximbank’tan bir yetkili dedi ki: “biz bu tür projelere kredi verirken proje hizmetini aldıkları firmanın TürkMMMB üyesi olup olmadığına bakıyoruz”. Eximbank bizi akredite etmiş demek ki. Akreditasyon bunun gibi bir şey. Yapılması gereken kendimizi iyi tanıtmak ve kalitenin süreklilik gösterdiğini kanıtlamak.


FIDIC sözleşmelerin idari kısmını standardize ediyor

FIDIC birliklerin temsil edildiği federasyon, bir üst örgüt. Yaptığı çok önemli bir şey var: uluslararası sözleşme düzenini net olarak ortaya koymak. Uluslararası iş yapan, kredi ve finans temin eden tüm büyük örgütler FIDIC koşulları ile ihaleye çıkar. Sözleşmelerin iki bölümü vardır: Teknik bölüm o işe yönelik çok spesifik bir bölümdür, teknik anlamda uluslararası standartlar zaten mevcuttur ve bunlar kullanılır ama teknik şartnameler tüm işleri kapsayacak şekilde standartlaştırılamaz. Baraj yaptıracağınız zaman gereken teknik özellikleri, o işin hacmine, özelliğine göre tek tek yazacaksınız. Ama idari kısmın standartlaşması lazım. FIDIC bu idari kısmı standartlaşmış; “taraflar arasında adil olurum, herhangi bir aksalıkta hakem nezdinde çözerim, hala bir uyuşmazlık olursa buraya FIDIC başkanı tarafından temsil edilerek veya onun atayacağı bir kişi ile sorunları çözme çalışmalarına aktif olarak katılırım, arabuluculuk yaparım” diye tanımladığı çok önemli bir misyonu var.

FIDIC amblemi ile Dünya Bankası amblemleri neredeyse aynı. Dünya Bankası da, Avrupa Yatırım Bankası da FIDIC koşullarını kullanır. Dünyanın pek çok yerinde, pek çok işte FIDIC koşulları çok yaygın kullanılır. FIDIC idari koşulları atlamamak üzere alt alta koymuş, bir standart getirmiş, size de esneklik vermiş; istediğin maddeyi çıkar, istediğin maddeye ek yap, ama işin özü, iskeleti bu olsun demiş. Dünyanın neresinde olursa olsun bu idari koşullara uyduğunuz takdirde hata yapmazsınız. Teknik anlamda hata yapılabilir ama idari ilişkilerde hata payı sıfır olur. Bir sorunla karşılaştınız, hak talebiniz doğdu; hak talebiniz için nasıl başvuracaksınız, nasıl alacaksınız, kaç gün önceden başvurmanız gerek, idare kaç gün içinde size cevap verme yükümlülüğünde, vermezse sonuçları ne olur? Tüm bu detaylar tek tek yazılı. Her hangi bir idareye sözleşme hazırla deseniz bunları yazamaz, unutulur ve sorunlar çıkar. Birliğimiz Türkiye’de FIDIC’ı temsil eden tek örgüttür. Her ülkeyi sadece bir örgüt temsil ediyor. Yayınlarını isteyen herkese veriyoruz, temin ediyoruz, toplantılarına gidiyoruz, genel kurulda oy hakkımız var. 

FIDIC’te özellikle genç profesyonellerin bir örgütü var. Bu örgütte gençler kendi aralarında çaışıyor. Biz de Türkiye’de bunu oluşturduk. Mimarlık, mühendislik alanında çalışan, 35 yaşına kadar her genç üye olabiliyor. Kendi aralarında bir iletişim ağı tesis edebilecekleri bir örgüt kurduk. Sektörün uluslararası seviyede olabilmesi için bunlar gerekli. 

EFCA, FIDIC gibi bir örgütlenme değil, standartlar koymuyor. EFCA’nın üyeleri arasında son iki yıldır “her iki tarafa da aidat veriyoruz, bu iki örgüt birleşsin” diyenler var. Özellikle ‹ngilizler de EFCA yerine “FIDIC Europe” kurulsun diyorlar. Biz birleşmesi taraftarı değiliz. ‹kisinin misyonu farklı ve ikisinin de bu ihtisas alanına katkıları var.


Mühendislik ve mimarlık alanının cazibesi artırılmalı

Maalesef tüm dünyada mühendislik ve mimarlık alanında genç nesil isteksiz. Daha ziyade kolay mesleklere itibar ediyorlar. Mühendislik, mimarlık kolay gelmiyor. Tıp da zor ama hala çok parlak. Zira kişisel bağlamda bilgi ve becerinize bağlı olarak daha kısa sürede başarı elde edebilirsiniz. Mimarlık ve mühendislik alanında kendinizi o kadar yavaş geliştirebiliyorsunuz ki, bu da daha uzun süre ve daha fazla çaba demek. Mesleki alanımızda gelişim, bireysel olduğu kadar bir ekip çalışması ile sağlanabiliyor. Yeni mezunlara teknik ressamın yaptığı işler gibi işler veriyorlar. Buradan başlayan eğitim ile verim alınabilecek aşamaya gelebilmek için minimum 5 yıl gerekli. Bizler o beş yılı finanse ediyoruz. Peki iyi eğitiyor muyuz, eğitimi için destek oluyor muyuz? Hayır. “Maaş veriyoruz, gitsin kendini eğitsin” diyoruz. Yürüttüğümüz AB projesi sonucunda kurulan platform, bunu aşmayı hedefliyor. Toplu eğitimler vermeyi planlıyoruz, Kişisel gelişim, mesleki gelişim vb gibi. Onlara komple bir eğitim vermek çok ucuza gelecek, bunun için sponsor bulunabilecek, kendilerini daha hızlı geliştirebilecekler. Danışmanlık firmalarında çalışmayan mimar, mühendis gençler ne yapıyor? Müteahhitlerin yanında, şantiyede işçinin başında duruyor, ne yaptığına bakıyor, notlar alıyor, ölçüm yapıyor. Orada da üç-beş senede yetişecek. Bu da çok zor bir iş. Aileler, çocukları üniversiteden mezun olduğunda gurur duyuyor ve ardından bakıyor ki çocuk ücra bir şantiyede toz toprak içinde çalışıyor. Bu da gençlere çok cazip gelmiyor. 

Türkiye’nin çok büyük avantajı var. Çok genç bir nesile sahip. Verilere göre 2025’e kadar genç nüfusun büyümesi sürecek. Ondan sonra, 2050’ye kadar yaşlanmaya başlayacağız. Avrupa bugün için yaşlı bir nüfus. Bu bizim için büyük bir fırsat olacak. Eğer gençlere bu anlamda yatırım yapar ve mesleğimizde gelişmelerine olanak sağlarsak genç nesil için parlak bir gelecek yaratmış olabileceğiz. 


Mühendislik hizmetlerine devletin biçtiği rayiç değerler gözden geçirilmeli

Türkiye’de genelde firmaların bünyesinde mimarlık, inşaat, mekanik, elektromekanik bölümlerinin hepsi bir arada bulunmaz ve bütün projeler komple bir tek çatı altında yapılamaz. Bizde mimar işini bitirir inşaat mühendisine verir, ardından binanın mekaniğini, elektriğini yaptırır. Yani hizmet, mimar üzerinden ihraç edilir. 

Proje hizmetlerinde de bir daralma söz konusu. Sektörün büyüklüğüne oranla bu alanda çalışan çok fazla kişi ve kuruluş yok sayılır. Çünkü devletin biçtiği rayiçler de çok düşüktür ve bu bedellerle kaliteli bir iş üretebilmek pek mümkün değildir. Yıllar önce ortaya konmuş bir katsayı vardır; örneğin bir birim mimarlık hizmetinin karşılığında parasal olarak baktığınızda, inşaat mühendisliğinin hizmet bedeli 0.75, makina mühendisliğinin 0.50, elektrik mühendisliğinin 0.33,5’tir. Makina mühendisliği hizmetinin, şimdi havalandırma, soğutma ve günümüzün ihtiyaçlarına yönelik bütün hizmetleri kapsadığını düşünün, mümkün mü o paraya bütün bu işlerin yapılması? Mümkün değil. Bu fiyatların konduğu tarihte bütün iş; bir boru tesisatı, sıcak su temini, bir kazan tesisatı, radyatörlerden oluşuyordu. Devlette makina ve elektrik mühendisliği ile ilgili bir şeylerin değişmesi lazım. Elektrik mühendisleri de bir kablolama, prizlerin konması ile işini bitiriyordu. fiimdi, otomasyon, güvenlik sistemleri gibi birçok karmaşık ve bütünleşik sistemler var. Bunların değeri kamu alanında bilinmezse, bedelleri verilmezse insanlar da bunların gereklerini yapamaz. Bunun bilincinde olunması lazım. Biz buna çalışıyoruz. Ama bunu aynı zamanda o alanın uzman birliklerinin de yapması lazım. 

Yeni Bayındırlık Bakanlığı ile ilişkilerimiz çok iyi. Biliyoruz ki katsayılar şimdilerde yeniden yayınlanacak. Bu süreç içinde biz mutlaka olmalıyız, bizden habersiz yapmayın diyoruz. Bu bizim kendi menfaatlerimiz için değil, sektör için çok önemli, insanları bu alana çekebilmek için birlikte karar verelim. ‹nsanlar o çok düşük rakamlara bakarak ihalelere çıkıyor. Türkiye elektromekanik konuda uluslararası seviyedeki bilince ulaşmış değil. 


Türkiye’nin mühendislik seviyesi de girişimciliği de çok iyi

Birkaç gün önce Londra’daydım, bir mühendislik ofisinin neler yaptığını inceledim; 50 kişinin çalıştığı bir küçük bir mimarlık ofisi idi. Onların yaptığı işi biz burada 5 kişiyle ve daha iyi yapıyoruz, ama işlerin sürekliliği ve iş garantisi olmadığından da gelişemiyoruz. Bizdeki mühendislik, girişimcilik, çalışkanlık ve yaratıcılık çok iyi. Ama biz kendimizi iyi tarif edemiyoruz, mekanik ve elektrikte ise hiç tarif edemiyoruz. Yeni enerji kaynakları, enerji verimliliği gibi dünya gündemindeki konuları da ön plana çıkararak bu bilinci yaratmamız lazım. Bu konuya ilgi henüz yeterli seviyede değil. Tasarımcı olarak tüm bu yenilikçi ve güncel konuları işverene sunsanız bile “pahalı olur” ön yargısı ile size bu şans tanınmıyor. Halbuki özellikle enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları konusunda çok zengin ülkemizde bu alanda çok ciddi çalışmalar yapılabilir, tasarımda öncü olunabilir. Avantajlarımızı başarıya dönüştürebilmek için, koşulları iyi analiz edebilmeli ve gereğini vakit kaybetmeksizin yerine getirmeliyiz.



Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum