Slider Altına

“Isıtma Tekniği ile İlgili Ezberlerimizi Bütünüyle Yenileyeceğiz”

05 Mayıs 2009 Dergi: Mayıs-2009

Yüzde 20 


Avrupa Birliği’nin; “20-20-20” şeklinde özetlenen 2020 yılı stratejik hedefleri var. Bu, enerjinin 2020’de % 20 oranında daha verimli kullanılması, enerji kullanımının % 20’sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesi ve bütün bunlara paralel olarak da 1990 yılına kıyasla karbondioksit emisyon miktarının en az % 20 oranında azaltılması anlamına geliyor. Yani, dünya ısı sektörü; enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının aynı anda değerlendirildiği yeni bir “ikili strateji” sürecine giriyor. Bu sektörümüz için çok önemli bir değişime işaret ediyor. 


Ürün değil, sistem çözümü yaklaşımı


Bu değişimin çarpıcı yansımalarını, Mart ayında Frankfurt’ta yapılan ISH 2009 fuarında gördük. Her şey, mümkün olan tüm enerji kaynaklarını çeşitlendirerek ve yenilenebilir enerji kaynaklarını da kullanarak, kullanım amacına göre “en uygun sistem çözümü”nün kurgulanmasına odaklanmıştı. Küçük bir konuttan merkezi sistemli çok katlı bir yapıya, bir endüstri tesisinden bölgesel ısı merkezli bir yerleşim kompleksine kadar pek çok farklı kullanım alanını, pek çok farklı iklim kuşağı için “duruma özel çözüm” yaklaşımı ile ele alan yeni bir dönemin başladığını gördük. ISH 2009 fuarı, uzmanlık gerektiren, mühendisliğin çok daha fazla öne çıktığı, her bir proje için özel sistem tasarımı sürecinin gündeme geldiği yeni bir dönemi yansıtıyordu. Fuarda Viessmann’ın standında da bunu çok net olarak gördük. Stantta sistem adaları oluşturulmuştu ve bu sistem adalarında amaca yönelik çeşitli çözüm önerileri vardı. Önceki fuarlarda genellikle ürünlere göre bir yerleşim söz konusuydu; duvar tipi cihazlar, merkezi kazanlar, ısı pompaları gibi gruplandırmalar yer alırdı. Bu fuarda her biri kendi içinde teknolojik gelişim sürecinden geçirilmiş ürünlerin, farklı amaçlar için kendi içinde çeşitlendirilerek sistem çözümleri olarak sergilendiğini gördük. 


Enerji verimliliği+yenilenebilir enerjiler


Isı sektörünün bu evresindeki iki odak noktasından biri fosil kaynakları olabildiğince verimli kullanmak, ikincisi ise yenilenebilir kaynaklardan olabildiğince yararlanmak. Fosil kaynakları verimli kullanmanın bugün için en yaygın ve etkin yöntemlerinden biri; yoğuşma tekniğidir. Gaz yakıtlı sistemlerin yanı sıra bundan böyle sıvı yakıtlı sistemlerde de yoğuşma tekniği kullanılabilmekte. Ama Türkiye’de sıvı yakıt –özellikle motorin- fiyatları çok yüksek olduğu için tercih edilmemekte, bu bakımdan yoğuşma teknolojisi, özellikle gaz yakıtlı sistemlerde yüksek pazar şansına sahip. Yoğuşmalı gaz yakıtlı bir kazanı ya da kombiyi, beraberinde bir güneş enerjisi sistemi veya bir ısı pompası sistemi, hatta bir kojenerasyon ünitesiyle birlikte kullanma, böylelikle birleşik bir sistem oluşturma yaklaşımı söz konusu. Bu yaklaşımla hem fosil enerji kaynağı yüksek verimle kullanılıyor ve tasarruf sağlanıyor, hem de çevre dostu yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım imkanları zorlanmış oluyor. AB ülkelerinde bu sistemler 2020 hedeflerine ulaşmak için güncel iklim ve enerji politikası gereği  uygulanıyor. Mesela güneş kollektörü önceleri sadece sıcak kullanım suyu elde etmek için kullanılırken artık ısıtmaya destek olarak da kullanılıyor. Benzer şekilde ısı pompasıyla hem mevcut ısıtma sistemine, hem de kullanım suyuna bir katkı sağlanabiliyor. 


Türkiye’de pelet yakıtlar için önce bölgesel çözümler 


Yenilenebilir enerji kaynakları kapsamına katı yakıtlı, pelet, daha küçük odun parçacıklarından oluşan yakıtları da dahil ediliyor. Avrupa’da olsun, ABD’de olsun bu alanda kayda değer bir gelişme söz konusu. Ama Türkiye’de bu sistemler bugün için mevcut değil. Türkiye’de yeteri kadar orman yok, orman ürünlerinin toplanması ve modern ısıtma sistemlerine göre işlenmesi ile ilgili bir endüstri altyapısı da henüz yok. Türkiye’de bu alanda bir pazar fikri oluşmuş değil. Bu konuda öncelikle mobilya fabrikası gibi orman ürünü atığı bulunan işletmelere yönelik özel çözümler düşünülebilir. Ege bölgesinde zeytin çekirdeği, Karadeniz bölgesinde fındık kabukları gibi yerel çözümler de olabilir. Ama ülkemizde son kullanıcı için pelet yakıtlı sistemlerin pazara çıkması, yakın gelecek için olası görünmüyor. 


Ana felsefe doğrultusunda şirket birleşmeleri


Yenilenebilir enerji sistemlerine verilen önemin bir göstergesi olarak Viessmann’da son birkaç yıl içinde çok önemli şirket satın almaları yaşandı. Örneğin katı yakıtlı –odun kaynaklı- sistemlerde Köb ve Mawera isimli Avusturya kökenli iki firma, biogaz üretim tesisleri kuran Bioferm isminde bir firma satın alındı. Viessmann Avrupa’nın yine güneş kollektörleri alanında en önde gelen üreticilerinden biri. Düzlemsel güneş kolektörlerini tamamen kendisi üretiyordu. Vakum borulu kollektörlerin ise bazı aksamlarını tedarik ediyordu. Bu konuda Çin kökenli bir fabrika satın alındı. Dolayısıyla hem düzlemsel kollektör hem de vakum borulu kollektör imalatını artık tamamen kendi bünyesinde gerçekleştiriyor. Yine KWT isminde ‹sviçre kökenli bir ısı pompası firması satın alındı. Bu firma 1.5 MW’a kadar sanayi tipi ısı pompası üretebiliyor. Ayrıca ESS isminde bir Alman kojenerasyon firması satın alındı. Bu firma 500 kW’a kadar elektrik üretim gücüne sahip paket tipi minikojenerasyon üniteleri üretiyor. Böylece Viessmann son iki yıl içerisinde altı firmayı bünyesine kattı. Bu firmalarla Viessmann çok büyük bir bilgi birikimini de bünyesine katarak geleceğin eksizsiz ürün programını şimdiden oluşturmaya başladı.


Kojenerasyon, farklı ölçekleriyle yaygınlaşacak


Dikkat çekici bir diğer gelişme de kojenerasyon sistemlerinde yaşanıyor. Özellikle ticari binalar, hastaneler, kampüsler gibi orta ölçekli sayılan yapılar ve bölgesel ısıtma sistemleri için mini kojenerasyon sistemleri Türkiye’de de bir süre sonra daha büyük önem kazanacak. Buradaki temel mantık; gaz motoru normal şartlarda elektrik üretmek için % 35 gibi bir verimle çalışabilirken, motorun atık ısısından faydalanılarak binanın ısıtma sistemine katkıda bulunmak ve bu yolla makinenin verimini % 90’lara çıkarmaktır. Sonuç olarak makineyi mevcut bir ısıtma kazanıyla kombine çalıştırdığımız zaman o binanın ihtiyacı olan elektriği ve ısıyı aynı anda elde ediyoruz. Türkiye’de üretilen elektriğin lisans almaksızın şebekeye satılmasına olanak verecek mevzuat çalışmaları devam ediyor. Bir yıl içinde bunun sonuçlanacağını düşünüyoruz. Böylece lisans almadan hemen bütün kapasitelerde elektrik üretmek, fazla elektriği şebekeye satmak mümkün olabilecek. Bu nedenle mini kojenerasyon sistemlerinde önümüzdeki dönem Türkiye’de bir hareketliliğin yaşanacağını söyleyebiliriz. Kendi atık ısısından faydalanarak % 90 verime ulaşan bu sistemlerin uygulama alanları giderek genişleyecektir. Gelecekte daha küçük kapasitelerdeki  konutlarda, villalarda aynı anda ısıtma yapabilen ve elektrik üretebilen mikro kojenerasyon üniteleri de olacak. Bu üniteler üzerinde ar-ge çalışmaları devam etmekte. Bunlardan biri Stirling motoruyla çalışan mikro kojenerasyon üniteleridir. Bu ünitelerde bir adet yoğuşmalı cihaz ile bu cihazın atık gazlarıyla çalışan, aynı zamanda hem elektrik hem de ısı üreten Stirling motoru mevcut, böylece bir villanın ihtiyacı olan yaklaşık 1 kW’lık elektrik enerjisi elde ediliyor ve yine Stirling motorunun atık ısısıyla yoğuşmalı kazanın ilave ısısı, konutun hem ısınma hem de sıcak su için gerekli ısı ihtiyacını karşılıyor. Görünüşü kombiye benzeyen mikro kojenerasyon ünitesinin önümüzdeki 5-10 yıl içinde yaygınlık kazanacağını düşünüyoruz. Yani gelecekte ısıtmanın yanında elektrik enerjisini de üreten mikro kojenerasyon sistemlerinin gerek ömür gerekse fiyat performans dengesi olarak satın alınabilir bir noktaya geleceğini ve pazarda yer edinebileceğini söyleyebiliriz. Üretilen fazla elektrik enerjisini şebekeye satma ya da eksik olduğu zaman şebekeden alma konusunda ilgili kamu kurumlarının mevzuat çalışmaları yaptığını ve bir süre sonra bu konunun önünün açılacağını görüyoruz. 

Bir başka önemli gelişmenin de ısıtmanın soğutma ile birlikte ele alınmasında görülüyor. Kojenerasyon sistemlerinin yanı sıra tri-generasyon sistemlerinin yaygınlaşması söz konusu. Sektörün geleceğini biçimlendirecek güncel eğilimlerden biri olan ısıtma ile soğutmanın aynı sistemde birleştirilmesini ısı pompaları alanında da yaşıyoruz. 


Enerji Verimliliğ Yasası


Enerji Verimliliği Yasası 2007’de çıkmasına rağmen, hâlâ uygulanmasına yönelik alt mevzuat çalışmaları tamamlanmadığı için yaşamımıza tamamen girebilmiş değil. Ama 2010’dan itibaren yürürlüğe girecek olan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ile etkilerini hissetmeye başlayacağız. Bilindiği gibi Enerji Verimliliği Kanunu esas itibarı ile enerji tüketen cihazlarda minimum verimlilik koşulu getirmekte, yapılar için enerji kimlik belgesi öngörmekte, belirli büyüklükteki binalar için enerji yöneticisi tanımlamakta, endüstriyel işletmelerdeki enerji tasarrufuna yönelik önlemleri çeşitli teşvik modelleri ile desteklemekte, bireysel sistemlerin uygulama alanlarını kısıtlamakta ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını öngörmektedir. Enerji verimliliği kavramı özellikle 2008 yılından itibaren gerek ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin çalışmaları, gerekse de yükselen enerji maliyetleri ve artan çevre sorunları nedeniyle ülkemizin öncelikli gündem maddeleri arasına girmiştir.


Yükselen yıldız; ısı pompaları


Isı pompaları yüksek COP değerleri ile doğa enerjisini konutlara taşıyor. Son zamanlarda hava kaynaklı makinalar üzerinde çalışmalar yoğunlaşmakta, zira sondaj maliyeti yok. Bu makinalar artık -20 °C dış hava sıcaklığına kadar çalışabilmekte ve 4 gibi yüksek COP değerlerine ulaşabilmektedir, böylece 1 birim enerji kullanarak havadaki 4 birimlik enerjiyi konuta taşımış oluyoruz. Isı pompaları önümüzdeki dönem hem evsel hem de sanayi uygulamalarında hayatımıza daha çok girecek. Böylece fosil yakıtlı kazanlara destek sağlayarak, tükettiğimiz enerjinin belirli bir kısmının yenilenebilir kaynaklardan sağlanması mümkün olacak. 

Viessmann evsel alanda sahip olduğu önemli potansiyelin yanında, gruba katılan KWT ile bundan böyle yüksek kapasitelerde (bölgesel ısıtma, sanayi kuruluşları vb.) atık ısısı olan tesislerde ihtiyaca göre etkin çözümler sunulabilecek.

Türkiye pazarında 

ısı pompaları

Bugün için Türkiye ısı pompası pazarının çok doyurucu bir noktada olduğu söylenemez, ama bu konudaki talepler artış sürecinde. Konu yavaş yavaş profesyonellerin de gündemine giriyor. Tüketicilerin ısı pompası kavramına ilgisi artmakta. Isı pompalarının uygulama alanları doğalgazın olmadığı yerlerde daha yüksek. Doğalgazın bulunduğu bölgelerde de ısı pompası ile desteklenen sistemler gündeme alınmalıdır. Ancak yinelemek gerekir ki, doğalgazın olduğu yerlerde, yoğuşma tekniği tercih edilmelidir. Yoğuşma tekniği, denenmiş, güvenilir, pratik bir teknoloji ve bugün için en doğru çözümdür. 


Sektörün geleceği: Verimli sistem çözümleri 


Gelecekte mühendislik altyapısı güçlü, artı değer koyabilen, mühendislik çözümleri üretebilen firmaların önü çok açık görünüyor. Son dönem firmaların ürün bazlı satışa yöneldiklerini ve burada ciddi rekabetten dolayı olumsuz etkilendiklerini görüyoruz. Oysa önümüzdeki dönemde ürünün ötesinde sistem sunabilen, her bir uygulamaya özgü farklı sistem alternatifleri geliştirebilen, verimlilik ve çevre odaklı mühendislik çözümleri sunabilen firmalar farklılık yaratacak ve sektörün derinliğini artıracaktır. Verimli sistemlerle özel, çevreci çözümler gelecekte üreticiler için olduğu kadar, tasarımcı ve uygulamacılar için de uzmanlığın öne çıktığı geniş bir uygulama alanı sunmaktadır. Gerek sürdürülebilir çevre koşullarının sağlanmasına yönelik yükselecek toplumsal talepler, gerekse de yeni yasal düzenlemeler sektörümüze yeni görevler ve sorumluluklar yükleyecektir. Bu bakımdan sektörü dinamik bir sürecin beklediğini söyleyebiliriz. Viessmann, sahip olduğu geniş ürün programı, satın almalarla daha da genişlettiği bilgi birikimi ve topluma karşı olan sorumluluğunu açık olarak tanımladığı şirket kültürü ile bu yeni dönemde öncü özelliğini geliştirmeyi amaçlamaktadır.


İlk benimsenmesi gereken; yoğuşma teknolojileri


Bilindiği gibi yoğuşmalı sistemler, diğer klasik sistemlere göre % 15 – 20 mertebelerinde bir tasarruf sağlıyor. Eğer eski bir sistem yoğuşma tekniği ile yenilenirse sağlanan tasarruf oranı daha yüksek olabiliyor. Bundan bir kaç yıl önce yoğuşmalı ürünlerin fiyatları çok daha yüksekti, ancak üretim adetleri arttıkça birim fiyatlar düşmeye başladı, günümüzde yoğuşmalı cihazlarla yoğuşmasız cihazların aralarındaki fiyat farkı çok azaldı. Artık yoğuşmalı cihazlar tüketicinin rahatlıkla satın alabileceği seviyelere ulaştı, amortisman süreleri birkaç yıla düştü. Benzer şekilde yer tipi yoğuşmalı kazanlarda da ciddi yol katedildi. Viessmann olarak örneğin 630 kW’a kadar Vitocrossal 200 kazan serimiz var. Büyük bir binayı tek başına ısıtabiliyor. Özel Matrix ışınım brülörüyle ses sorunu yok, tamamıyla paslanmaz çelik. Bu üründe çok iyi fiyat-kalite dengesi yakaladık, bu ürünü özellikle yeni doğalgaz bölgelerinde iyi tanıttığımızda başarılı olduğumuzu görüyoruz. Elbette yoğuşma tekniğinin giderek yaygınlaşmasındaki en önemli etken, duydukları memnuniyeti çevrelerine aktararak bu yeni teknolojinin gönüllü propagandasını yapan tüketicilerdir. Diğer taraftan yoğuşmalı cihazlar bugün için Türkiye pazarında tatminkar bir seviyeye ulaşabilmiş değildir, halen ülkemizde % 10 mertebelerinde bulunan yoğuşmalı cihazların oranının birkaç yıl içinde % 50’lere gelmesi beklenmelidir. Zira yoğuşma tekniği kendini ispatlamış, ilk yatırım maliyetleri tüketiciye aşırı bir yük getirmeyen cazip bir seçenek haline gelmiştir, buna karşılık kısa amortisman süreleri ve daha düşük CO2 emisyonları sağlamaktadır. Özellikle gaz yakıtlı sistemlerde yoğuşma teknolojisinin kullanımından sonraki adım da, yoğuşma tekniğinin güneş enerjisi sistemleri, ısı pompaları, kojenerasyon sistemleri gibi ileri teknolojilere entegre edilmesidir. Yoğuşmalı cihaz seçerken üretici firmanın cihaz tasarımı ve malzeme seçimine dikkat edilmesi gerekmektedir. “Yarı Yoğuşmalı” olarak adlandırılan cihazlardan beklenen performans sağlanamaz. Viessmann baştan beri ileri paslanmaz çelik teknolojisi ile uzun ömürlü “Tam Yoğuşmalı” kazan ve kombiler sunmaktadır.


Marka gücü dost mu düşman mı?


Viessmann gibi üst ürün grubunda konumlanmış uluslararası bir marka için bütün tüketici profillerine yönelik bir “ulaşılabilirlik” her zaman mümkün olamıyor. Kurumsal iletişim stratejinin odaklanması gereken temel problemlerden biri de bu zaten. Mevcut imkanlarla kendinizi pazara anlatabilme yeteneğiniz burada büyük önem kazanıyor. Daha önce değindiğimiz gibi üründen ve verilen hizmetten memnun tüketicinin yakın çevresinde gerçekleştirdiği gönüllü propagandanın da önemi elbette çok büyük. Markamızdaki “kalite” algısı çok yüksek. Bunun yanı sıra ülkemizin ekonomik şartlarına uyumlu cazip imkanlar yaratma konusunda yoğun çaba sarf ediyoruz, süreklilik gerektiren bir çalışma bu. Yükselen enerji maliyetine ve artan çevre sorunlarına karşılık bir “Viessmann” ürününe sahip olmak müşterimizde prestij ve mutluluk duygusu uyandırmalıdır, temel amacımız budur.  


Ekolojik ayak izinizi küçültün


Yaklaşık 50 daireli, merkezi sistemle ısınan bir büyük apartman düşünün; ısıtma sistemi kömür yakıyorsa yılda 660 ton CO2 atmosfere salınıyor. Isıtma sistemi doğalgaz yakıyorsa CO2 oranı % 60 azaltılmış ve 260 tona indirilmiş oluyor. Yoğuşma teknolojisi ile bu oran % 70’e yaklaşıyor ve CO2 miktarı 220 tona indirilmiş oluyor. 

Bir otel sahibi ile yaptığım görüşmeyi unutmuyorum: Bir kaç yıl önceydi, yoğuşmalı sistemler ve beraberinde güneş enerjisinden yararlanacağı sistemler kurduğumuz otelin sahibi; “Ben otelimi sadece denizi, kumu, güneşi ile değil, çevreye verdiğim önemi ile satacağım. Müşterimiz buraya gelirken, çevreye duyarlı bir insan bilinci ile biz tercih etmiş olacak, çevre duyarlılığına prim vererek gelecek” demişti. Temel hedef bu; verimlilik ve çevre duyarlılığı felsefesinin toplumda üreticiden tüketiciye bir zincir oluşturması… 



Etiketler


Video İçerik

Performansa Dayalı Deprem Tasarımı Yaklaşımı

Sempozyum